Alay Etme, Karalama & Lakap Takma

Musa Kâzım GÜLÇÜR

1 Kasım/2019

İçindekiler

Giriş 1

Kur’ân-ı Kerîm’in Konu ile İlgili Tembihleri 2

Âyet-i Kerîmenin İniş Sebebi 2

1. Alay Etme 4

2. Karalama 5

3. Lakap Takma 5

İnancı Hafife Alma ve Alay Etme 6

Sonuç 8

Giriş

Alay etme, bir kimsenin gülünç, kusurlu ve eksik taraflarını bulduğunu sanarak eğlenmek, küçümsemek ve istihzâ etmektir. Alay etme, hakaret, horlama ve aşağılayacak şekilde kusurlardan bahsetmektir. Alay etme ahlaki bir zaaftır. Ancak bazen alay eden kimseler dürüst kaldıklarını, inandıkları şeyleri söylediklerini, yalan söylemediklerini bile iddia edebilirler.

Alay etme, bazen bir kişinin davranışını veya sözünü anlatma, işaret veya imâ etme, bazen de kişinin sözüne, işine, herhangi bir eksiğine alaycı bir şekilde gülme ile olur. Alay etme, bir şahsı, huzurunda veya gıyabında kendisine gülünecek şekilde sözle veya hareketle aşağılamak ve kendince eğlenmektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, insanların birbirleri ile alay etmeleri, ayıplama-kınama ve kötü lakaplarla çağırmalarının yanlışlığı, kişiler ve topluluklar arası davranış ahlâkının ne şekilde olması gerektiğini gösteren düzenlemeler yer almaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’in Konu ile İlgili Tembihleri

Kur’ân-ı Kerîm, alay etme, karalama ve kişilerin birbirlerine kötü lakap takarak hitap etmelerinin yanlışlığını, şu âyet-i kerîme ile açık bir şekilde beyan etmekte ve bu davranışlarla ilgili şu üç temel ikazda bulunmaktadır:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسٰى اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْاٖيمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Ey iman edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Olabilir ki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Mümkündür ki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Birbirinizi karalamayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması, fâsık damgası yemesi ne fena bir şeydir! Kim tövbe etmezse işte onlar tam zalim kimselerdir.” (Hucurat, 49/11)

Âyet-i kerimede yer alan “ لَا يَسْخَرْ / alay edilmesin” emri; bir kimsenin fakirliğinden dolayı alaya alınmaması, herhangi bir kimsede Allâh’ın (cc) örttüğü ve gizlediği bir kabahat ya da kusurun insanlar tarafından ortalığa saçılmaması, ya da bazı eksiklik veya noksanlıklar öne sürülerek bir kimsenin ayıplanmaması, kınanmaması, hor ve hakir görülmemesi anlamındadır.

Âyet-i Kerîmenin İniş Sebebi

Âyet-i kerîmenin iniş sebebi ile ilgili olarak birkaç rivayet nakledilmiştir:

İbnü Abbas’tan: Hz. Safiyye binti Huyey Resülullah’a (sas) gelmiş; “Kadınlar bana, ‘Ey Yahudi kızı, Yahudi kızı! diye söz atıyorlar’ demiş, Resülullah da (sas):

“Babam Harun, amcam Musa, zevcim de Muhammed niye demedin?” buyurmuştu.[1]

İbn Abbas’a dayanan bir rivayete göre Sabit İbn Kays İbn Şemmas ağır işitirdi. Meclise geldiği zaman Allah’ın Elçisine (sas) yakın bir yere oturup Hz. Peygamberin sözlerini işitebilmesi için daha önce gelenler ona yer verirlerdi. Bir gün Sabit geç kalmış, sabah namazının birinci rekatine yetişememişti. Hz. Peygamber (sas) namazını bitirip cemaate dönünce ashabı yanında oturmak için yerlerini aldılar. Kalabalık olduğu için Hz. Peygamberin (sas) yanında başka kimseye yer kalmamıştı. Sabit namazını bitirince insanların omuzuna dokunarak Allah Elçisinin (sas) yanına doğru gelmeye başladı. “Yer açın, yer açın” diyordu. Cemaat de ona yer açıyordu. Allah Elçisinin (sas) yanına kadar vardı. Arada tek bir adam kalmıştı. Ona da “Yer aç” deyince adam:

“İşte yer buldun, otursana,” dedi.

Sabit kızarak onun arkasına oturdu. Ortalık ağarınca Sabit adamı işaretle çekiştirerek:

“Bu da kim?” dedi. Adam:

“Ben falanım,” dedi. Sabit:

“Ha, falan kadının oğlu mu?” dedi.

