Lenin ve Din I

Musa Kazım GÜLÇÜR

22 Eylül/2019

İçindekiler

Giriş 1

Lenin’in “Din” Konusundaki Görüşleri 3

Din’e Karşı Siyasal Tavır 5

Din Eğitimine Karşı Tutum 8

Bibliyografya 11

Giriş

Sovyet-Komünizm propaganda posteri,
Soldan sağa sırası ile;
Karl Marx, 1818-1883, Yahudi asıllı Alman politik ekonomist,
Friedrich Engels, 1820-1895,19. yüzyıl Alman politik filozof. Karl Marx’la beraber, Komünist Manifesto’yu (1848) yazarak komünist kuramın geliştirilmesinde önemli bir rol aldı. Karl Marx hayatını kaybettikten sonra onun en önemli eseri Das Kapital’in son iki cildini tamamladı.
Vladimir İlyiç Ulyanov (biline adıyla Lenin), 1870-1924, Rus sosyalist devrimci ve politikacı. Marksist-Leninist ideolojinin fikirsel önderi, Ekim Devrimi’nin lideri ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu, bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerinden,
Josef Stalin, 1878-1953 (asıl adı Yosif Visaryonoviç Cugaşvili) Gürcü asıllı Sovyet mareşal, devlet adamı ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri (1922-1953). Lenin’in ölümünden sonra Komünist Parti Genel Sekreteri, 1927 yılında Sovyetler Birliği’nin lideri, Marksist-Leninist ideolojinin ülkedeki uygulayıcısı, lakabı Gürcü dilinde “Çivi” anlamına gelen “Koba”dır.

Rusya’nın Müslüman halkları, özellikle çarlık rejiminin yıkılışından itibaren, 1917’de Lenin ile başlatılan ve onlarca yıl devam ettirilen bir süreçte, dindar insanların nasıl işkencelere, katliamlara ve sürgünlere maruz kaldıkları, o dönemde dinsizlik düşüncesinin bilhassa Lenin’in uygulamaları ile hem teoride hem de pratikte daima ne şekilde canlı tutulmaya çalışıldığı bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Vladimir İlyiç ULYANOV, Rus devlet adamı, 1870–1924. Bir eğitim müfettişinin oğlu. Hukuk okudu (1893) ve Marksist çevrelerle ilişki kurdu. Yayımladığı çeşitli yazılarında nazariye ile eylemi birbirinden ayırmadı. Üç şeyi kendine amaç edinmişti: Marksistleri birleştirmek, Marksist eğitimi yaymak, Marks’ın yolundan şaşmamak. Bir ara üç yıllığına Sibirya’da mahkûm edildi (1897–1900).

1907’de Tiflis’teki banka soygununu organize etti. 26 Haziran 1907 tarihinde, Gürcistan’ın günümüzde de başkenti olan Tiflis şehrinde gerçekleşmiş silahlı bir soygundur. Sevk edilmekte olan yüklü miktarda nakit para, Bolşevikler tarafından devrimci faaliyetlere kaynak oluşturmak üzere çalındı. Soyguncular, posta ofisinden Rus İmparatorluğu Devlet Bankası’nın Tiflis şubesine gitmekte olan posta arabası ve korumalarına Erivan Meydanı’nda (şimdiki adı Özgürlük Meydanı) bomba ve silahlarla saldırdı. Resmi kaynaklara göre saldırı sonucu kırk kişi hayatını kaybetti ve elli kişi yaralandı. Soyguncular, 341.000 ruble (2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon Amerikan doları) ile kaçtı.

Saldırı Vladimir Lenin, Josef Stalin, Maksim Litvinov, Leonid Krasin, Alexander Bogdanov gibi üst düzey Bolşevikler tarafından organize edildi ve Stalin’in uzun yıllardan beri işbirlikçisi olan Kamo’nun öncülüğünde Gürcü devrimcilerden oluşan bir çete tarafından gerçekleştirildi.

