Komşuluk Haklarını Gözetme

Musa Kâzım GÜLÇÜR

5 Kasım/2019

İçindekiler

Giriş 1

Komşu Hakları 3

Sonuç 7

Giriş

Dinimizde komşuluğun büyük önemi vardır. Allah Teâlâ, yakınımız olsun olmasın bütün komşularımıza iyi davranmamızı ve iyilik etmemizi şöyle emretmektedir:

وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ۖ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

“Yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak yapmayın.

Anneye, babaya, akrabalara,

Yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara,

Yanınızdaki arkadaşınıza, gariplere ve yolculara,

Ellerinizin altındakilere (hizmetçi, işçi) güzel muamele edin. Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez.” (Nisa: 4/36)

Yukarıdaki ayet-i kerime, Allâh’ın (cc) birliği ile O’na ibadeti vurguladıktan sonra, inanan bir insan için tevhidi ve ibadeti ona adeta kolaylaştıran unsurları sıralıyor ve ebeveynler ve akrabalar gibi aile üyelerine ait görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi, yetimlere ve yoksullara hem yakın hem de uzak komşulara bakılması gereğini “ihsan” kelimesi ile işaretliyor. Âyet-i kerîme, bir kişinin kendi ailesinden başlayan ve tüm topluluğa yayılan herhangi bir sosyal düzende sorumluluklarını yerine getirme planının temel ayrıntılarını, İslâm’ın temel rükünleri olan tevhid ve Allâh’a ibadet unsurları ile mezcediyor.

Aile ve akrabalardan sonra, hukukuna en çok riayet etmemiz gerekenler, bir arada yaşadığımız komşularımız olarak görülüyor. Aile yuvasında olduğu gibi komşularla da iyi geçinme ve yardımlaşmanın önemi âyet-i kerimede vazıh bir şekilde tebarüz ediyor.

İnsanın temel ihtiyaçlarından birisi de sevdiklerinin güvenliğinden emin olma durumudur. Güvenlik, insanî ihtiyaçlar hiyerarşisinin en başında yer alır. Bir topluluktaki huzursuzlukların çoğu, insanların kendilerine yapılan yanlışlara orantısız tepki göstermeleri, temel insan haklarını doğrudan ihlal ile yayılır. İslam, insanların dostça bir atmosfer sürdürmesini önemsemekte, insan hakları ihlallerini mûbikât ve mühlikât olarak görmektedir.

Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sas):

“Vallahi mümin değildir, vallahi mümin değildir, vallahi mümin değildir!” dediğinde ashab:

— “Kim Ya Resulallah?” diye sormuşlar, Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“Komşusu, belâlarından emin olmayan kimse (mümin değildir).” [1]

Hadiste, “mümin değildir” sözü “olgun, kâmil mümin değildir” anlamındadır. Diğer bir ifade ile “emin olunma” durumu olgun mümin olmak için gerekli, fakat Allâh’a (cc) iman etmiş olmak için şart değildir.

Müslim’in naklettiği diğer bir rivayet ise şöyledir:

“Komşusuna zararından emin olunamayan kimse Cennet’e giremez.” [2]

Hadiste geçen “Cennet’e giremez” ifadesinden de “Kıyamette ilk önce kurtulmuşlar içinde Cennet’e giremez” şeklinde anlamak münasip gibidir. Yani bir kimse kötü hareketinin cezasını çeker, sonra Allâh’ın lütfu ile yine Cennet’e girebilir. Ancak, İslâmî naslara rağmen, komşuya eza etmenin günah olmadığı görüşünde ise, durumu Cehennem’de kalmayı zaruri hale getirebilir (Allâhu a’lem).

Peygamber Efendimiz (sas) başka bir hadis-i şeriflerinde: “Ev almadan önce komşu, yola çıkmadan önce de arkadaş temin edin”[3] buyurmaktadır.

