Lenin ve Din II

Musa Kazım GÜLÇÜR

25 Eylül/2019

Vladimir Lenin ve Joseph Stalin, Gorki şehrinde, 1922 yılı civarı.

Giriş

Komünist ideolojinin “din” konusuna bakışını birinci bölümde ele almıştık. Bu bölümde ise; Komünizm’in ve bu ideolojinin pratisyeni durumunda olan Lenin ve Stalin’in dine ve din eğitimine karşı tavırları, din karşıtı faaliyetleri, camilerin yok edilmesi, medreselerin kapatılması, İslâmî tören ve aktivitelerin yasaklanması, din aleyhtarı propagandanın örgütlenmesi, din karşıtı propa­gan­da usulleri ve ateistik eğitim çalışmalarından bahsedilecektir.

Sovyet Rusya’sı döneminde, Leninist ve Komünist ideolojilerin en açık çabalarından biri, genel olarak dine ve din eğitimine cephe almasıdır. Önceleri bu cepheleşmeyi, “toplumun büyük medeniyet aşamasına ancak dinden kurtulmakla ulaşabileceğini söyleyerek ve dinin gerileme nedeni olduğunu” ileri sürerek baş­lat­mışlardır. Kısa bir zaman sonra da dine, dinî müesseselere ve dinî eğitim ve öğretime topyekûn bir savaş ilan etmişlerdir.

Takdir edileceği üzere İslâm, ilerleme ve kalkınmanın karşısında olmadığı gibi, aynı zamanda bilimsel araştırmanın ve bilimsel deney meto­du­nun da kaynağı ve sahibidir. Ancak Leninizm, Müslüman bir milleti, İslâm’ın mükemmel yapısından ayırmak ve uzaklaştırmak gibi çok çetin bir işe girişmiştir. Bu, tamamen tarihîn akışına, ilerleme metotlarına aykırı ve aynı zamanda Müslümanların mizacı, zevki ve derin kökleriyle çelişen bir hare­ketti. Leninizm’in İslâm’a ve onun eğitim-öğretimine karşı başlattığı askerî, siyasî, iktisadî ve kültürel savaşa karşı, gizli bir şekilde de olsa direnç mutlaka devam etmiştir.

Din Aleyhtarı Propagandanın Örgütlenmesi ve Eğitilmesi

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu, kısaltılmışı Politbüro (Stalin, 14. Kongrede müttefikleri ile birlikte).

Bryan’a göre, din düşmanlığı propagandasının tertip ve yöne­ti­mi­nin asıl sorumluluğunu Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreterliği, Propaganda ve tahrik şubesi yüklenir. İkinci derecede sorumluluk, Parti hiyerarşisinde bir kademeden diğer kademeye geçer. Her idari kademede bu işi bir parti sekreteri kontrol eder. Bu parti sekreterine “bilimsel ateizm konseyi” şeklinde kurumlaşmış bir uzmanlar kadrosu yardımcı olur.

Parti gözetiminde çok sayıda kurum ateistik çabalara iştirak eder. Bun­lar, üniversiteler, pioneer okulları (Komünist/Leninist Gençlik Birlikleri), komsomollar (Komünist ideolog yetiştiren fakülte), yayın organları, sendikalar, kültür ve eğitimle ilgili kuruluşlar, siyasal eğitim örgütü ve geniş bir propagan­dacı grubuyla diğer grupları kapsar.

Parti, mensuplarından, din dâhil olmak üzere burjuvaziden geriye kalan her türlü unsur ile mücadele etmelerini ister. Halkın ve parti mensuplarının bu mücadelede pek istekli olmamaları üzerine, parti merkezi, din karşıtı faaliyetler­de kullanmak üzere halkın bazı kesimlerini organize edebilmek için çok çaba harcamıştır. Parti, özellikle kendi çevrelerinde saygın olan kimseleri listeye almaya gayret etmiştir. Müslüman toplumlarda yaşlılara saygı gösteril­di­ği bilindiğinden, listeye yaşlıları alabilmek için de özel gayret sarf edilmiştir. 1960’lara kadar din aleyhtarı propagandacıların tek meziyeti Allah’a inanmamaktı.