7 Kasım veya eski Rus takvimine göre 25 Ekim’de (“Ekim Devrimi” deyimi buradan gelir) Sovyetler Kongresi, sadece Bolşeviklerden meydana gelen Halk Komiserleri Konseyi’nin baş­kan­lı­ğına Lenin’i getirdi. Proletarya diktatörlüğünü tesis etti, 19 Ocak 1917’de kurucu meclisi dağıttı, 7 Aralık’ta Çeka (gizli polis), 28 Ocak 1918’de Kızıl Ordu’yu kur­du. Baş­kenti Petrograd’dan Moskova’ya taşıdı (1918). Kendisini büsbütün savaş ko­mü­niz­mi­nin siyasî ve iktisadi güçlenmesine verebilmek için askeri işleri Troçki’ye bıraktı. Bir inme yüzünden 21 Ocak 1924’te öldü.

1919’da Rusya Komünist Partisi (RKP)’nin sekizinci kongresinde taslak programa “din” ile ilgili şu maddeyi koydurmuştu:

“Din konusuna gelince; RKP’nin politikası sadece kilisenin devletten ve okulun kiliseden ayrılmasını kararnameye bağlamak olmayıp, aynı zamanda partinin hedefi, sömüren sınıflar ile örgütlü dinî propaganda arasındaki bağları tümüyle yok etmek ve çalışan insanları dinî önyargılardan gerçekten kurtarmaktır. Bu amaçla en yaygın bilimsel eğitim ve din–karşıtı propaganda örgütlenmelidir. Yine de inananların dinî duygularını incitmekten de kaçınmaya dikkat edilmelidir, çünkü bu yalnızca dinî bağnazlığın artmasına yarar.”

Lenin, programın bu maddesinde dinî duyguları incitmemekten bahsetmektedir. Ancak uygulama hiç de öyle olmamıştır. Dine karşı tavır özellikle 1920’li ve 30’lu yıllarda o derece düşmancadır ki, tarihî safhalar araştırıldığında bu açıkça görülür.

Lenin’in, hükümeti tam olarak eline almasından önce, partinin din konusundaki faaliyetleri onun şu meslektaşlarınca ele alınıyordu: Krasikov, Yaroslavski, Skvortsov, Lunacharski, Bruevih ve bir müddet için Troçki. Krasikov 1918’de Narkomyust’un yerine Dinî Kültürler Departmanında görev alırken, 1921–22 yıllarında da Troçki parti içinde din karşıtı propagandadan mesul konuma getirilmişti. Bu görevlendirme, 1922’de Merkez Komitesi’nin E. Yaroslavski’nin başkanlığında “Din Karşıtı Propaganda Komisyonu” kuruluşuna kadar devam etti. Rejimin bu ilk yıllarında aydınlanma komiseri başkanı Lunancharski parti düşüncelerini yaymakla görevli N. K. Krupskaya ve Skvortsov–Stepanov’un din karşıtı propaganda da oldukça önemli rolleri oldu. Bu şahısların, temel din düşmanlığında anlaşmalarına karşın, din karşıtı mücadeledeki yaklaşım ve metotları farklılık gös­ter­miş­tir.

Halkların din duygusunu yok edemeyeceğini anlayan Lenin, insanın özünden çıktığını iddia ettiği “sınıfsız toplum” düşüncesini din duygusunun yerine ikame etmeye çalıştı. Ayrıca ona göre ahlâk da farklı bir şekil almalıydı. Bu nedenle özellikle son yapıtlarında komünist ahlaktan bahsediyordu. Ona göre dinî inançlar tamamen sınıf çatışmalarının ürünüydü. Din eğitiminin yerini “tanrısızlık eğitimi” almalıydı.

Lenin, Bolşevik ihtilalının ve buna bağlı olarak Komünist ideolojinin hem teorisyeni hem de pratis­ye­ni­dir. Marks ve Engels’in fikirlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Lenin’in hem ihtilali gerçekleştirmesi hem de partinin başına geçmiş olması, ona özellikle din–ekonomi konularındaki fikirlerini uygulama imkânı ver­miş­tir. Lenin’in ve partisinin devrim sonrası dine karşı oldukça düşmanca sayıla­bi­lecek uygulamalarının, hatta dinî bütün bütün yok etme/imha faaliyetlerinin fikrî kökenleri onun “din” konusundaki şu ifadelerinde açıkça görülmektedir.