Bir atasözümüzde bu hadis-i şerif, “Ev alma, komşu al” şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü komşu evden daha önemlidir. Komşular kötü ise, insan en güzel evde bile olsa rahat edemez ve huzuru kaçar. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, kötü komşudan Allah’a sığınmamızı emrederek şöyle buyurmaktadır:

“Devamlı ikamet ettiğiniz yerdeki kötü komşudan Allah’a sığınınız. Göçebelik anındaki kötü komşu ise geçicidir.” [4]

Komşu Hakları

Dinimiz, komşunun komşu üzerinde hakları olduğunu belirtmekte ve komşuluk hakkı üzerinde önemle durmaktadır. Hz. Aişe (r. anhâ)’dan rivayet edilen hadis-i şerifte Resülullah (sas) şöyle buyurur:

Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.[5]

Konu ile ilgili İslam tarihinde de önemli bir örnek bulunmaktadır. Vali iken kendisine bir köşk yaptırıp, çarşının gürültüsünden kurtulmak isteyen Sa’d b. Ebî Vakkas’ı teftiş için, Hz. Ömer (ra), Muhammed b. Mesleme’yi yanında yiyecek (yolluk/yevmiye) olmaksızın devlet görevlisi olarak Kûfe’ye göndermişti. On dokuz günlük bir yolculuğun ardından Medine’ye dönen Muhammed b. Mesleme, kendisini niçin azıksız bir şekilde göreve gönderdiğini öğrenmek istedi. Hz. Ömer (ra) şöyle cevap verdi:

“Medine’deki Müslümanlar açlıktan kırılmak üzereyken, sana bir şeyler verip de nimeti sen, işin vebalini/sorumluluğunu da ben yükleneyim istemedim. Zira ben, Peygamber (sas)’i şöyle buyururken dinlemiş bulunmaktayım:

Komşusu açken, müminin tok dolaşması yakışık almaz.[6]

Komşuların durumlarına karşı bile bile ilgisiz kalma ve duyarsız davranma, olgunlaşmamış mümin olmanın tezahürü sayılmaktadır. İbni Ömer’den rivayet edilen bir başka hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurur:

Herhangi bir mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle Allah’ın korumasından düşer.[7]

Allâh’ın Elçisinin (sas), komşusu açken kendisi rahat bir şekilde dolu bir mide ile uyuyan bir insanın, gerçek anlamda inançlı bir insan olamayacağı, komşuları zararından güvende olunamayan bir kişinin de Cennete giremeyeceği hususundaki ikazları yukarıda geçmişti. Komşu hakları Kur’an-ı Kerîm ve Efendimiz’in (sas) hadîs-i şerîflerinde oldukça önemli görülmektedir. Bu bakımdan bir Müslüman, yakın veya uzak komşularını merhametle kucaklamalı, inancı bütün kimseler, sahip oldukları iyilik ve güzellikleri komşularıyla nasıl paylaşacaklarını bilmelidirler. Bu, Müslüman ahlakının olmazsa olmazıdır.

Komşulara yardımdan söz edildiğinde akla gelen ilk şey, onlara yiyecek, kıyafet ve benzeri şeyleri hediye etmektir. Bilindiği gibi zekât ve sadakalar yalnızca Müslümanlara verilir. Ancak, gayrimüslim komşularımıza da maddi ve manevi yardım ile mükellefiz. Özellikle yoksul şartlarda yaşayan insanların, hangi dinden ve ırktan oldukları hiç önemli değildir. Müslüman ve maddi durumu yerinde olan kimseler, komşularının sıkıntı içerisinde yaşamalarına asla izin vermemeli ve onlara kesinlikle destek sağlamalıdır. Bir komşunun iş bulmasına yardım etmek de iyilik yapmanın önemli bir yoludur.

Komşuları selamlamak, hal ve hatırlarını sormak, karşılıklı ziyaretler aracılığıyla onlarla daha iyi tanışmak, insanlar arasında dostane ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmak, olumsuz duygu ve düşüncelerin izalesi için çaba sarf etmek de önemli faaliyetlerdir. Örneğin, komşularını hediyelerle ve ziyaretlerle sevindirmek, bu şekilde kalplerin ısınmasına yardımcı olmak, varsa önyargılı düşünceleri ortadan kaldırmak oldukça değerlidir. Meseleye bu açıdan bakıldığında, komşuluk haklarının sadece maddi yardım fikrine indirgenmediği daha kolay anlaşılacaktır.

