Küçükler İçin Dini Hikayeler I

4 Ağustos/2019

İçindekiler

Güvercinin Hikayesi 1

Devenin Hikayesi 4

Dağın Hikayesi 7

Birinci Resim 8

İkinci Resim 8

Üçüncü Resim 9

Güvercinin Hikayesi  

            Beyazlı ve siyahlı renklerde, mutlu, huzurlu ve oldukça güzelim. Kanat çırpar, uçar ve Kâbe etrafındaki taneleri yemek için yere konarım. Kimseden korkmam. İnsanlar da benden korkmaz.

Güzel bir günün sabahı Mekke ve Medine arasındaki yolda bir mağaranın üzerinde uçuyordum. Yumurtalarımı bırakabileceğim bir yer arıyordum. Bu yumurtalardan iki küçücük güvercin meydana gelecekti. Orada burada pek çok yılan ve akrep gördüm. Bu yılanların bir av bekledikleri açıktı. Oralara yaklaşamadım. Çünkü beni tuttukları anda hemen yutabilirlerdi. Güzel bir örümcekle karşılaştım ve ona şunu sordum:

            “Bu yılanlar buraya niçin toplandılar?”

Şöyle cevap verdi:

            “İki insanın yolunu kesmek için, Mekke’deki büyük yılandan emir aldılar.”

            “Bu bahsettiğin iki kişi kim?”

            “Bilmiyorum… Sayın Güvercin, sen oldukça uzaklara uçabilecek güçtesin. Bu insanların kimler olduğunu benim için öğrenebilir misin?”

            Uçmaya ve havada yükselmeye başladım… Onları görene kadar oldukça uzun bir mesafe kat ettim. Nihayet Resul (sas) ile beraberindeki Ebu Bekir’i (ra) gördüm…

Aralarında yapmış oldukları konuşmalardan, kendilerini takip eden inançsızlardan gizlenip, biraz istirahat edebilecekleri bir mağara aradıkları anlaşılıyordu. Birden, onları daha önce görmüş olduğum mağaraya götürmeyi düşündüm. Onlar gelene kadar mağarayı temizleme işini yapabilirdim. Mekkelilerin onları yakalamış olduğunu düşünmüştük ama, işte gayet iyi durumdaydılar. Nihayet mağaraya sağ salim vardılar.

            Ebu Bekir (ra), mağaradaki yılan deliklerini kapattı, fakat birisi açık kaldı.

“Keşke ben de orasını vücudumla kapatabilseydim” diye düşündüm. O sırada örümcek ağ örmekle meşguldü. Ben, korku ve endişe içerisinde, bir o tarafa bir bu tarafa uçup duruyordum. Örümcek bana:

            “Lütfen biraz sakinleş ve yumurtalarını bırakabileceğin bir yerler bulmaya çalış!” dedi.

            “Mekkelilerden korkuyorum. Mağaraya doğru gelip gelmeyeceklerini anlamak için, en iyisi ben yolu gözetlemeye devam edeyim” diye cevap verdim.

            Mekke civarında uçmaya devam ettim. Kısa bir müddet uçuyor sonra da dönüyordum. Titrek ve ürkek bir şekilde, son dönüşümde örümceğe şunları söyledim:

            “Bir düşünsene! Kötü kimseler buraya doğru geliyorlar. Muhammed (sas) ve arkadaşını gördükleri anda yok ederler. Ne yapacağız?!”

            Örümcek bir müddet sustu. Düşünüyordu. Sonra şöyle söyledi:

            “Ağlarımı mağaranın kapısı önüne örecek ve orasını bu şekilde kapatmış olacağım.”

            Örümceğin bu fikri bana biraz tuhaf gelmişti. Çünkü kendi ağlarının mağara kapısını kapatabileceğini düşünüyordu.

Ama çok geçmeden onun düşüncesine ben de katıldım. Hemen yuvamı ve yumurtalarımı taşımaya başladım. Sonra da kapının önünde yumurtalarımın üzerine oturdum. Ben bu işleri yaparken örümcek de büyük bir süratle ağını örüyordu. İnançsızlar geldiler ve mağaranın kapısı önünde durarak birbirleri ile konuşmaya başladılar:

            “Muhammed ve arkadaşı acaba bu mağaraya gizlenmiş olabilirler mi?”

            “Belki…”

            “Kesinlikle burada olduklarını düşünüyorum!..”