Câhiliyye döneminde kötü görülen bir kadının adını andı. Adam boynunu büktü, utandı. İşte âyetin ilk, “Ey iman edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Olabilir ki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır” cümlesi, bilhassa erkeklerin bu ve benzeri alay etme, küçük düşürme, küçümseme, kaş göz işaretleriyle çekiştirme eylemlerini yasaklama için inmiştir.[2]

Âişe (r. anhâ), Hz. Hafsa’nın (r. anhâ) elbisesinin görünüşü ile ilgili olumsuz olarak konuşmuş, âyet-i kerimenin “kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler” kısmı bu nedenle inmişti.[3]

Ebu Cebire İbnu’d-Dahhak’ın bir rivayetine göre bu âyet-i kerîme, kendisinin bağlı olduğu “Beni Selime” hakkında nazil olmuştur. Şöyle diyor:

“Hz. Peygamber (sas) bize geldiği vakit herkesin mutlaka iki veya üç adı vardı. Resülullah (sas) bu adlarından biriyle: “Ey falan!” diye bir kimseyi çağırınca kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! O, bu isimle çağırılınca, kızar” diye ikaz ediyorlardı. İşte bu durum üzerine bu ayet-i kerîme indi.[4]

Bu âyet-i kerîme, insanlara edebi öğretmekte hem yüz yüze baktıklarında hem de birbirlerinin arkasından nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin olarak ahlaki bir yol gösterilmektedir.

Bu açıdan, insanların birbirleri ile alay etmeleri, ayıplama-kınama ve birbirlerini kötü lakaplarla çağırmaları yasaklanırken, kişiler ve topluluklar arası davranış ahlâkını düzenleyen emirlerin yer aldığını girişte belirtmiştik. Şimdi bu temel ve önemli emir ve tavsiyelere maddeler halinde kısaca temas etmeye çalışalım:

1. Alay Etme

Bu âyet-i kerîmede alay etmeme konusu “erkek” ve “kadına” ayrı ayrı hatırlatılmak üzere “kavim” ve “kadın” kelimeleri ile açık bir şekilde belirlenmiştir.

( لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ) “hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin” cümlesi ile (وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ) kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler” cümlelerinin, herhangi bir topluluğun ismi verilmeden gelmesi, yani kelimelerin belirli bir ismi ya da topluluğu göstermiyor olması, alay etme ve lakap takmanın yanlışlığını genel bir anlamda ifade etmesi içindir.  Ayrıca bu cümlelerin çoğul gelmesinde de bazı incelikler vardır. Şöyle ki:

1. Alaya alma işinin zararının büyük olduğunu, erkeklerin ya da kadınların bu davranışlarını devam ettirmemeleri ve sona erdirmeleri gereğine bir işarettir.

2. Alay eden veya maskaralık yapan kişinin yanında, gülüp eğlenecek ve bu şekilde ona arkadaş olacak kimselerin eksik olmayacağına, bu yüzden bir tek kişinin topluluğa dönüşerek alaya alma işinin bazen toplumsal bir hastalık haline dönüşebileceğine işarettir.

Halbuki, takdir edileceği üzere eğlenilen kişi, Allah katında o eğlenenlerden daha hayırlı olabilir. Çünkü insanlar yalnız görülebilen halleri bilinebilirler. İç dünyalarında bizlere gizli kalan yönleri ile asla bilinemezler. Allah yanında esas kıymet, vicdanların ihlâsı, kalplerin takvasıdır. İnsan, alaya aldığı kişinin Allah yanındaki değerini ölçebilecek kapasitede değildir. Onun için, dış görünüşe bakıp da aşağılama ya da eğlenmeye teşebbüs etme yanlış bir tutum olur. Şayet Allah katında vakarlı, saygılı olan bir şahsa hakaret etmiş, kıymetli bir insanı alaya almış olursa, insan kendisine çok büyük zulüm etmiş olur.

2. Karalama

Âyet-i kerîmede geçen (وَلَا تَلْمِزُوا) “birbirinizi karalamayın” cümlesindeki “lemz” kelimesi; dil ile yaralamak, ayıplamak, kötülemek ve aşağılamak demektir. Burada şu iki anlam düşünülebilir:

1. Müminlerin hepsi bir tek can gibi olduklarından, bir mümini ayıplayan kendi nefsini ayıplamış gibi olur.

2. Ayıplanacak şeyi yapan kimse, kendi nefsini ayıplamış olur.

Ebu Hüreyre’den rivayet göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır:

“Sizden herhangi bir kimse kardeşinin gözündeki küçücük bir çöpü görür de kendi gözündeki kocaman kütüğü görmezlikten mi gelir?”[5]

3. Lakap Takma

Lakap hem övmeye hem de kötülemeye işaret eden bir isim veya vasıftır. Kötülüğe işaret eden lâkaplar çirkin lâkaplardır. Âyet-i kerimede geçen (وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ) birbirinize kötü lakaplar takmayın” cümlesindeki “nebz” kelimesi, “kötü lâkap takmak” manasına olduğu için, burada yasaklanan, kötü lâkapla çağırmadır. Yoksa karşıdakinin haline uygun övgü veya saygıyı ifade eden güzel lâkapları kullanmak yasak değildir.