Yardımda bulunmak, bir başlangıç değil bir neticedir. Yardım yapma duygusu ve duyarlılığı ise, o yardımın gerçek amili ve öncüsüdür. O halde yardımın bizzat kendisinden önce “yardım duygusunun” gönüllerde yer etmiş olması esastır. İmkânı olduğu halde çevresine yararlı olmayanlar, bu duyguyu gönüllerine yeterince yerleştirememiş, çevresine merhametle bakmanın zevkini tadamamışlardır.

Ebu Zerr (ra) bir rivayetinde şöyle demektedir: Dostum Resülullah (sas) bana şu şekilde tavsiyede bulundu:

“Çorba yaptığın zaman suyunu bol koy. Sonra da komşularının haline bak. Muhtaç olanlara çorbadan bir miktar götürerek iyiliğin dokunsun.” [8]

Bir Müslüman komşusunun hakkını önemle gözetir, ona güler yüz gösterir, gerektiğinde ödünç verir, bir kederi olunca onu teselli etmeye çalışır. Komşusuna eziyet verecek şeyleri yapmaktan sakınır. Gürültülü bir hayat sürerek komşularını rahatsız edenler, hastaları, çocukları ve ders çalışacak öğrencileri düşünmeyenler, komşuluk haklarını gözetmemiş ve topluma karşı görevlerini çiğnemiş sayılırlar.

Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre bir sahabe, bir kadının çokça namaz kıldığından, çokça oruç tuttuğundan ve çokça sadaka verdiğinden bahsedildiğini belirterek:

— “Ancak diliyle komşularını incitiyor” dedi. Peygamber Efendimiz:

“O kadın cehennemdedir” buyurdu. Yine aynı sahabi, bir kadının az namaz kıldığından, az oruç tuttuğundan ve az sadaka verdiğinden söz edildiğini ifade ederek:

— “Ya Resulallah! Şu da var ki, diliyle komşularını incitmiyor” dedi. Peygamber Efendimiz:

“O kadın cennettedir” buyurdu. [9]

Bu açıdan insan, komşularının sevgi ve övgülerini kazanmalı, komşularını bilhassa da dili ile taciz etmekten sakınmalıdır.

Ebu Hüreyre’den (ra) rivayete göre Allah Resulüne bazen sahabeden birisi geldi ve:

— “Ey Allah’ın Resulü! Yaptığım takdirde beni Cennet’e götürecek bir amel söyle” dedi. Peygamber Efendimiz (sas) de kendisine sadece:

— “İyi ol” buyurdu. Sahabi:

— “Ya Resulallah! İyi olduğumu nasıl bileceğim?” deyince, Efendimiz şu cevabı verdi:

— “Komşularına sor; eğer onlar senin iyi olduğunu söylerlerse, sen iyi bir kimsesin, yok eğer kötü olduğunu söylerlerse o zaman sen kötü bir kimsesin.[10]

Demek ki, iyiliğimizin ve kötülüğümüzün bir ölçüsü de komşularımız ve yakın çevremizdir. Bir insanın komşuları şahsın iyi olduğunu söylüyorlarsa, o kimse büyük bir ihtimalle Allah katında da iyidir. Ama komşular bir insanın kötü olduğunu söylüyorlarsa, yine muhtemelen o kişi Allah katında da kötü bir insan demektir.

Ne yazık ki, değerlerimizi ihmal etmenin kötü bir sonucu olarak, komşuluk ilişkileri aşınmış durumdadır. Öyle ki pek çok aile, bilhassa da büyük şehirlerde, sadece kendi dünyalarında yaşamakta, bu sebeple olsa gerek komşuluk ilişkileri de gittikçe zayıflamaktadır. Çok katlı apartmanlarda komşular, sadece rahatsız edildiklerinde birbirlerinin kapısını çalmaktadırlar. Apartman hayatı insanları mekân olarak birbirlerine yaklaştırdıkça, sanki Necip Fazıl Kısakürek’in deyimi ile “yakınlıktan ötürü, kaçıp gitmiş yakınlık” [11] durumu hasıl olmaktadır.