            Ancak bazıları aynı kanaatte değillerdi ve şöyle söylüyorlardı:

            “Hiç zannetmiyorum… Görmüyor musunuz bu mağara yılan ve akreplerle dolu…”

            Münakaşa, “Giriyoruz… Girmiyoruz…” şeklinde devam ediyordu. Başka birisinin şu sözleri bizi kendimize getirdi:

            “Bu mağaraya niçin gireceğiz ki! Uzunca bir zamandır zaten buraya kimse girmemiş!..”

            Bir başkası:

            “Kimsenin girmediğini nereden anlıyorsunuz?” diye sordu. O da şöyle cevap verdi:

            “Baksanıza… Mağaranın kapısında örümcek ağları var. Şayet birisi girmiş olsaydı bu ağlar parçalanmış olurdu. Güvercin, yuvasındaki yumurtalarının üzerinde oturuyor. Buradan birisi geçmiş olsaydı, güvercin yuvasından ayrılmış, uçmuş, belki yumurtalar da kırılmış olacaktı… Uzun bir zamandır buraya kimsenin girmemiş olduğu anlaşılıyor!”

            “Doğru söylüyorsun, burada olmaları mümkün değil…” diyerek ona hak verdiler.

            Mağaradan uzaklaşmaya başlamışlardı. Uzaklaştılar, uzaklaştılar… Onları uzaklaştıran her bir adımın ardından ben ve örümcek büyük bir rahatlama hissettik. Gözden tamamen kaybolduklarında ise sevinçten kanatlarımı çırpmaya başlamıştım. Örümcek de büyük bir keyifle ağının ortasına giderek kurulup oturdu.

Resul (sas) uyandığında, şifalı elini, yılanın Ebu Bekir’in (ra) ayağını ısırdığı yere koyarak dua etti. Ebu Bekir’in acısı hafiflemiş, hatta artık tamamen yok olmuştu. Sevincimiz daha da artmıştı. Nebi (sas) ve Ebu Bekir (ra), biraz daha istirahat ettikten sonra yeniden yola çıkmışlardı. Uzun bir süre onların üzerinde uçtum. Bir taraftan kanatlarımı çırpıyor, diğer taraftan da içimden onlara:

            “Güle güle…” diyordum.      

            “Eğer siz ona (Resulüme) yardım etmezseniz (hatırlayın o demleri ki) kâfirler onu (Mekke’den) çıkardıkları (hicretine sebep oldukları) zaman bizzat Allah ona yardım etmişti.

(Yine de O, nusretini esirgemez. O demler öyle demlerdi ki Resülullah ancak) ikinin ikincisinden ibaretti (Haktan başka mededkâr yoktu). O zaman onlar (Sevr dağının tepesindeki) mağaradaydılar. Peygamber, o vakit arkadaşına (Ebu Bekir Sıddık’a):

“Tasalanma. Allah, hiç şüphe yok, bizimle beraberdir” diyordu.

Allah o (arkadaşı)nın üzerine (kalbine) sekînetini (kuvve-i manevisini) indirmiş, onu (Habîbini) görmediğiniz (manevî) ordularla teyid etmiş, kâfirlerin kelimesini (küfürlerini) alçaltmıştı.

Allah’ın kelimesi (tevhîd kelimesi) ise, o çok yücedir. Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.”  (Tevbe, 9/40)

Devenin Hikayesi

Ben sonsuz gibi görünen çöllerin gemisiyim. Yorulmadan, susamadan yürürüm. Uzun yolculuklara dayanıklıyım. Hz. Muhammed (sas), insanları İslam’a çağırırken, ben de Mekke’de bulunuyordum. Sahibim, Hz. Peygamber’in (sas) arkadaşı Ebubekir (ra) idi.

Muhammed (sas) ve Ebubekir (ra), Medine’ye hicrete karar verdiklerinde, bir rehber beni ve benden daha kuvvetli ve süratli olan kardeşimi, onların bulunduğu mağaranın kapısına getirdi. Benim üzerime Resul (sas), kardeşime ise Ebubekir (ra) bindi.

Yesrib’e (Medine) doğru yola koyulduk. Yol boyunca en küçük bir yorgunluk hissetmedim. Güneşin sıcaklığı da beni pek etkilemedi. Bilakis, hafif ve mutlu bir şekilde yol aldım. Çünkü bu önemli yolculukta, en büyük muhaciri taşıyordum.