Lenin’in “Din” Konusundaki Görüşleri

Lenin’in polis tarafından çekilmiş fotoğrafı, Kasım 1895

Lenin’in “din” konusundaki yazmalarının en geniş koleksiyonu, Rusya’da hâlihazırda V. I. Lenin, Religiya, Tserkov Partiya, Moscow, 1930 (V.I. Lenin, Din, Parti Görüşü) şeklinde basılı halidir.

Lenin’e göre, “ömürleri boyunca didinip yokluk içinde yaşayanlara, bu dünyada iken boyun eğer olmak ve tanrısal bir ödül umuduyla avunmak din’le öğretilir… Din, halk için afyondur. Din, öyle ruhsal bir içkidir ki, kapital köleleri onda insanca düşüncelerini, insana az veya çok yakışan bir yaşama karşı isteklerini boğarlar… Din, devletle ilgisiz olmalı ve dinî toplulukların, yönetim otoriteleri ile hiçbir bağlantısı olmamalıdır… Bir yurttaşın dinînin resmî belgelerde sadece anılmasına bile tartışmasız son vermek gerekir…”

Lenin’e göre, “sosyal–demokrasinin bütün dünya görüşü bilimsel sosyalizme, yani, Marksçılığa dayanır. Marksçılığın felsefi tabanı, Marks ile Engels’in yineleyerek bildirdikleri gibi, Fransa’da XVIII. yüzyıl maddeselciliğinin ve Almanya’da Feuerbach’ın (XIX. yüzyılın ilk yarısı) tarihsel geleneklerini tümüyle alan diyalektik maddeselcilik, tümüyle tanrı tanımaz ve bütün dinlere kesinlikle düşman bir maddeselciliktir… Din halkın afyonudur. Marks’ın bu özdeyişi bütün Marksçı din görüşünün köşe taşıdır… Marksçılık madde­sel­ci­lik­tir. Böyle olmakla, dine, XVIII. yüzyıl ansiklopedicilerinin maddeselciliği veya Feurbach maddeselciliği denli acımasızca düşmandır. Bu, kuşku götür­mez. Ama Marks ile Engels’in diyalektik maddeselciliği Ansiklopedi­cilerden ve Feurbach’tan ileri gider; çünkü maddeselci felsefeyi tarih alanına, toplum­sal bilimlerin alanına uygular. Din’le savaşmalıyız: Bu bütün maddeselciliğin, sonuç olarak Marksçılığın ABC’sidir. Ama Marksçılık ABC’de durup kalmış bir maddeselcilik değildir. Marksçılık daha ileri gider. Der ki: Din’le nasıl savaşılır bilmeyiz. Bunun için de yığınlar arasındaki iman ve din kaynağını maddeci bir yolla açıklamalıyız. Din’le savaş soyut ideolojik vaazla sınırlanamaz… Bir diyalektik maddeselci, dine karşı savaşımı soyut bir biçimde, tümüyle teorik öğütleme tabanında değil de pratikte sınıf savaşımı tabanında ele alan biri olmalıdır… Duma[1] grubumuz, Duma kürsüsünden, dinî halkın afyonu ilan ederken tümüyle doğru davrandı…”

Lenin’e göre, “her dinî fikir, her tanrı fikri, hatta tanrı fikrine yaklaşmak bile son derece süflî bir iştir… En tehlikeli cinsten bir kötülük, en iğrenç bir bulaşıcı hastalıktır. Milyonlarca günah, mülevves fiiller, tecavüz ve bedenî ahlaksızlık­lar… En zarif ve ideolojik kisvelere bürünmüş ince bir tanrı fikrinden çok daha az tehlikelidir. Din, bütün ömrünce çalışan ve isteyen insanlara, cennette mükâfatlandırma ümidi vermek suretiyle, dünyadaki hayatlarında miskinliği ve sabretmeyi öğretir. Din bir nevi manevî tuzaktır ki, sermayenin kölesi olanlar kendi insanlıklarını ve daha iyi bir hayat iddialarını ona kaptırmış­lar­dır… İnsanlığın din tarafından ezilmesi ve bastırılması sadece cemiyetteki iktisadi baskının bir neticesi ve aksidir… İnsanların ve sınıfların ötesindeki bir telakkiden gelen bütün ahlaki hükümleri ret ediyoruz. Bunun bir hile, bir sahtekârlık… Ve işçilerle köylülerin kafalarını bozmak olduğunu söylüyoruz… Din halkın afyonudur. Marks’ın bu düsturu, din meselesinde Marksizm’in bütün dünya görüşünün bir temel taşıdır. Marksizm, bütün dünya görüşünün bir temel taşıdır. Marksizm, bütün modern dinlere ve kiliselere, bütün din teşkilatlarına, burjuva reaksiyonunun, sömürmeyi ve işçi sınıfını uyuş­turmayı savunmak üzere kullandığı birer organ olarak bakar… Bir Marksist, materyalist, yani din düşmanı olmalı, fakat o aynı zamanda bir diyalektik materyalist olmalı, yani dine karşı mücadelesini mücerret ve nazari temellere değil, fakat fiiliyatta devam eden bir sınıf mücadelesi temeline dayandırmalıdır.”