Bu kronik sorunu gidermek için mümkün olan her yolu kullanmak ve elimizden gelenin en iyisini yapmak gerekmektedir. Ancak insanların fikir ve anlayışlarının maruf olana doğru yönelmesi bir anda gerçekleşecek bir durum olmayıp, kararlı bir çaba ve sebat gerektirir. Unutmayalım, hayırseverlik insan doğasının bir parçasıdır ve nazik davranışlara teşekkür bütün toplumların ortak ahlâkıdır. Bu nedenle, nezaketli davranışlar er ya da geç etkilerini gösterecektir. Komşularınız yavaş yavaş sizdeki samimiyeti görecek ve kapılarını size açarak karşılıklı ziyaretler başlayabilecektir.

Allah’ın Elçisi (sas), inananların birbirleriyle ilgili durumlarını, tuğlaları sağlıklı bir şekilde bütünleşen iyi bir bina ile benzetmesi ile anlatmaktadır. Komşuların ihtiyaçlarını önemsemek ve haklarını gözetmek, yazının başlangıcında aktardığımız ayet-i kerimede beyan edildiği üzere, iyi bir toplum inşa etmede önemli bir rol oynayacaktır. Komşuluk ilişkileri modern yaşamda ciddi bir yıkıma uğradığından, ilişkileri geliştirmeye yönelik ilk girişimler başlangıçta zor görünebilir. Ancak, nazik ve samimi eylemler, iyi niyet jestleri istikrarlı bir şekilde devam ettiğinde insanlar arasındaki iletişim engelleri de ortadan kalkacaktır. Bir süre sonra kalplerdeki iyi duygular harekete geçecek ve zaman içerisinde bireyler arasındaki katı bağlar, yerini güçlü ve saygı dolu bağlantılara bırakacaktır. Bundan sonra da bireyler herhangi bir beklenti olmadan birbirlerini destekleyeceklerdir. Biri düştüğünde diğeri yardım edecek ve birbirlerine karşı iyilik yarışına başlayacak, böylece çatışmaları söndüren, huzur ve sükunu inşa eden ideal bir toplum meydana gelmiş olacaktır.

Sonuç

Komşularımızla karşılaştığımızda onlara saygı gösterme, yokluklarında onların menfaatlerini koruma, sıkıntı ve ıstırap anlarında onlara yardım etme asli vazifelerimizdir. Komşularımızın hatalarını aramama, yanlışlıklarını yüzlerine vurmama ve yapılabiliyorsa gizleme, kötü alışkanlıkları varsa bile onu hikmet dairesinde terk ettirmeye çalışma komşularımıza yapacağımız önemli yardımlardandır.

Komşu haklarına dikkat etme, felaket anlarında onları yalnız bırakmama, kusurlarını affetme, İslami ahlâka dayanarak asil bir hayat yaşama ve komşusu açken, kendisi tok yatmama yüksek ahlâkî vasıflardır. Kokusu duyulacak bir yemek pişirildiğinde, bitişik komşuya hediye etme, komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmama, kederli günlerinde teselli etme, hasta olduklarında onları ziyaret etme aslî davranışlardandır. Komşuların varsa yetimlerini himaye etme, cömert ve lütufkâr davranma onur ve saygınlık vesileleridir.


[1] Buhari, Edep, 29 (Hadis no: 6016).

[2] Müslim, İman, 18 (Hadis no: 73).

[3] Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1 / 207 (Hadis no: 531); 1 / 374 (Hadis no: 1051).

[4] Nesâî, İstiâze, 44 (Hadis no: 5502).

[5] Buhari, Edeb, 28 (Hadis no: 6014); Müslim, Birr ve Sıla ve’l-Edeb, 42 (2624, 2625).

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/55 (Hadis no: 390).

[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33 (Hadis no: 4880); İbnu Ebî Şeybe, Musannef, 6/103 (Hadis no: 20651).

[8] Müslim, Birr ve’s-Sıla ve’l-Edeb, 42 (2625).

[9] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/440 (Hadis no: 9673); İbn Hibban, Sahih, 13/76-77 (Hadis no: 5764).

[10] Hâkim, Müstedrek, 1/528 (Hadis no: 1400); Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/91 (Hadis no: 181).

[11] Necip Fazık Kısakürek, “Apartman” şiiri.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s