Nebîler Nebîsine Salât u Selâm

Musa Kazım GÜLÇÜR

16 Temmuz/2019

İçindekiler

Giriş 1

Salât u Selâm 3

Efendimiz (sas)’e Salât ve Selâm Getirilmesi 3

Süleyman el-Cezûlî’nin Başından Geçen Olay 6

Bazı Meşhur Salavat-ı Şerîfeler 8

1. Salât-ı Tefrîciye (Kurtûbî) 8

2. Salât-ı Münciye 9

3. Salât-ı Cevherati’l-Kemâl 10

Sonuç 11

Giriş

Fâtiha Suresi

Ey olup mi’râc bürhân-ı ulüvv-i şân sana

Yere inmiş gökten istikbâl için Furkân sana

Hîn-i davâ-yı nübüvvet müdde-i ilzâmına

Câhil iken el senin ilmin yeter bürhan sana

Kilk-i hükmün çekti harf-i sâir-i edyâna hat

Hükm isbât etti nefy-i sâir-i edyân sana

Bâkî-i mu’ciz ne hâcet dîn-i hak isbâtına

Âlem içre mu’ciz-i bâkî yeter Kur’ân sana

Vasf-ı Cibril-i Emîn etmiş kabûl-i hizmetin

Sırr-ı Hak keşfine onunla yetip fermân sana

Sensin ol hâtim ki ref’ etmiş cemî-i hâkimi

Hâtem-i hükm-i risâlet tapşırıp devrân sana

Ol kadar zevk-i şefâat cevher-i zâtında var

Kim gelir arz-ı hatâ ma’nâda bir ihsan sana

Mâh-ı revdir yoksa sen kıldıkta seyr-i âsumân

Kaldırıp parmak getirmiş âsumân îmân sana

Ya Nebî lutfun Fuzûlî’den kem etme ol zamân

Kim olur teslîm miftâh-ı der-i gufrân sana

(Fuzulî, Divan, 6. Gazel.)

Şairin en güzel naatlarından birisidir. Peygamberin yüceliği, getirdiği dinin Hak oluşu, mucizeleri, transandantal ilmi, Kurân’ın en büyük mucize oluşu ve baki kalacağı, Cebrail’in vahiy getirmesi, miraçta gökyüzünün şahitliği gibi konuları dile getirmektedir. Naatın sonunda Peygambere seslenerek, mahşerde Allah’ın af ve mağfiret kapısının anahtarları kendisine teslim edildiğinde, Fuzuli’den lütfunu esirgememesini istemektedir.

Dostlarının kalplerini mana ve beyan ışıklarıyla aydınlatan, insanların dillerine ve gönüllerine faziletinin bolluğundan bilgelik ve açıklık pınarlarını nebean ettiren, vahiy hakikatlerinin bulunmasını Kur’ân-ı Kerîm, Efendimiz (sas), akıl, örf ve gelenek yolları ile ilham eden Allâh’a hamd olsun.

Sonsuz hamd ve şükür, zamanları bilgi ışıkları ile aydınlatan, gökleri ve yerleri enva-i çeşit bediî sanat eserleri ile süsleyen ve güzelleştiren, insanlar ve canlılar için bir beşik ve karargâh yapan Allâh’a (cc) mahsustur.

Allâh (cc), kemal ve cemal-i mutlaktaki vasıfları ve esmâ-i hüsnâsı itibarıyla öyle bir mabûd-u bilhak ve öyle bir maksûdun bil istihkaktır ki lütuf ve ihsanını isteyenlerin dilekleri hiç bitmese bile, O’nun nimet hazineleri tükenmez. Kullarının suçlarının çokluğu çöl kumları kadar sayısız olsa bile, O’nun affetme ve bağışlaması asla yok olmaz.

Gece ile gündüz birbirlerini izledikçe, galaksiler, güneşler, gökler ve yerler var oldukça Allâh’ın yarattığı insanların en hayırlısı Nebî Muhammed’e, âl ve ashabına, O’na uyanlara ve O’nun yolunda olanlara en yüce salât ve selâmlar olsun.

Salât u Selâm

Hz. Peygambere (sas) duyulan sevgi ve muhabbetin ifadesi olan salât-u selâmın getirilmesi, Kur’ân-ı Kerîm’in emriyle her Müslümana herhangi bir vakit ve sayı sınırı bulunmaksızın emredilmiştir. Zemahşerî gibi bazı âlimler bu emrin bir farziyet ifade ettiğini kabul etmektedirler. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

(اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا)

“Şübhesiz ki Allah ve melekleri o peygambere çok salât (ve tekrîm) ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, tam bir teslimiyetle de selâm verin.” (Ahzab, 33/56)

Allah’tan salât, O’nun rahmeti ve rızası; meleklerden salât, dua ve istiğfar; Müslümanlardan salât ise, Peygamberimize dua ve onu tazim etmek demektir.