Din aleyhtarı uzmanları yetiştiren merkezlerden biri de Grozni’deki Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Pedagoji Enstitüsü’dür. Enstitüye bağlı her fakülte, bilimsel ateizmin ana ilkeleri üzerinde bir öğretim sunar. Propaganda alanında ihti­sas yapan öğrencilerin eğitimi, ateist öğrenci kulüplerince pekiştirilir. Üye­ler din aleyhtarı propagandanın metotlarını öğrenirler ve tatilde, Cumhu­ri­ye­tin kırsal bölgelerinde yaşayan halk üzerinde uygularlar.

Devletçe desteklenen diğer yetiştirme merkezlerinden birisi de Öğret­men Tekâmül Enstitüsü’dür. Bu enstitü 1958–68 yılları arasında 1300 kadar uzman eğitmiştir. Enstitü müfredatı, çocukların din karşıtı olarak eğitilebilmesi için dersler oluşturmuştu. Bu enstitü 1961–63 yılları arasında 119 kulüp uzmanı, 70 kütüphaneci ve bilimsel ateizmin temelleri ve uygulaması alanında eğitilmiş 700 civarında öğrenci mezun etmiştir.

Din aleyhtarı propaganda eğitimi için parti, alanında ünlü uzmanlar, yükseköğretim kuruluşlarından, toplumbilim ve tabii bilimler alanında uzman olan profesörler, tarih, dil eğitimi, tıp ve ekonomi dallarında bilimsel araştırma yapan enstitü üyeleri, konferans ve seminer vermekle görevlendirmiştir. Bu profesyonel kimseler, vakitlerinin bir kısmını teorik ve metodolojik din–karşıtı dersler vermek zorundadırlar.

Din aleyhtarı propagandacıların eğitimi iki kademeli bir sistem takip etmektedir:

Birinci kademede; öğrencilere bilimsel ateizmin ana ilkeleri, din ile ateizm tarihinin temel bilgileri öğretilir. Propaganda sanatının organizas­yo­nu ve metotlarına ağırlık verilir. Bu kademedeki eğitim süresinde bir konuş­ma­nın nasıl yapılabileceği, din aleyhtarı amaçlar için bilimsel alandaki başa­rı­la­rın nasıl kullanılacağı, sorulu-cevaplı seansların nasıl düzenleneceği, din­len­me ve okuma salonlarının nasıl tertipleneceği ile ilgili bilgilerle birlikte diğer birçok öğütler verilir.

İkinci kademedeki eğitimde; öğrenciler İslâm’la ilgili bilgiler edinirken, İslâm’ı anlatan kısa süreli kurslara girer ve İslâm’ı nasıl eleştirebileceklerini öğrenirler. İslâm’ı eleştirebilme seviyesine ulaşabilmeleri için öğretilen konular şunlardır:

İslâm Tarihî,

İslâm’ın menşei ve mahi­yeti,

Temel inançlar,

İbadet ve gelenekler,

Dinî bayramlar,

Dinî mez­hep­ler,

İslâm’da kadının yeri, vs.

Bazı seminerler, Cumhuriyet’te ortaya çıkan dinî problemleri konu edinir. Bu seminerler şu konuları araştırır:

İslâm’ın değişik bölge, şehir ve yerleşim merkezlerindeki etkinliği,

Cumhuriyet’te mevcut olan çeşitli sufi tarikat ehlinin gerici faaliyetleri,

Cumhuriyet’te kaybolmayıp yaşayan örf, adet, şeriat kanunları ve bunların uygulandığı yerler,

Birden fazla kadınla evlenme geleneğinin hala devam etmesi, kan davaları, vs.