Bu kutlu yolculuk boyunca, Resul’ün (sas) pek çok mucizelerine de şahit oldum. Mağara kapısının üstünde büyük bir örümcek ağı ve güvercin yuvası görmüştüm. Sanki bu mağaraya hiç kimse girmemişti.

Süraka bin Malik (ra), atı üzerinde bize nasıl yetişecekti! O gün gördüğüm manzarayı eminim ki kimse görmemiştir. Resul (sas), parmağı ile işaret edince, Süraka’nın atının ayakları tam üç defa kuma saplanmıştı.

Sonra Ümmü Ma’bed’in (r. anhâ), o zayıf kuru keçisini de görmüştüm. Nebi’nin (sas) eli değer değmez, keçi pek çok kişiyi doyuracak kadar süt vermişti.

Yolculuğumuzdaki hemen her olay, Muhammed’in (sas) büyüklüğünü, Allah’ın onunla beraber olduğunu ve insanların ona bir kötülük yapamayacağını gösteriyordu. Devamlı geçtiğim bu yollarda, onunla birlikte iken görmüş olduğum olağanüstü pek çok hikâyeyi size anlatabilirim.

Mesela, böyle bir yolculuğu, genelde on bir günde tamamlardım. Ama bu yolculuk, tam tamına sekiz günde sona ermişti. Halbuki sadece geceleri yol almış, gündüzleri ise gizlenmiştik. Çünkü bütün gözler, her tarafta bizi arıyordu. Ben ise Allah’tan, bu yolculuğun selametle bitmesini temenni ediyordum.

Yesrib’e yaklaşmıştık. Şehrin, uzaktan ağaçlarını, hurma bahçelerini görebiliyorduk. Mutlulukla dolmuştum. Çünkü Resul (sas), düşmanlarından kurtulmuştu. Bir taraftan yürüyüşüme devam ediyor, diğer taraftan da Yesrib’lilerin bizi nasıl karşılayacaklarını merak ediyordum. Resul’ün (sas) Mekke’den çıkıp kendilerine doğru gelmekte olduğunu biliyorlardı. Güneş tam üzerimizde iken, bir tepeden sevinçle yükselen sesi işittim. Şöyle diyordu:

“Bu gelen beklediğiniz arkadaşınız… Bu gelen beklediğiniz arkadaşınız…”

Kalplerinin derinliklerinden gelen bir sesle, insanlar tekbir ve tehlil getiriyorlardı. Bu sesler ile sanki yer sarsılıyor zannederdiniz. Muhammed (sas) benden indi ve Ebubekir (ra) ile birlikte bir hurma ağacının dibine oturdu. İnsanlar Yesrib’den çıkarak, Peygamber (sas) ve Ebubekir’in oturduğu yere doğru koşmaya başladılar. Pek çoğu onu daha görmeden sevmiş ve ona tabii olmaya karar vermişti.

Ebubekir (ra), örtüsü ile Resul’ü (sas) gölgelendiriyordu. Peygamber (sas) ise, etrafına toplanan ve kendilerini doğruya sevk etmesini isteyen insanlara, selamı aralarında yaymalarını, yoksulları doyurmalarını, birbirlerini sevmelerini ve fakir insanlara tasaddukta bulunmalarını öğütlüyordu.

Daha sonra Hz. Peygamber (sas) kalktı ve üzerime tekrar bindi. Yularımdan tutmamasına ve beni yönlendirmemesine şaşırmıştım. Medine ahalisi etrafımızı çevrelemiş bizimle beraber yürüyorlardı. Allah’ın o sevimli, küçücük varlıkları olan Medineli çocukların ağızlarından, oldukça tatlı bir şekilde şu şarkı sözleri dökülüyordu:

“Ay doğdu üzerimize,  

Veda tepelerinden,  

Şükür gerekli bizlere,  

Allah’a davetinden.

Ey bize gönderilen elçi,

Yüce bir emirle geldin,

Geldin, Medine’yi şereflendirdin,

Merhaba ey en hayırlı çağırıcı.”

Yıldızımız gidiyor, ben de kalabalık arasında yoluma sevk olunuyordum.

Gözlerden sevgi damlıyor, yüzler sevinçle parlıyordu. Medine’ye girdik. Orada her aile, Resul’ü (sas) kendilerine misafir etmek istiyor:

“Bizimle kal ya Resulallah” diyorlardı.