Allah (cc), müminlerin Peygamberimize yönelik salât ü selamlarını kendi salât ü selamı ile yan yana getirerek onları şereflendirmiş, bu vesile ile yüce, ezeli ve onur verici ufuklara yükseltmiştir.

Efendimiz (sas)’e Salât ve Selâm Getirilmesi

(وَاِنْ يَكَادُ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ)
“Doğrusu o kâfirler, Kur’an’ı işittikleri vakit, (sana olan düşmanlıklarından dolayı) az kalsın gözleri ile seni devireceklerdi. Hâlâ da (senin için): “Muhakkak O bir mecnûndur.” diyorlar. Halbuki o Kur’an bütün âlemler için ancak bir öğüttür.” (Kalem, 68/51-52)

Übeyy ibni Kâ’b bir gün Peygamberimize (sas) şöyle sordu:

“Ey Allah’ın Elçisi, ben sana çok salâvat getiriyorum. Duamın ne kadarını salâvata ayırayım?” Peygamberimiz:

“Dilediğin kadarını” buyurdu. Übeyy yine sordu:

“Dörtte birini ayırayım mı?” Peygamberimiz yine:

“Dilediğin kadarını, ama arttırırsan senin için daha iyi olur.” buyurdu.

“Yarısını?”

“Dilediğin kadarını. Ama arttırırsan senin için daha iyi olur.”

“Peki, duamın tamamını salâvata ayırsam?”

“İşte o zaman Allah senin bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını da bağışlar.”[1]

“Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.”[2]

“Ey Allah’ın Elçisi, sana selâm vermeyi anlıyoruz; peki, nasıl salât edeceğiz?” sorusuna karşılık ise, Peygamberimiz, namazların teşehhütlerinde okumakta olduğumuz “Allahümme salli, Allahümme bârik” dualarını öğretmiştir.[3]

Ka’b b. Ucre’den gelen rivâyet şöyledir: “Resülullah (sas) yanımıza gelmişti:

“Ey Allah’ın Resulü, dedik, sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Ama sana nasıl salât okuyacağız (bilmiyoruz)?” “Şöyle söyleyin” dedi:

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ ﴿﴾ اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

“Allahümme salli alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammedin kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrâhîme inneke hamîdun mecîd. Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

(Allahım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine rahmet kıl, tıpkı İbrahim’e ve ailesine rahmet kıldığın gibi. Allahım! Muhammed’i ve Muhammed’in ailesini mübarek kıl, tıpkı İbrahim’i ve ailesini mübarek kıldığın gibi. Sen bütün övgülere layıksın, Şerefi en yüce olansın)[4]

İbn Mes’ud (ra) anlatıyor: Resülullah (sas) buyurdular ki: “Yeryüzünde Allah’ın seyyâh melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (ânında) bana tebliğ ederler.”[5]

Said el-Makburî’nin rivayetine göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır: “Evlerinizi kabirlere, kabrimi de bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır.”[6]

Evs (ra)’in rivayetine göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Günlerinizin en üstünü Cuma günüdür. Âdem, o günde yaratılmış ve o günde kabz olunmuştur. O günde sura üflenecek ve o günde kıyamet kopacaktır. Cuma günü bana çok salât ve selâm getirin. Çünkü sizin salât ve selâmlarınız bana sunulur.” Bunun üzerine:

“Ey Allah’ın Elçisi, sen ölüp de senden bir iz kalmadıktan sonra, salât ve selâmlarımız sana nasıl sunulur?” diye sordular. Peygamberimiz buyurdu ki:

“Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi toprağa yasaklamıştır.”[7]

İbnu Mes’ud (ra) anlatıyor: Resülullah (sas) buyurdular ki: “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât okuyanlardır.”[8]

Tirmizî’de Hz. Ali (ra)’den bir rivâyet şöyledir: Resülullah (sas) buyurdular ki: “Gerçek cimri, yanında zikrim geçtiği halde bana salavât okumayandır.”[9]

Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resülullah (sas) buyurdular ki: “Kim bana (bir kere) salât okursa Allah da ona on salât okur ve on günahını affeder, on derece yükseltir.”[10]

Ebu Talha (ra)’dan gelen bir rivâyet şöyledir: “Bir gün Resülullah (sas), yüzünde bir sevinç olduğu halde geldi. Kendisine:

“Yüzünüzde bir sevinç görüyoruz!” dedik.

“Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: “Ey Muhammed! Rabbin diyor ki: “Sana salavât okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selam okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yetmez mi?[11]

Resülullah (sas), dua eden bir adamın, dua sırasında kendisine salât ve selam okumadığını görmüş ve “Bu kimse acele etti.” buyurmuş, sonra adamı çağırıp, “Biriniz dua ederken, Allah Teâla’ya hamd-ü senâ ederek başlasın, sonra O’nun Peygamberine salât okusun, sonra da dilediğini istesin” buyurmuştur.[12]

Ebu Hüreyre’den rivayete göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kim bana kitabında bir salavat yazarsa, ismim kitapta devam ettiği müddetçe, o kimseye melekler istiğfar etmekten ayrılmazlar.”[13]

Hz. Ali (ra)’nin rivayetine göre Efendimize: “Ey Allah’ın Rasûlü aziz ve celil olan Allah’ın: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler” buyruğu hakkında ne dersin? diye sorulmuş, Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Bu örtülüp gizli tutulmuş ilimdendir. Şayet siz bu hususta bana sormamış olsaydınız, bu hususu ben size haber vermezdim. Yüce Allah, benim için iki melek görevlendirmiştir. Bir Müslümanın yanında ismim anılıp da o bana salât getirecek olursa, mutlaka o iki melek: “Allah sana mağfiret buyursun” derler. Yüce Allah ve melekleri de bu iki meleğe cevap olarak: “Âmin” derler. Bir Müslümanın yanında adım anıldığı halde, o da bana salât getirmeyecek olursa, mutlaka o iki melek: “Allah sana mağfiret etmesin” derler. Yüce Allah ve melekleri de o iki meleğe “âmin” diye cevap verirler.”[14]

Süleyman el-Cezûlî’nin Başından Geçen Olay

Süleyman el-Cezûlî (ö.870/1465), faziletine inandığı yüz otuz civarındaki salavâtı “Delâilü’l-Hayrât ve Şevâriku’l-Envâr fî Zikri’s-Salât ale’n-Nebiyyi’l-Muhtâr” adıyla bir araya getirmiş, Pazartesi’den başlanmak üzere günlere göre taksim ederek okunmasını tavsiye etmiştir.

Muhammed Süleyman el-Cezûlî Hazretleri, günün birinde yolculuk esnasında abdest almak istedi. Yanında su yoktu ve etrafta bir dere ya da bir su kaynağı görünmüyordu. Kısa bir araştırma sonunda bir su kuyusuna ulaştı. Fakat kuyudan su çekmek için ne bir kova ne de bir ip vardı. Ne yapacağını bilemedi.

“Nasıl yapayım da bu kuyudan suyu çıkarayım” diye düşünürken, civardaki evlerden birinin önünde, kendisine bakmakta olan bir kız çocuğu gördü. Hemen ona durumunu izah ederek bir kova ile ip getirmesini rica etti. Evin önünde bekleyen kız çocuğu, kuyunun başındaki bu çaresiz yaşlı pir-i fâniye kim olduğunu sordu. Zamanın kıymetli âlimlerinden olan Muhammed el-Cezûlî Hazretleri kendisini tanıtınca, kız çocuğu hayretle:

“Bütün insanlar sizin ilminizden istifade eder, bir problemleri olduğu zaman sizden yardım isterlerken, siz kuyudan su çıkarmaktan aciz kalmışsınız!” dedi. Bunun üzerine Cezûlî:

“Evladım, hiç kuyudan ipsiz, kovasız su çıkarılır mı, böyle bir şey olabilir mi?” deyince, kız çocuğu kuyunun başına gelip, bazı şeyler okuyarak kuyunun içine üflemeye başladı.

Mevlâ’nın hikmeti, kızcağızın okumasıyla birlikte, kuyunun içindeki su kabarıp yükselmeye başladı. Nihayet kuyunun suyu tamamen dolarak taştı. İmam el-Cezûlî bu işe çok şaşırmıştı. Kuyudan taşan sudan hemen abdestini aldı sonra kıza dönüp:

“Evladım! Sen bu keramete hangi amelin sebebiyle nail oldun?” diye sorunca, kız çocuğu dedi ki:

“Ben Peygamber (sas) Efendimiz’e salâvat-ı şerifeyi çok getirmek ve devam etmekle bu ikrâma nail oldum.”