Komünist Partisi, din aleyhtarı propagandacılara faaliyetlerinde devam­lı destek sağlamak üzere pek çok müessese kurmuştur. Bunlar arasında en önem­li olanları şunlardır: Bilimsel Ateizm Konseyi, Vilayet Metodoloji Üniver­siteleri, Siyasal Bilgiler Enstitüleri.

Din aleyhtarı neşriyatın rakamları da enteresan boyutlardadır. 1958’de 264 çeşit din karşıtı basılan kitap 6.711.000 nüsha olarak dağıtılmıştır. 1960’da ise 403 çeşit, dağıtılan nüsha sayısı ise 6.248.000, 1961’de 355 çeşit, dağıtılan nüsha 5.422.000, 1962’de 336 çeşit, dağıtılan nüsha ise 5.845.000’dir. Bu rakamlara periyodikler dâhil edilmemiştir.

Din Karşıtı Propaganda ve Eğitim Faaliyetleri

Pioneer ve Komsomol okulları öğrencileri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Sendikaları Sözleşmesinin XVII kuruluş yıldönümünde üyeleri ve misafirleri selamlarken.

Benningsen’e göre, din karşıtı propaganda devam etmekte ve gelecekte de devam edeceğe benzemektedir. Başarılı olup olmadığı ise tartışılır bir konudur. 1922 yılında, din üzerine yapılmış son konuşmalarından biri olan “Militan maddeselciliğin anlamı üzerine” konulu makalesinde Lenin, parti ve hükümet görevlilerini “din karşıtı propaganda” hususunda oldukça yetersiz ve başarısız gördüğünü belirterek onların daha fazla çalışmasını istemiştir. Hayit, Sovyetlerin, propagandada başarısız kaldıklarını anlayınca, 7 Ağustos 1958’de bu duruma karşı bir tedbir almak amacı ile “İlmî Allahsızlık propagandasında büyük kifayetsizlikler ve bunların düzeltilmesi” ile ilgili bir karar kabul ettiklerini belirterek, söz konusu kararın ayrıntılarına yer vermiştir. 11 Kasım 1954’te de “Halk Arasında İlmî Allah’sızlık propagandası hakkındaki hatalar” konusunda bir karar daha alınmıştır.

Din aleyhtarı propaganda neden başarısızlığa uğramıştır? Bryan’a göre bunun iki nedeni vardır: Birincisi, din aleyhtarı programların ve propagandacıların kifayetsiz ve can sıkıcı hale gelmiş olmasıdır. Nitekim propagandacılar çoğunlukla Rus, Ukrayna’lı, Ermeni ve Osetyalı olup, İslâm’la ilgili meseleleri bilmez ve ilgi duymazlardı. İkinci ve belki de en önemli neden ise, İslâm’ın gücünü göstermesi olayıdır. Sebepleri pek anlaşılamamakla birlikte, İslâm’a duyulan ilgide bir uyanış gözlenmektedir. Geçmişi keşfetme ve geleneksel değerlere karşı gittikçe büyüyen bir ilgi vardır. İslâm, millî mirasın bir parçası olarak görülmektedir. Bu canlanış, özellikle genç kuşak ile aydın tabakasında güçlü olmuştur.

Din karşıtı propagandaya neden bu derece önem verildiği de ayrı bir sorudur. Pennar, Sovyet politikasının bu hususta iki temel korkuya sahip olduğunu belirtiyor: Bu korkuların başında Pan-İslâmcı ve Pan-Turancı hareketler gelmektedir. Aslında bunlar gereksiz endişelerdi. Ne Pan-İslâmcılık ne de Pan-Turancılık devrim öncesi ve sonrası Rusya’sında derin köklere sahip değildi. Müslüman topluluklar çeşitli kısımlara ayrılmıştı. Büyük bir çoğunluğu Sünnî dindarlardı. Bir kısmı hem dindar hem sosyalistti. Sadece çok az bir kesim Pan-İslâmcı ve Pan-Turancı sayılabilirdi. Ama buna rağmen hükümet endişelendi ve Lenin din karşıtı propagandaya büyük önem vermeye başladı. Bu çarpık anlayış ve telakki, Müslümanların dinî müesseselerini yıkma, Müslümanların dışarıdaki Müslümanlarla bağlarını kesme ve Müslüman toplumları, mümkün olan en küçük topluluklara ayırma politikasını da beraberinde getirmiştir.