Özellikle bu son alıntımızda Komünist ideoloji ve felsefenin dine/din eğitimine karşı sadece teoride değil, ama aynı zamanda pratikte de ne denli bir nefret duyduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Bu tepkisellik bazen o derece amansız olmuştur ki, tarihî seyir incelendiğinde, bu tepkilerin en akıl almaz vahşi boyutlara ulaştığı rahatlıkla görülebilmektedir. Gerçekten de sebebi mantıkî olarak bulunamayan bu düşmanlık, uzun yıllar boyunca ve olanca tahripkârlığıyla devam etmiştir.

Komünistlerin iktidarı ele geçirmeden önce dine karşı düşmanlıklarını çok açık ifade etmedikleri, bir nevi takiyye yaptıkları da şu beyanlarından anlaşılmaktadır: “Allahsız olduğumuzu programımızda niçin açıkça beyan etmiyoruz? Niçin Hıristiyanları ve Allah’a inananları partiye alıyoruz? İhtilal mücadelesinde birlik… Bizim için daha önemlidir… Programımızda Allahsız olduğumuzu bu yüzden ilan etmiyoruz ve etmemeliyiz; hala birtakım din hurafelerine inanan proleterleri de bu yüzden partiye girmekten alıkoymuyoruz ve böyle yapmalıyız.”

Din’e Karşı Siyasal Tavır

Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin) Kızıl Meydan, Moskova, 2 Ocak 1922.

Sovyetlerin İslâm’a karşı yürüttükleri siyasal tavır temelde iki safhaya ayrılır:

a) İslâm’a ve Müslümanlara karşı hoş görünme dönemidir. Devrimin oturması açısından bunu gerekli gördükleri söylenebilir.

b) Komünizmin esas yüzünü gösterdiği dönemdir. Bu dönem katliam, sürgün ve esaret dönemidir. Komünizmin İslâm’ı yok etme iddiasını hayata geçirme dönemidir. Rus liderler, Müslümanların, İslâm öğretisinden başka bir öğretiyi kabul etmeyeceklerini az–çok tahmin ediyorlardı. Bunun için Müslümanlar yalan propagandalarla aldatılmalıydılar.

Bu nedenle Rusya hükümeti 3 Aralık 1917’de Rusya ve Doğu Müslümanlarına bir çağrıda bulundu. Sovyetler bu beyannamelerinde, “dinî ve millî hayatın mukaddes olduğunu, hükümet şeklinin de Müslüman halkın çıkarlarını en iyi koruyabilecek, millî, bölgesel ve federatif prensiplere bağlı, aynı zamanda milliyetler için millî–kültürel otonomiyi sağlayacak bir şekilde olacağını bildirmişlerdi.

Rusya anayasa komisyonu 1918 Temmuz’unda, 13. madde ile din lehinde ve aleyhinde propaganda serbestîsi ile vicdan hürriyetini garanti altına alıyordu. Aslında bu madde ile yapılmak istenen, din karşıtı propaganda ve savaşın usullerini devlet garantisi altına almaktı. Çünkü bu maddeden birkaç ay önce yani Ocak 1918’de yürürlüğe giren bir kararname ile kilise ve devletin, ayrıca yine kilise ile okulun ayrılması ve kiliseye ait bütün malların hükümet tarafından karşılıksız zapt edilmesi öngörülüyordu. Ayrıca aynı kararnamenin 18. maddesi de okullarda din dersini yasaklıyordu.