Osman b. Talha, Hz. Peygamber (sas)’den şu hadîs-i şerîfi işittiğini rivayet etmektedir: “Üç şey vardır ki kardeşinin sana sevgisini celp eder: Bunlar; karşılaştığın zaman ona selam vermen, bir mecliste ona yer açman ve en sevdiği ismiyle ona hitap etmendir.”[6]

Onun için künye koymak sünnetten ve güzeldir. Hz. Ömer (ra) “Künyeleri yayın, çünkü uyarıcıdır.” demiştir. Mesela Hz. Ebu Bekir “Atîk” ve “Sıddîk”, Hz. Ömer “Fâruk”, Hz. Hamza “Esedullah”, Halid b. Velid için de “Seyfullah” lâkapları kullanılmıştır. Böyle güzel lâkaplar milletlerin hemen hepsinde var olagelmiştir.

Fakat kişiyi gücendirecek ve ayıplayacak lâkaplar kullanılmamalıdır. İmandan sonra bu yasaklanan hususları işleyenler, “fısk” yapmış ve böylece kendilerine “fâsıklığı” uygun görmüş olurlar. Hâlbuki imandan sonra “fâsıklık” veya “fısk” ile anılmak ne fena bir anılmadır. Bundan dolayı bir mümin bunu ne kendine ne de kardeşlerine uygun görmemelidir. Her kim bu yasakları çiğner de tevbe etmezse zulüm irtikap etmiş olur. Böylece, itaat yerine isyanı koymuş, imandan sonra da “fasık” adını takınmış ve kendini azaba layık kılıp nefsine yazık etmiştir.

İnancı Hafife Alma ve Alay Etme

İnancın hafife alınması ve inanç konularının alay mevzusu yapılması da insanın önünde ahlâkî handikaplardan birisidir. Bir ferdin yapmış olduğu davranışın, insanların inanç alanlarını kapsayacak halde alay konusu yapılması da ahlâkî tutumla inanç hürriyeti umdesi ile ters düşmektedir.

Kur’an-ı Kerîm bizleri, inançlı insanlarla alay eden, inançlı kişilerle karşılaştığında da asıl durumunu gizleyen kişilerden haberdar etmektedir. Evet, mümin insanlar birbirleri ile alay etmemeleri gerektiği gibi, kendilerinin bulunmadığı ortamlarda inançlarının alay konusu edilmemesi hususunda da dikkatli davranma durumundadırlar. Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطٖينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِٶُنَ اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فٖى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ

“Bu münafıklar müminlerle karşılaştıkları vakit ‘biz de iman ettik’ derler. Kendilerini saptıran şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise, ‘biz sizinle beraberiz, biz müminlerle sadece alay ediyoruz’ derler. Gerçekte ise Allah onlarla istihza eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir. Bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” (Bakara, 2/14–16)

Böyle kimselerin mümin olmadıkları ve ahlâk bakımından düşük oldukları açıktır. Müminlere rast geldikleri zaman dost görünürler. Kendi şeytanları ile yaptıkları gizli anlaşmalarda, gizli meclislerde, kendilerine gizli gizli fitne ve fesat dersi veren şeytanlık ustaları ile yalnız kaldıkları zaman ‘biz her hal u kârda sizinle beraberiz, bundan emin olunuz’ derler. Şeytanlıkta beraber oldukları kimselere gizli meclislerinde söz verir ve müminlere karşı yaptıkları dost tavırlardan kuşkulanmasınlar diye şunu da ilave ederler:

Şüphe yok ki biz başka değil, hep alaycı takımıyız, hep böyle alay eder dururuz…’ ve ahlâksızlıklarıyla öğünürler. Aslında sadakat arz ederken hainliklerini söylemiş olurlar. İşte ilim ve inançta hafife alma ve alay etmenin azabı gerektirmesi hakkındaki genel kural bu şekildeki ayetlerin muhtevasıdır.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنٖينَ

“İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır.” (Bakara, 2/8)

Bir rivayete göre “ اٰمَنَّا / inandık” diyen esasen Übeyy b. Selûl’dür ve bu sözle arkadaşlarını da temsil etmektedir. Bu konunun anlatıldığı sekizinci âyet-i kerîmenin başlangıcında “ مَنْ / kişi” şeklinde tekil olarak başlanması da bu duruma işaret ediyor olabilir. Ancak bu on dördüncü âyet-i kerîmede “ اِنَّا مَعَكُمْ ” ‘biz sizinle beraberiz’ cümlesinin olması, nifak içerisindeki kişilerin, yalnız başlarına görüştükleri şeytanlık öğretmenlerinin, birden fazla bir topluluk olduğunu hissettirmektedir. Dolayısıyla bu cümle ile, nifak içerisindeki insanların arkalarında, onlardan daha başka, ama bu kişilerle gizli bir ilişki taşıyan, çok gizli bir kuruluşu, merkez ya da merkezleri işaret ettiği açıktır. Âyet-i kerime, olayın daha derin, daha gizli kaynaklarda cereyan ettiğini göstererek, Resülullah’ı ve müminleri aydınlatmaktadır.