Din karşıtı propaganda istenilen başarıyı elde edememesine rağmen yakın yıllar itibariyle de devam etmektedir. Bennigsen’e göre, 1980’den itibaren Sovyet Orta Asya’sında yeni ve yoğun bir anti-İslâmî propaganda başlatılmıştır. Propagandanın yoğunluğu, Türkistan, Kafkas dilleri ve Rus dilinde bastırılan kitap ve broşür sayısına bakılarak anlaşılabilir. 1980 yılında bu türden 27 çeşit kitap ve broşür yayınlandı. Bu sayı 1982’de 37 ve 1983’de de 52’dir. Bu yayınlar özellikle Kafkasya’yı hedeflemiştir. Bu yeni anti-İslâmî kampanyanın -ki bu kampanyaya sayısız makaleleri ve med­yayı da dâhil etmeliyiz- ana temaları şunlardır:

1. İslâmî gelenek, örf, adet ve ibadetlerin bağ­naz yapısı,

2. Fundamentalist eğilim tehlikesi.

1982’den önceki din karşıtı yayınların ana teması, bütün dinler ve İslâm’ın bilim karşıtı yapısına değinmek, ayrıca dinî/ahlaki yapı ile sosyalist sistemin zıtlığını öne sürmekti.

Gorbaçov ve Yeltsin’le uzanan değişim çizgisinde, bu geleneksel anti-İslâmî strateji değişmemiştir. Moskova’nın dış ülkelerde İslâm’a taraftarmış ya da hoşnutmuş görüntüsü, içeride ise örtük düşmanca tavrı devam etmiştir.

Din Üzerindeki Yasamanın Sınırlılığı

Moskova hükümetinin önderliğinde, 1914/42’de kurulan dört ayrı Diyanet İşleri Müdürlüğü (Taşkent, Buhara, Baynas ve Ufa), İslamiyet’e uyum sağlamak için, daha doğrusu İslamiyet’i Sovyet hukukunun denetimi altına getirmek için devreye sokulmuştu. Ancak 1975 Haziran’ında yürürlüğe giren din yasası, müdürlükleri dört büyük müftülük haline getirdi (Türkistan, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Volga). Bu müftülerin görünüşte büyük yetkileri vardı ve ülke çapında maksimum 2000 kadar memura nezaret ediyorlardı.

Bennigsen’e göre bu müftüler, Sovyetler dâhilindeki din karşıtı, özellikle İslâm aleyhindeki propagandalar, eğitim faaliyetleri, basılı malzemeler ve Müslüman cumhuriyetlerde bugüne değin neler olup bittiği konusunda hiçbir görüş belirtmemişlerdir. Ayrıca bu müftüler, zaman içerisinde camilerin kapatılmasına da ses çıkarmadıkları gibi, Rus hükümetlerini daima övegelmişlerdir.

1917 Ekim devriminden günümüze kadar, bir taraftan din karşıtı propaganda ve eğitim faaliyetleri, devletin İslâm ve Müslümanlar üzerindeki menfi tutumu, diğer taraftan da Komünist ideolojinin sınır tanımaz din düşmanlığı, birer eğitim yuvası olan camiler, Kur’an Kursları ve diğer dinî müesseseler açısından oldukça negatif neticeler doğurmuştur.

1928’den itibaren bütün dinî mahkemeler, vakıflar, din eğitimi veren müesseseler kapatılmış, o dönemde devlet sınırları dâhilinde 24.000 olan cami sayısı (bu sayıya Buhara ve Hiva’dakiler dâhil değildir) 1980’lerde 400 civarına inmiştir. İslâm, halk hayatından tamamen elimine edilmeye çalışılmıştır.