Lenin ve Stalin yine Ocak 1918’de “Milliyetler Komiser­liği” dâhilinde “Müslümanlar Meselesi İçin Komiserlik” kurulması kanununu ilan ettiler. 1925 yılında vakıflar devletleştirildi, geleneksel, yani İslâmî mahkemeler kaldırıldı. 1926 başında dinî teşekküllerin çalışmaları bütünüyle yasaklandı ve bu teşekküllere karşı her tarafta “Allah­sızlar cemiyeti” kurulmaya başlandı.

Sovyetler, İslamiyet aleyhinde 1927’ye kadar çok açık bir devlet siyaseti gütmemişlerdir. Ancak 1930 yılına ka­dar tedricî bir şekilde “İslâm ile Komünizm Yakınlığı” siyasetinden de vaz­geç­mişlerdir. 8 Nisan 1929’da ise 23 Ocak 1918’de çıkarılmış kararna­me­nin aslına sadık kalınarak 68 maddeden ibaret “Dinler Kanunu” çıkarıl­mış­tır. Söz konusu kanunun önemli gördüğümüz bazı maddelerini aşağıya alı­yoruz:

Madde 1.        Bütün dinî cemaatler 23 Ocak 1918’de neşredilen karar­na­me­nin esasları ile bağlıdırlar.

Madde 2.        Bütün dinî cemaatler NKVD’ye (İçişleri Halk Komiserliği) kaydedilmelidir.

Madde 3.        Dinî cemaatler 18 yaşından yukarı olan din mensuplarının mahallî dernekleridirler.

Diğer maddelerde ise, dinî cemaatlerin toprak sahibi olmaları, matbaa ve sanayi işletmeleri kurmaları yasaklanmıştı. Dinî cemaatler tarafından kitap neşri de yasaklanmıştır.

Madde 18.      Devlete ya da cemaatlere ait özel okullarda dinî dersler vermek yasak­tır.

Madde 19.      Dinî cemaat üyeleri yalnız cemaate ait olan cami etrafında faali­yette bulunabilirler.

Dinler kanununun 36. maddesine göre ise, devlet gerekli görürse, camileri ibadetten daha başka amaçlar için de kullanabilecektir.

Sovyet makamları İslâm aleyhinde etkili bir politika yürütebilmek için her şeyden önce din adamlarından kurtulmak mecburiyetinde idiler. 1930–34 yılları arasında Sovyet Rusya hâkimiyeti altında bulunan Müslüman memleketlerdeki bütün din adamları tevkif edildi. Tarikatlar yasak edildiği gibi, tarikat şeyh ve dervişleri de kontrol altına alındı. Dervişlerin toplu olarak tevkifine başlandı. Mesela sadece Türkistan’da Nakşibendî tarikatının mensupları bir milyonun, Kadiriye tarikatının mensupları da altı yüz binin üzerinde idi. Tevkif edilen din adamlarının bir kısmı öldürüldü, bir kısmı ise Sibirya’ya sürgün edildi. Dindar pek çok şahsiyet, bir gece yarısı evlerinden polis gücüyle götürü­ldü ve kendilerinden bir daha haber alınamadı.

Dine karşı takınılan bu siyasal tavrın, neticede dindar insanların ölümü ya da yok edilmesine müncer olmasına en çarpıcı örneklerden birisi de Milliyet İşleri Komiserliği’nde yüksek bir mevkide bulunan komünist ama Müslüman bir Tatar olan Sultan Galiyev’dir.

Sultan Galiyev, karşı devrim diye nitelendirilebilecek bir hareket geliştirdi. Bu hareket temelde, Marksizm’in Rusya da Alman yorumunun Müslüman dünyasına uymadığı, Müslüman dünyanın sonuçta Rus şovenizmi tarafından absorbe edileceği fikrine dayanıyordu. Galiyev, Marksizm’i, sanayileşmiş Batı’da algılandığı ve kabul edildiği üzere, gelişmemiş Asya toplumuna uygun bir forma getirmek suretiyle uygulama hedefindeydi. Komünist olmasına rağmen, onun fikirleri İslâmî geleneklerle de örülü bulunuyordu.