O ise, benim kendi halime bırakılmamı istedi. Benim için yolu açtılar. Allah nerede dilerse orada duracaktım. Belirli bir yere gelince ayaklarıma artık hükmedemediğim gibi bir duyguya kapıldım. Sanki gizli bir güç ve irade beni bilmediğim bir şekilde yürütüyordu.

Biraz yürüdükten sonra, birdenbire istirahate geçmem gerektiğini hissettim. Orada durdum. Daha ileriye gidemediğim gibi, yere çökme ihtiyacı da duydum.

Resul (sas) üzerimden indi.

“Bu arsanın sahibi kim?” diye sordu. Halk:

“Burası iki yetime ait bir arsadır. Onlar, burasını sana hediye etmek istiyorlar ey Allah’ın elçisi” dediler.

Ancak, Resul (sas) bu arsayı o yetimlerden satın aldı ve üzerine bir mescit ile kalmak için bir ev inşa etti.

Resülullah’ın (sas) “Ensar” diye isimlendirdiği Medine halkının, bu aziz ve bir o kadar da kıymetli misafirlerini, kısa bir zaman içerisinde ne kadar çok sevdiklerini gördüm. Ben ise, bu yolculukta, Resülullah’ı (sas) taşıdığım için çok büyük iyilik ve güzelliklere ulaştım.

Dağın Hikayesi

İsmim Uhud. Medine’den beş kilometre ilerideyim. Resul’ün (sas) hicretinden üç yıl ve Bedir savaşında tam bir yıl sonra, Kureyş ordusunun hemen yanı başımda askeri yığınak yaptığını gördüm. Çok büyük bir orduydu. Üç bin kadar asker vardı. İki yüz kadarı atlı, iki yüz kadarı zırhlıydı. Kadınlar şarkı söylüyor, Kureyş atları ve develeri bahçelerde otluyordu.

Muhammed (sas), onların karşısına bin kadar savaşçı ile çıkmıştı. İkisi atlı, yüz kadarı zırhlıydı.

Müslümanlar arasında küçük çocukların bulunması beni korkutuyordu. Bunlardan birisini yaşı küçük olduğu için almamışlardı. Ancak o büyük görünmek için ayak parmaklarının ucuna yükselmişti. Diğer küçük bir çocuk tartışmalardan sonra orduya kabul edildi.

Diğer taraftan ordunun içinde oldukça yaşlı kimseler de vardı. Bunlar şayet evlerinde oturmuş olsalardı kimse onları ayıplamazdı. Allah yolunda savaşmak, şehit olmak ve cenneti kazanmak istiyorlardı.

Müslümanların sayısı inançsızların sayısının üçte biri kadardı. Ama daha savaş başlamadan Müslümanların sayısı üç yüz kadar azaldı. Münafıklardan bir gurup adamları ile beraber ayrılmışlardı.

Nebi (sas), okçularını yerleştirmek için yüksekçe bir tepe seçti. Ben ise (Uhud dağı) onu korumak için arkasında idim. Düşmanların geçmesine engel olacak dar bir yolum vardı ki Müslümanların bunu göremeyeceğinden korkuyordum. Ancak az sonra korkum yok oldu. Çünkü Resul (sas) buraya elli kadar okçu yerleştirmişti. Ayrıca onların her ne sebep olursa olsun yerlerini terk etmemelerini istedi. Kendilerine ihtiyaç duyulsun ya da duyulmasın harbin sonuna kadar yerlerinde kalmaları gerekiyordu.

Adet üzere meydan okuma başladı. Önce Hamza ileriye çıktı. 0nunla müşriklerin sancak taşıyıcısı kıyasıya vuruştular. Daha sonra da savaş başladı. Ben -Uhud dağı- bu savaşta üç resim gördüm.

Birinci Resim

Müslümanlar düşmana karşı kahramanca çarpışıyor, onlara tam bir inançla hücum ediyorlar. Kureyş ise mukavemet ediyor, ancak bu fedakâr mümin kalplere karşı bir varlık gösteremiyorlar. Kureyş’liler kaçmaktan başka bir yol bulamıyor. Ancak Muhammed (sas) ve ashabı da onları bırakmayıp takibe başlıyorlar. Galibiyet müjdeleri verilmeye başlanıyor.