Bräker’e göre, alınan bu zecri tedbirlerin büyük bir faydası görülmemiştir. Sovyet devleti yasamasının İslâm’la ilgili temel hedefi, İslâmî müesseselerin gücünü ortadan kaldırmaktı. Bunda başarılı olunamadı, çünkü Rus Ortodoks kilisesinin tersine İslamiyet, “Kilise” biçiminde kurumlaştırılmış kalıpları önemsemiyordu. Ne hiyerarşi ne de dinî hükümleri icra mekanizmaları gibi konular, İslamiyet’e ağırlıklarını koymamışlardır. İbadetin yapılabilmesi için, ne bir imama tahsis edilmiş idari bir bölge, ne de bir ruhban sınıfı gereklidir. Namaz kılınan camilerin varlığı da dinî görevin mutlaka yerine getirilmesi için gereken yerler olarak düşünülmemiştir. Cami Müslümanlar için dinsel bir kurumdan daha ziyade ümmet içindeki kardeşliğin ifadesidir.

Bräker’e göre müftüler, Marksist-Leninist düşünceyi adeta zora sokan biçimde, yalnız dinin korunmasını değil, ayrıca Sovyetler Birliğinde İslamiyet’in can­lan­ma­sını hazırlayacak bir gelişmeye yol açmıştır. Müftüler bir taraftan tanrısız devlet otoritesine övgüler yağdırırken, öte yandan büyük İslâm cemaatinin haklarına sahip çıkmaya çalışmaktadırlar. Bräker, devamla şu tespitlerde bulunuyor:

Müslüman hocaların bu davranışı kesinlikle görünümü kurtarmak anlamına gelmez. Eski Orta Asya Diyanet İşleri Başkanı olan Müftü Ziyaeddin Babahan, 1979 Eylül’ünde Duşanbe’de yaptığı konuşmada, açık bir şekilde Müslüman ümmetin bir ferdi olduğunu belirtmiştir. Bu ümmet düşüncesi bütün İslâm ülkelerine yayılacak biçimde gelişecek ve Kur’an’dan kaynaklanan şeriat, çağın gereklerine göre pratik düzenlemelerle, çağdaş İslamiyet’in yönetsel, hukuksal ve ekonomik temellerini atacaktır. Bu gelişmenin neden olduğu siyasal hadiselerin, sadece “buzdağının ucu” gibi görünen bir başlangıç olduğunun bilinmesinde fayda vardır. Dolayısıyla ileride Müslüman Türk cumhuriyetlerinin siyasal gelişmesi için geçerli olacak ölçüler, yalnızca İslâmiyet’in değer yargılarına bağlı düzenlemeler olacaktır.

Müslüman Bürokratların Dini ve İdeolojik Tutumu

Son Sovyet Müftüsü Muhammed Sadık Muhammed Yusuf (15 Nisan 1952–10 Mart 2015).

Sovyet otoritelerinin kuvvetli baskısına rağmen, Müslüman kadrolar tabi ki İslâm dinîne karşı sempatik davranmaktadırlar. Ancak Müslüman bürokratların, Rus meslektaşlarına karşı bu dinî-ideolojik tutum­la­rın­dan kaynaklanan bazı karışıklıklar mevcuttur. Bennigsen, bu hususu şöyle analiz etmektedir:

Bu Müslüman bürokratlar, derin bir şekilde az ya da çok gizli bir Rus düşmanlığı yaşamaktadırlar, özellikle de Komünist Partisi üyelerine karşı. Bu düşmanlık, makam yarışında, Partide karar verme mekanizmalarından dışlanmalarında, atamalarda ve ordudaki tayinlerde kendini hissettirmektedir. Orduda genel olarak komuta konseyinde Müslüman Türk yoktur. Yine aynı şekilde önemli olarak Ruslar üzerinde geleneksel Türk üstünlüğü duygusunu da hesaba katmak gerekir. Bu, hepimizin kolaylıkla anlayabileceği gibi, orta çağlar boyunca, Türklerin Rusları kendi egemen­lik­le­rin­de tutmuş olmalarıdır. Bu husus ne Türklerce ne de Ruslarca unutulmuş değildir.