İmam el-Cezûlî Hazretleri, kız çocuğunun bu apaçık kerametine şahit olunca, salâvat-ı şerife zikrini artırdı ve daha çok salâvat getirmeye başladı. Ancak yaşadığı hâdise aklından çıkmıyordu. Acaba bu hangi salâvat-ı şerifeydi?

Yine bir gece yatağına uzanmış yatıyordu. Gecenin bir yarısı baktı ki, hanımı yavaşça yanından kalkmış, abdestini almış, elbisesini giyinip kapıdan da çıkıp gitmektedir. Hanımının hâlinden şüphelenen imam, eşini gizlice takip etmeye başladı. Onu kapıda iki aslanın beklediğini gördü. Biri önünde biri de arkasında hanımına eşlik ederek, sahile doğru gitmektedirler. Sahile gelince, aslanlar beklemeye başladı. Hanımı ise denizin üzerinde yürüyerek tenha bir adacığa doğru gitti. Orada bir müddet ibadet ettikten sonra su üstünde yürüyerek tekrar geri döndü ve aslanlarla birlikte eve yöneldi. Olanları hayretle izleyen Cezûlî Hazretleri, gelip hemen yatağına girdi.

Bu hadise iki gece daha devam etti. Sonunda meseleyi hanımına açtı. Üç gecedir kendisini takip ettiğini, ondaki keramete vâkıf olduğunu anlattı. Sırrını öğrenmek istedi. Hanımı tebessüm ederek:

“Efendi, demek sırrıma vâkıf oldunuz. Ben senelerdir böyle yaparım. Böyle bir kerametin ihsan edilmesine gelince, bunun sebebi Efendimize (sas) çok salâvat getirmemdir” dedi. İmam, hangi salâvata devam ettiğini sordu, ama hanımı cevap vermek istemedi. Israr edilince,

“Bunu söylememe izin yok. Madem çok ısrar ediyorsun, o hâlde bu gece istihare yapayım, eğer müsaade olursa, o zaman söylerim” dedi.

Ertesi sabah şunları söyledi: “Bu salâvat-ı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki, sen bütün salâvat-ı şerifeleri araştır, bulduklarını bir kitapta topla. Şayet benim okuduğum salâvat-ı şerife o kitapta varsa, söylerim.”

Bunun üzerine Cezûlî Hazretleri araştırma yapmaya başladı. Ne kadar salâvat-ı şerife ile alâkalı eser varsa, gözden geçirdi. İşin ehli olan zatlara danıştı ve sonunda “Delâil-i Hayrât” adıyla meşhur, asırlardır müminlerin gönül dünyalarını aydınlatan eserini hazırladı. Kitabı gözden geçirmesi için hanımına sundu. Hanımı baştan sona okuduktan sonra, “Evet, benim okuduğum salâvat-ı şerifeye birkaç yerde rastladım. Sen bunu okumaya devam et” dedi.

Bazı Meşhur Salavat-ı Şerîfeler

(سَنَزٖيدُ الْمُحْسِنٖينَ) “İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” (Bakara, 2/58; Araf, 7/161)

1. Salât-ı Tefrîciye (Kurtûbî)

İmam Kurtubî, bu salavâtı “Tefrîciye” olarak, Garb ulemâsı ise (Endülüs, Fas, Tunus ve Cezayirliler) murat ve isteklerinin bu salavât-ı şerîfe sebebiyle hemen yerine gelmesinden dolayı “Salât-ı Nâriye” olarak adlandırmışlardır. Salavat şu şekildedir:

اَللَّهُمَّ صَلِّ صَلاةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلَاماً تَامّاً عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ وَتُقْضَى بِهِ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ

Salât-ı Tefriciye Arapça Okunuşu

“Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihi’l-ukadü ve tenfericü bihi’l-kürabü ve tukdâ bihi’l-havâicü ve tünâlü bihi’r-regâibü ve hüsnü’l-havâtimü ve yüsteska’l-ğamâmü bi veçhihi’l-kerîmi ve alâ âlihî ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmi’l-lek.”