Ancak bu güzel resim, önümden yok oluyor ve arkasından şu karanlık resim geliyor:

İkinci Resim

Benim arkamda geçidi koruyanlar, galibiyet sebebi ile neşeleniyorlar ve bu görüntü onları aldatıyor. Resul’ün (sas) talimatlarını unutuyor ve yerlerini terk ediyorlar. Halbuki Resul (sas) onlara:

“Galip geldiğimizi ya da yenildiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayacaksınız” demişti. Ama yine de bu okçulardan bir kısmı, kaçan Kureyş ordusunun peşine düştü. Onların hiç olmazsa bir kısmını esir almak ve ganimete ulaşmak istiyorlardı.

Mekke ordularının kumandanı Halid bin Velid, olanları uzaktan gözlüyordu. Geçidi muhafaza edenler yerlerini terk edince, Müslümanları arkadan kuşatmaya başladı. Sonra da ansızın saldırdı. Kaçan Kureyş ordusu da bu durumu görünce kaçmayı bıraktı ve geri döndü. Bu defa onlar hücuma geçmişlerdi.

Ben olan bitene bakıyordum. Üzüntüden neredeyse yok olacak hale gelmiştim. Küçük bir gurubun yapmış olduğu bu ihmal, koca bir orduyu yok olma noktasına getirmişti.

Nebi (sas) bir çukura doğru inince, insanlar “Muhammed öldü!” diye bağırmaya başladılar. İnançsızlar artık Müslümanları yok edebileceklerini düşünmeye başlamışlardı.

Üçüncü Resim

Müslümanlardan birisi şöyle bağırdı:

“Muhammed’den sonra hayatı ne yapacaksınız?”

Bu ateşli ses onların yeniden toparlanmalarına sebep oldu. Müslümanlar bir araya geldi ve saflarını düzelttiler. Daha sonra da başka birisi şöyle seslendi:

“Muhammed (sas) hayatta!”

Kalpler yeniden ümitle doldu. Müslümanlar yeniden ve ümitle müdafaya başladılar. İnançsızların kendilerine ulaşamayacakları bir şekilde üstüme tırmandılar. Halid bin Velid’in adamları onları indirmeye çalıştıysa da Müslümanlar onlara taş ve oklarla karşılık vererek kendilerini korudular. Halid ve adamları böylece ayrılmak zorunda kaldılar.

Kureyş tekrar saldırmak için birkaç defa daha teşebbüs ettiyse de her defasında çekilmek zorunda kaldı. Müslümanları yok edemeyeceklerini anlamışlardı.

Ebu Süfyan, ordusunu topladıktan sonra şöyle bağırdı:

“Bedir’e karşılık olsun bugün… Savaş bir yarıştır… Bir gün size, bir gün bize…”

Savaş sona ermişti. Ben etrafıma, olayların geçtiği yerlere bakıyordum. Kureyş ordusunun savaş meydanından ayrıldığını gördüm. Yoksa Medine’ye mi gidiyorlardı? Yollar açıktı. Müslümanlar benim üzerimdeydi.

Heyecan ve endişe içinde bekledim ama daha sonra derin bir nefes aldım. Kureyş ordusu develerine binmiş, Mekke’ye doğru yol almaya başlamıştı. Kendi kendilerine şöyle konuşuyorlardı:

“Galip geldik mi?… Öyleyse hani ganimetler?”

“Müslümanlardan bir tek esir bile alamadık… Bu durumda hangi galibiyet?!…”

“Niçin Medine’ye yürümedik?!..”

Resul (sas) ve Müslüman ordu, gece geçtikten sonraki gün, Kureyş ordusunu kovalamak için onların peşlerine düştüler. Neyse ki Ebu Süfyan, olacakları bilmiş gibi, adamları ile beraber süratli bir şekilde oradan ayrılmıştı.

Muhammed (sas) ve arkadaşları geri döndüler. Dönüşlerinde yine benim yanımdan geçtiler. Bana bakışlarında sanki bir teşekkür ve minnet vardı. Çünkü savaş şiddetlendiğinde, ben onların sırtlarını, bir şekilde sağlama almalarına sebep olmuştum.

Bu muharebe ile insanlar tarihi bir ders de almışlardı. Galibiyet daima bir himayeye muhtaçtı. Kuvvetli bir sadakat ve istekle, yenilgi rahat bir şekilde galibiyete dönüşebilirdi.

Ben hala Medine’nin yanında duruyor, insanlara bu ebedi savaşı hatırlatıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s