Onun planı birkaç safha içeriyordu. İlk olarak Volga’nın ortasında Tatar’ca orijinaliyle isimlendirdiği İdil adında Müslüman bir devlet/site meydana getirmek istiyordu. Bu devlete, önce Rusya’daki Türk Müslümanlar, daha sonra da bütün Rusya Müslüman­ları katılacaktı. Bu Müslüman devlet ya da federasyon, doğuda Rus olmayanlar arasında komünizm propagandasını organize edecekti. Neticede federatif ya da yarı federatif bölgelerin anakent yöneticileri üzerinde siyasî etkinliğini sağlamış olacaktı.

Sultan Galiyev’in bu hareketi Orta Asya’da hatırı sayılır bir karşılık gördü ve Kafkasların da devreye girmesiyle genişledi. 1923’de görevinden alındı, tutuklandı ve Parti’den ihraç edildi. Tamamen ortadan kayboldu. 1930’lu yıllarda öldürüldüğü kabul ediliyor. Aslında Sultan Galiyev’in peşinde koştuğu tek hedef Asya’daki bütün Müslümanların birliğini meydana getirebilmekti.

Komünist ideoloji dinî yüksek şahsiyetlere karşı takındığı amansız tutumunu dinî eğitime karşı da göstermekte gecikmedi. Din eğitimine karşı da zecrî tedbirlere başvurmakta hiçbir sakınca görülmüyordu.

Din Eğitimine Karşı Tutum

Dini tamamen ortadan kaldırmayı amaç edinmiş bir ideolojinin, din eğitimine karşı da müsamahakâr olması beklenemezdi. Ancak komünist ideoloji din eğitimini sadece yasaklamakla kalmamış, din karşıtı eğitimi yani Allahsızlık propagandasını da önemli bir görev saymıştır. Din eğitimine karşılık olmak üzere tertiplenen “Genç Yaz Günleri” adlı program, Rus yetkililere göre oldukça fazla alaka çekmiştir.

Bu ve benzeri programlar neticesinde, halkta dinî eğitime karşı rağbet azalmış, 5–10 sene kadar kısa bir zamanda ibadethanelerin çoğu ya görevlilerce ya da halkın isteği iddiasıyla kapatılmış, bir kısmı da tarih ve folklor müzesi haline getirilmiştir.

23 Haziran 1959 tarihli Kirin Günlüğü adlı gazetede, çocuklara verilen din eğitiminin inanç hürriyetine tamamen zıt olduğu, dolayısıyla bu gayr–i kanunî faaliyetlerin şiddetle tasfiye edilmesi gerektiği belirtilmektedir.

1962’de Moskova Radyosu’nun Yurtiçi yayınlarında şunlar ifade edilmektedir: “Sovyet nizamı, çocukları materyalist, yani Allahsız olarak yetiştirir. Devlet, dinî ideolojinin mekteplerde çocuklara ilmî bilgi ile yan yana verilmesine müsamaha edemez… Umumî bir tahsil veren memleketimizdeki hiçbir okulda din dersi okutmaya izin yoktur.”

1959 Ekim’inde “Genç Komünist” adlı derginin 10. sayısında da anne ve babaların çocuklarına evlerinde verdikleri anti–sosyal ve dinî eğitimden mesul tutulmaları gerektiği ifade edilmektedir.

17 Eylül 1959 tarihli Sovyet Litvanya gazetesinde de Katolik rahip Petr Liepnik’in din dersleri verdiğinden dolayı suçunun ispat edil­diği, ceza olarak da bir yıl müddetle mecburî çalışma kampına gönderildiği belir­til­mek­te­dir.

1951 tarihli “Genç Bolşevik” adlı derginin 21. sayısında da Komünist ahlakının din ahlakı ile uzlaşamayacağı, binaenaleyh komünist ahlak siste­mi­nin mahiyeti icabı din karşıtı bir eğitim olduğu ifade edilmektedir.

1955 tarihli “Sovyet Pedagojisi” adlı derginin “Okulda Allahsızlık Eğitimi” adlı makalesinde şu ifadelere yer verilmektedir: “Sovyet okulları, öğrencilere dine karşı amansız bir tavır aşılamalıdır… Denebilir ki Sovyet okulunun bu ideolojik ve eğitsel sahadaki batıl itikada ve dinî görüşlere karşı faal birer vazifesi, öğrencileri şuurlu birer Allahsız olarak yetiştirmekten ibarettir.”