Salât-ı Tefriciye Türkçe Anlamı

“Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed (as)’in şanını yüce kıl. O’nun üzerine kâmil salatlar ve tam selamlar olsun. O’nun ile çözülemeyen düğümler çözülür, müşküller, musibetler defedilir. O’nun ile tüm sıkıntılar, gamlar ve kederler giderilir. Onunla her türlü ihtiyaçlar yerine getirilir. O’nun ile dilek ve isteklere nail olunur. O’nun mübarek yüzü suyu hürmetine güzel ve hayırlı sonuçlara ulaşılır. O’nun yüzü suyu hürmetine Allah (cc)’tan kuraklıkta yağmur, günahkâr kullara rahmet talep edilir. Allah’ım! Hz. Muhammed (sas)’in âl ve ashabına sence malum olan her göz açılıp kapanışında, her ışık pırıltısında, her lahzada alınan ve verilen nefesler sayısınca salat ve selam olsun.”

2. Salât-ı Münciye

En meşhur salavâtlardan biri olarak kabul edilen ve çeşitli amaçlarla Müslümanlar arasında halen yaygın biçimde okunmasına devam edilen bir diğer salavat ise “Salât-ı Münciye”dir ve şu şekildedir:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ اْلاَحْوَالِ وَاْلآفَاتِ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ الْحَاجَاتِ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ السَّيِّئَاتِ وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ اَعْلَى الدَّرَجَاتِ وَتُبَلِّغُنَا بِهَا اَقْصَى الْغَايَاتِ مِنْ جَمِيعِ الْخَيْرَاتِ فِى الْحَيَاتِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ اِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

Salât-ı Münciye Arapça Okunuşu

“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min cemîi’l-ehvâli ve’l-âfât ve takdî lenâ bihâ cemîa’l-hâcât ve tutahhirunâ bihâ min cemîi’s-seyyiât, ve terfeunâ bihâ indeke a’la’d-derecât, ve tübelliğunâ bihâ aksa’l-ğâyât min cemîi’l-hayrâti fi’l-hayâti ve ba’de’l-memât.”

Salat-ı Münciye Türkçe Anlamı

“Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve efendimiz Muhammed ümmetine öyle bir salât (rahmet) eyle ki onunla bizi her güçlük ve âfetten kurtarasın, onunla bizim bütün ihtiyaçlarımızı göresin, onunla bizi bütün kötülüklerden temizleyesin, onunla bizi yüksek derecelere erdiresin, onunla bizi gerek hayatta gerek öldükten sonra bütün iyiliklerin en yükseklerine ulaştırasın. Allâhım sen her şeye kâdirsin.”

3. Salât-ı Cevherati’l-Kemâl

Ticânîler arasında çokça methedilen ve Ahmed Ticânî (ö.1231/1835)’nin ancak abdestle okunmasını tavsiye ettiği “Cevheretü’l-kemâl” de önemli bir salavât metnidir. Ahmed et-Ticânî, günde yetmiş defa tekrarlandığında Hz. Peygamber ve dört halifenin orada manen hazır bulunup evradın okunuşuna katıldıklarını söyler. Salavat şu şekildedir:

اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى عَيْنِ الرَّحْمَةِ الرَّبَّانِيَةِ وَاليَاقُوتَةِ المُتَحَقِّقَةِ الحَائِطَةِ بِمَرْكَزِ الفُهُومِ والمَعَانِي وَنُورِ الأَكْوَانِ المُتَكَوِّنَةِ الآدَمِي صَاحِبِ الحَقِّ الرَّبَّانِي، البَرْقِ الأَسْطَعِ بِمُزُونِ الأَرْبَاحِ المَالِئَةِ لِكُلِّ مُتَعَرِّضٍ مِنَ البُحُورِ وَالأَوَانِي وَنُورِكَ اللاَّمِعِ الذِي مَلأْتَ بِهِ كَوْنَكَ الحَائِطِ بِأَمْكِنَةِ المَكَانِي

اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى عَيْنِ الحَقِّ التِي تَتَجَلَّى مِنْهَا عُرُوشُ الحَقَائِقِ عَيْنِ المَعَارِفِ الأَقْوَمِ صِرَاطِكَ التَّامِّ الأَسْقَمِ

اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى طَلْعَةِ الحَقِّ بَالحَقِّ الكَـنْزِ الأَعْظَمِ إِفَاضَتِكَ مِنْكَ إِلَيْكَ إِحَاطَةِ النُّورِ المُطَلْسَمِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلاَةً تُعَرِّفُنَا بِهَا إِيَّاهُ

Salât-ı Cevherati’l-Kemâl Arapça Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

Allahümme salli ve sellim ala ayni’r-rahmeti’r-rabbaniyyeti ve’l-yakuteti’l-mütehakkıkati’l-haitati bi merkezi’l fühûmi ve’l-meânî ve nuri’l-ekvani’l-mütekevvineti’l-âdemiyyi sahibi’l-hakki’r-rabbaniyyi, el-berki’l-estai bi müzûni’l erbâhi’l-mâlieti li külli mütearridın mine’l-bühûri ve’l-evânî ve nurike’l-lâmiıllezi mele’te bihi kevneke’l-haitı bi emkineti’l-mekânî.