Müslüman bürokratların bu ideolojik tutumundan kaynaklanan, karar mekanizmalarında rol alamama süreci hem Cumhuriyetlerde hem de Moskova’da devam etmektedir. Ancak, bu durumun meşhur bir istisnası vardır, Haydar Aliyev. Fakat onun bu durumu, Türk kökenli olmasından dolayı değildir. Bilindiği gibi Aliyev, KGB (şimdi FSB) içerisinde general rütbesindeydi.

Sonuç

Bu bilgiler ışığında, aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkün görünmektedir:

İlk çıkarılacak sonuç, dinî eğitim ve öğretimin, Demokrasi dönemine kadar yasaklanmış olsa bile gizli bir şekilde devam ettiği ve özellikle günümüzde gittikçe güçlendiğidir.

Kaynakların çoğu, Kafkasya’nın bugün bile sufizmin kalesi olduğunu ve bu açıdan en hassas bölgelerden birini oluşturduğunu kabul etmektedirler.

Lenin ve Stalin dönemleri ile onu izleyen 1930, 1942 ayaklan­ma­la­rında dinî şahsiyetlerin hemen hepsi ya öldürülmüş ya da Sibirya’ya sürülerek akıbetleri meçhul kalmıştır.

Ruslarla etnik ve dinî ayrılıktan kaynaklanan gizli–açık gerilim ve zıtlaşmala­rı­nın köklerinde İslâmî aktivite ve tarikatların büyük rolü vardır.

İslâmiyet’in, buna bağlı olarak dinî eğitim ve öğretim faaliyetlerinin siyasal baskılarla durdurulması veya yok edilebilmesi mümkün gö­rün­memektedir.

İslâmiyet, dinî eğitim–öğretime duyulan ihtiyaç, bütün dünyada olduğu gibi Orta Asya Cumhuriyetlerinde de bir uyanış dönemi yaşamaktadır.

İletişim alanındaki yenilikler bütün dünyada olduğu gibi Rusya’yı da etkisi altına almıştır. Müslüman–Türk Cumhuriyetleri de bu gelişmeden etkilenmektedirler.

Marksizm–Leninizm eski güç ve itibarını yitirmiştir. Komünizm telaffuz bile edilmemektedir. İslâm, sufizm-tarikat unsurları daha dinamik ve daha çekici bir hal almıştır.

Kurilla’nın da belirttiği gibi, glasnost ve perestroyka ile insanlar da dine karşı devletin daha müsamahakâr davranacağı beklentisi hâsıl olmuştur. Müslüman halklar, Sovyet okullarında 70 yıldan beri devlet eliyle uygulanan ateist eğitim ve din karşıtı propagandanın kalkmış olmasından memnundurlar. Hemen bütün dinlerin, kara büyü ya da hurafe seviyesinde algılanmasından sonra, bu tutumun değişmesi yeterli olmasa da dinî bir hürriyet havasının yayılması önemli bir sonuçtur. Diğer önemli bir sonuç ise, daha önceleri Komünist Gençlik Grupları, Genç Öncüler ve Komsomol Cemiyetleri şeklinde adlandırılan kurumların etkinliklerini kaybetmesidir.

Orta dereceli okullarda, üniversitelerde ve toplumun diğer kesimlerinde gençler dine karşı büyük ilgi göstermektedirler.

Bibliyografya

Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

Akiner, Shirin, “Islamic Peoples of the Soviet Union”, The MWL (Muslim World League) Journal, Vol. 13, Sept./Oct., Makkah-1985.

Avtorkhanov, Abdurrahman; Marie Bennigsen Broxup (Editor); Bryan, Fanny E.B.; Gammer, Moshe; Henze, Paul B.; Lemercier, Chantal–Quelquejay, The North Caucasus Barrier (The Russian Advance Towards the Muslim World), C. Hurst and Com. Ltd. London-1992.