İstihza, bir kimseyi şaka içinde maskara etmek, şeref ve onurunu kırmak demektir. Burada, “Allah Teâlâ’ya alay yakışır mı?” diye akla bir soru gelebilir. Bilinen bir şeydir ki, aslında alaydan maksat, şeref ve haysiyeti kırarak maskara etmek ve karşıdakinin budalalığını gizlice ifade edip, sezdirmeden hakaret etmek, hafife almak ve bunlardan da bir hoşnutluk duymaktır. Hâlbuki alaycıların çoğu, alay ettikleri kimselere tam olarak hakaret etmeye güçleri yetmez. Çoğu zaman, yapılan hakaret, alaycıların kendilerine bile döner. Fakat Cenab-ı Allah, rızasına uygun olmayan davranışlarda bulunanlar hakkında, bir hakaret ve hor görme irade ettiği zaman, o kişiler tam anlamıyla hor hale gelir ve rezil olurlar. Hatta Cenab-ı Allah dilerse, böyle bir kişiyi bütün kâinat nazarında rezil eder de bir deli gibi halinden haberdar bile olmaz. Ayıplarını gizlediğini ve başkalarını ayıpladığını zannederken, bütün âleme maskara olmuştur da farkında değildir. Şuurdan bu derecede sıyrılma halinin ne büyük bir bedbahtlık olduğunda ise şüphe yoktur.[7]

Sonuç

Bize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da aynı şekilde davranmamız gerektiği açıktır. Bu prensibe bugün geçmiştekinden daha fazla ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü bir toplum olarak ahlaki pusulamızı korumak ve seviyemizi geliştirmek zorundayız. Başkalarına adil, şefkatli, empati duygusu ile ve saygılı bir şekilde davranmak her birimizin üzerinde önemli bir vazifedir.

Eylemlerimizin sonuçlarının olacağı açıktır. Günümüzde bilhassa Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformları aracılığı ile bir yorum göndermeden önce eylemlerimizin ve kelimelerimizin diğerlerini nasıl etkileyebileceğini bir şekilde düşünmemiz gerekmektedir. Yorumlarımız, genelde nesnel bir bakış açısını belirtmek veya üretken bir diyalogu başlatmak yerine, başkalarını üzme, onlar üzerinde bir üstünlük hissi oluşturma, başkaları ile alay etme, karalama, vb. amaçlar için kullanılırsa bunun uhrevi olumsuz sonuçları kesindir.

Bir hata yaptığımızda, eylemlerimizin sorumluluğunu kabul etmeli, bir daha aynı yanlışı yapmayacağımıza söz vermeli, zarar verdiğimiz insanlardaki ruhsal sarsıntı ve zararları telafi yoluna gitmeli ve ahlâkî olarak daha iyi bir insan olama amacımızı yerine getirmeye gayret göstermeliyiz. Bu da elbette yanlışlarımızdan ders alarak ve verimli bir şekilde insani ufka yürümeye çalışarak gerçekleştirilebilir.

Doğru ve ahlâkî olanı, doğru ve ahlâkî olduğu için yapmalıyız. Böyle bir tutum ve davranış, hayatı bütünlük ve tutarlık içinde yaşamanın sihirli bir anahtarı olacaktır.


[1] Tirmizi, Menakıb, 64 (3892, 3894).

[2] Vahidi, Esbab-ı Nüzul, s. 621, Dâru’l-Meyman, Riyad-2005.

[3] Vahidi, Esbab-ı Nüzul, s. 621, Dâru’l-Meyman, Riyad-2005.

[4] Ebu Davud, Edeb, 71, (4962); İbn Mace, Edeb, 35 (3741); Tirmizi, Tefsir, Hucurat (3268).

[5] İbn Hibban, Sahih, 13/73 (Hadis no: 5761); Buhari, el-Edebu’l-Müfred, 1/305 (Hadis no: 592).

[6] Beyhaki, Şuabu’l-İman, 11/196 (Hadis no: 8397); Hâkim, Müstedrek, 3/485 (Hadis no: 5815); Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, 4/16 (Hadis no: 3496); 8/192 (Hadis no: 8369).

[7] Elmalı’lı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, C. 1, ss. 236–242.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s