1962 tarihli Komünist Litvanya adlı derginin Nisan sayı­sın­da Litvanya Merkez Komitesi 1. Sekreteri A. Snechkus’a ait makalede de şu ifa­delere rastlıyoruz: “Litvanya Komünist Partisi Merkez Komitesi Bürosu, İlmî Allahsızlık eğitimini daha yoğun bir şekilde yaymak üzere bir plân hazırlamıştır… Okuldaki çocukların Allahsız yetiştirilmeleri hususuna bilhassa dikkat edilmiştir.”

Komünist ideoloji, Rusya sınırları dâhilinde ve haricinde “dinsizlik eğitimi” konusunda hemen hemen aynı siyaseti izlemiştir.

3 Ekim 1958’de Bulgaristan’da Anavatan Cephesi’nce yapılan açık­la­ma bu doğrultudadır: “Allahsız anne ve babalar, çocuklarına sağlam bir din karşıtı eğitim vermek ve onları dinîn tesirinden korumakla mükel­lef­tir­ler.”

Yine, 15 Ağustos 1957’de Macaristan’da Halk Eğitimi Başkan Yar­dım­cısı Bayan Joburu şunları söylemektedir: “Önümüzdeki uzun zaman içe­ri­sin­de öğretmenlere, gençliğe ve yetişkin halka din aleyhtarı materyalist bir eğitim vermek bizim en ciddi vazifelerimizden biri olacaktır.”

9 Ağustos 1962 tarihli Predjov adlı Çekoslovakya dergisinde de yemekte tuz ne kadar gerekliyse, öğretmenlerin Allahsız olmalarının da o kadar gerekli olduğu belirtilmektedir.

Din eğitimine karşı takınılan bu resmî tutum, elbette birer din eğitimi kurumu olan medreselerin varlığına tahammül edemezdi. Çünkü medre­se­ler­den, yüksek tahsilli İslâm din adamları mezun oluyordu. Medreseler birer eğitim kurumu olmasının yanı sıra manevî hayatın merkezleri konumundaydı. Nerede medrese varsa orada Sovyet hâkimiyet ve propagandası zayıftı. Bu nedenle medreselerin kapatılmasına hız verildi. 1924–28 yılları arasında medreselerin tamamı ortadan kaldırıldı. Daha önce yüz kadar medrese varken bu tarihten sonra Buhara’daki sadece iki tanesinin faaliyetini devam ettirmesine izin verildi.

Resmî makamların da onayıyla dinî hiyerarşinin az da olsa varlığına müsaade edildi ama bu dinî hiyerarşinin elinde hiçbir güç yoktu. Üstelik bütün çabalar laik eğitimin ve materyalizmin daha da sağlamlaştırılması için harcanıyordu. Gerçekten de bir yaşam tarzı olarak Komünizm, İslâm’ı, en tehlikeli ve herhangi bir Hıristiyan mezhebinin ak­si­ne en itirazcı olarak görmektedir. İslâm’a karşı bakış; onu gerici, maddî ge­lişime karşı düşman, emperyalistlerin ve doğulu feodalitenin kendi çıkar­la­rı­nı korumak için kullandıkları bir olgu şeklindedir.

Genelde, Rusların İslâm’a karşı uyguladıkları süreç, dil, eğitim, sanat, edebiyat ve son zamanlarda da tarihî coğrafyaya uyguladıklarından oldukça farklıdır. Onlar, bu saydıklarımızın hemen hepsini Ruslaştırmaya çalışmış, İslâm’ı ise tamamen yok etmek iste­mişlerdir.

Konuyu devam ettireceğiz inşaAllâh.

Bibliyografya

Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

Akiner, Shirin, “Islamic Peoples of the Soviet Union”, The MWL (Muslim World League) Journal, Vol. 13, Sept./Oct., Makkah-1985.

Avtorkhanov, Abdurrahman; Marie Bennigsen Broxup (Editor); Bryan, Fanny E.B.; Gammer, Moshe; Henze, Paul B.; Lemercier, Chantal–Quelquejay, The North Caucasus Barrier (The Russian Advance Towards the Muslim World), C. Hurst and Com. Ltd. London-1992.

Baddeley, John F., Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, Çev.: Sedat Özden, Kayıhan Yay., İstanbul-1989.