Baddeley, John F., Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, Çev.: Sedat Özden, Kayıhan Yay., İstanbul-1989.

Bennigsen, Prof.Dr. Alexandre; Wimbush, S. Enders, Muslims of the Soviet Empire–A Guide, C. Hurst Company, London-1985.

________, Islam in Soviet Union–General Presentation, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1985.

________, Kafkaslarda Müslüman Gerilla Savaşı, Çev.: Akın Kösetorunu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara-1984.

________, Prof.Dr. Chantal Lemercier, The Afghan War and Soviet Central Asia, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

________, Self–Determination In Soviet Central Asia–Problems and Prospects, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

________, Soviet Muslim Intelligantsia In Central Asia–Ideologies and Political Attitudes,

Bociurkiw, Bohdan R., Lenin and Religion, Smith’s Printing Co., London-1967.

Bräker, Hans, İslâmiyet Sorununun Sovyetlerin İç ve Dış Politikasındaki Yeri, Çev.: Prof. Dr. Yuluğ Tekin Kurat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırma Grubu Yay., Ankara-1984.

Bryan, Fanny E., Sovyetler Birliğinin Çeçen–İnguş Cumhuriyetinde Din Aleyhtarı Faaliyetleri ve İslâmiyet’in Var Olma Mücadelesi, Çev.: Dr. Yasin Ceylan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırmaları Grubu, Ankara-1985.

Cabağı, Wassan–Giray, Kafkas–Rus Mücadelesi, Baha Matbaası, İstanbul-1967.

Geiger, Bernard; Tibor, Halasi–Kun; Kuipers, Aert H.; Menges, Karl H., Peoples and Languages of the Caucasus (A Synopsis), Mouton and Co.–S. Gravenhage, Netherlands-1959.

Hamid, Muhammed, Imam Shamil–The First Muslim Guerilla Leader, Islamic Publications Ltd., Lahore (Pakistan), trsz.

Hayit, Dr. Baymirza, Sovyet Rus Emperyalizmi ve Türk Dünyası, Güven Yay., Ankara-1975.

Henze, Mary L., 19. Yüzyıl Seyyahlarına Göre Orta Kafkaslarda Din, Çev.: Prof. Dr. Ahmet Edip Uysal, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırma Grubu, Ankara-1984.

________, Paul B., Sovyet Müslümanları Arasında İkinci Dil Olarak Rusçayı Yaygınlaştırmanın Gittikçe Artan Önemi, Çev.: Prof. Dr. Yuluğ Tekin Kurat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırmaları Grubu, Ankara-1986.

Kurilla, Pamella, “Believers Fight the Bureaucrats”, The Times (Educational Supplement), London-3.6.1988.

Lenin, V.I., Din Üstüne, Çev.: Ferhat Gelendeş, Başak Yay., Ankara-1988.

Menges, Karl H., A Little–Explored Turkic Group: The Turkic Languages of the Caucasus, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1958.

Pennar, Jaan, Islam and Communism–A Conference Sponsored by Institute for the Study of the USSR, New York-1960.

Prof.Dr. Bennigsen, Alexandre, “The Problem of Bilingualism and Assimilation in the North Caucasus, Central Asian Review, XV/3 (1967), 205–211.

Tewari, J.G., Muslims Under the Czars and the Soviets, Academy of Islamic Research and Publications, Lucknow, trsz.

Türkiye Ticaret Odaları, Komünizm ve Din, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Matbaası, Ankara-1966.

Wheeler, Geoffrey, Racial Problems in Soviet Muslim Asia, Oxford University Press, London-1962.

Wixman, R., “Kaytak”, The Encyclopedia of Islam (New Edition), Vol. IV, 1978, Leiden, pp. 846–7.

________, Language Aspects of Ethnic Patterns and Process in the North Caucasus, Chicago-1980.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s