Allahümme salli ve sellim ala ayni’l-hakkılleti tetecellâ minhâ urûşü’l-hakaikı ayni’l-mearifi’l-akvemi sıratıke’t-tâmmi’l-eskam.

Allahümme salli ve sellim ala tal’ati’l-hakkı bi’lhakkı’l-kenzi’l-a’zami ifâdatike minke ileyke ihatati’n-nuri’l-mutalsemi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve salaten tüarrifüna bihâ iyyâh.

Salât-ı Cevherati’l-Kemâl Türkçe Anlamı

Ey Allah’ım! Nazargâhın olan rahmet pınarı, sonsuz kudretinle tahakkuk eden yakut ve inci tanesi, mana ilimlerinin mübarek Zat-ı Ahmediyyesi’nde neşet eden göz kamaştırıcı nur, Yüce Allah’ın ayan beyan apaçık mucizesi, yağmur tanelerini taşıyan rahmet bulutları arasında çakan şimşekler misali, zamanın ve denizlerin engelleyemediği bütün mekanları kuşatan, kâinatı aydınlatan Muhammed Mustafa’ya salat ü selam et, mübarek eyle Allah’ım!

Ey Allahım! Marifetlerin tecelligâhı ve kaynağı, hakkın hakikatin görünen gözü, hakiki saltanatın onun marifetiyle ancak tecelli ettiği ve edeceği marifetlerin menbaı, Sırat-ı Müstakim’de sebat etme sonucu zirveye taht kuran, o en berrak, pak ve temiz ruh u pak-i Muhammed (sas)’e salat ü selam olsun.

Ey Allahım! Hak ve hakikatin apaçık yüzü, senin sonsuz kudret ve celalinle en güzel ahlak-ı hamideye sahip olan, tükenmek bilmeyen hazinenin mümessili, gizli aşikâr nur timsali Muhammed Mustafa’ya, al ve ashabına salat ü selam eyle ki, bu selam ile o müstesna insanı tanıyabilelim, onun yolunda yaşayabilelim. Âmin…

Sonuç

İnsanın muttasıl salavât getirmesi oldukça önemlidir. Çünkü salavâtta Hakk’ın emrine imtisal vardır. Salavât getiren kişinin makamı on derece yükselir, on seyyiesi silinir. Salavât ile yapılan dualar makbul olur. Şefaat-i Nebîye müstahak olunur, günahlara mağfiret edilir. Peygamberimizin yanında ismi zikredilir. O’nun yanında ismi cimri olarak anılmaz.

Kıyamet korkusundan, sırat köprüsünden geçememekten ve Cennet yolundan uzaklaşmaktan muhafaza edilir. Ömrü bereketlenir, Peygamberimizin sevgisi gönlüne yerleşir ve kalbi manen hayat bulur.

Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Efendimiz (sas) yüzü suyu hürmetine kusurlarımızı, günahlarımızı ve hatalarımızı bağışlasın, bizleri rızasına ulaştırsın, her iki cihanda mutlu kılsın ve şefaatlerine nail eylesin. Âmin…


[1] Tirmizî, Kıyamet, 23.

[2] Hâkim, Müstedrek, 2/456, (Hadis no: 3576).

[3] Buhârî, Tefsir, 33/10; Tirmizî, Tefsir, 33/23.

[4] Buhâri, Daavât, 33; Müslim, Salât, 66; Ebu Dâvud, Salât, 183; Nesâi, Sehv, 51; Tirmizî, Vitr, 20.

[5] Nesâi, Sehv, 46.

[6] Ebu Davud, Menâsik, 97.

[7] Ebû Davud, Salât, 201.

[8] Tirmizî, Salât, 357.

[9] Tirmizî, Daavât, 110.

[10] Nesâi, Sehv, 55.

[11] Nesâi, Sehv, 55.

[12] Ebû Dâvûd, Vitr, 23.

[13] Taberani, Evsat, 2/232 (Hadis no: 1835); Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 1/181 (Hadis no: 577).

[14] Taberani, Kebîr, 3/91-92 (Hadis no: 2753); Heysemi, Mecma, 7/151 (Hadis no: 11273).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s