Bennigsen, Prof.Dr. Alexandre; Wimbush, S. Enders, Muslims of the Soviet Empire–A Guide, C. Hurst Company, London-1985.

________, Islam in Soviet Union–General Presentation, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1985.

________, Prof.Dr. Chantal Lemercier, The Afghan War and Soviet Central Asia, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

________, Self–Determination In Soviet Central Asia–Problems and Prospects, Middle East Technical University Asian–African Research Group, Ankara-1986.

________, Soviet Muslim Intelligantsia In Central Asia–Ideologies and Political Attitudes,

Bociurkiw, Bohdan R., Lenin and Religion, Smith’s Printing Co., London-1967.

Bräker, Hans, İslâmiyet Sorununun Sovyetlerin İç ve Dış Politikasındaki Yeri, Çev.: Prof. Dr. Yuluğ Tekin Kurat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırma Grubu Yay., Ankara-1984.

Bryan, Fanny E., Sovyetler Birliğinin Çeçen–İnguş Cumhuriyetinde Din Aleyhtarı Faaliyetleri ve İslâmiyet’in Var Olma Mücadelesi, Çev.: Dr. Yasin Ceylan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırmaları Grubu, Ankara-1985.

Cabağı, Wassan–Giray, Kafkas–Rus Mücadelesi, Baha Matbaası, İstanbul-1967.

Geiger, Bernard; Tibor, Halasi–Kun; Kuipers, Aert H.; Menges, Karl H., Peoples and Languages of the Caucasus (A Synopsis), Mouton and Co.–S. Gravenhage, Netherlands-1959.

Hamid, Muhammed, Imam Shamil–The First Muslim Guerilla Leader, Islamic Publications Ltd., Lahore (Pakistan), trsz.

Hayit, Dr. Baymirza, Sovyet Rus Emperyalizmi ve Türk Dünyası, Güven Yay., Ankara-1975.

Henze, Mary L., 19. Yüzyıl Seyyahlarına Göre Orta Kafkaslarda Din, Çev.: Prof. Dr. Ahmet Edip Uysal, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırma Grubu, Ankara-1984.

________, Paul B., Sovyet Müslümanları Arasında İkinci Dil Olarak Rusçayı Yaygınlaştırmanın Gittikçe Artan Önemi, Çev.: Prof. Dr. Yuluğ Tekin Kurat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya–Afrika Araştırmaları Grubu, Ankara-1986.

Kurilla, Pamella, “Believers Fight the Bureaucrats”, The Times (Educational Supplement), London-3.6.1988.

Lenin, V.I., Din Üstüne, Çev.: Ferhat Gelendeş, Başak Yay., Ankara-1988.

Menges, Karl H., A Little–Explored Turkic Group: The Turkic Languages of the Caucasus, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1958.

Pennar, Jaan, Islam and Communism–A Conference Sponsored by Institute for the Study of the USSR, New York-1960.

Prof.Dr. Bennigsen, Alexandre, “The Problem of Bilingualism and Assimilation in the North Caucasus, Central Asian Review, XV/3 (1967), 205–211.

Tewari, J.G., Muslims Under the Czars and the Soviets, Academy of Islamic Research and Publications, Lucknow, trsz.

Türkiye Ticaret Odaları, Komünizm ve Din, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Matbaası, Ankara-1966.

Wheeler, Geoffrey, Racial Problems in Soviet Muslim Asia, Oxford University Press, London-1962.

Wixman, R., “Kaytak”, The Encyclopedia of Islam (New Edition), Vol. IV, 1978, Leiden, pp. 846–7.

________, Language Aspects of Ethnic Patterns and Process in the North Caucasus, Chicago-1980.


[1] “Duma Meclisi”, 1905 devrimci olaylarının bir sonucu olarak Çar yönetiminin toplamaya zorlandığı temsilci organ. Resmen bir yasama organıydı, ama gerçek bir yetkisi yoktu. Seçimler dolaylı, eşitsiz ve genel değildi. Çalışan sınıfların ve Rusya’da yaşayan Rus olmayan insanların pek kısıtlı bir oy hakkı vardı. İşçiler ile köylülerin önemli bir kesiminin oy hakkı yoktu. Bu yasaya göre bir toprak sahibinin oyu 3 kentli burjuva, 15 köylü ve 45 işçi oyuna denkti.