İbn Haldun’un Alimlerin Siyasetten Uzak Olmaları Görüşü

Musa Kazım GÜLÇÜR

26 Mayıs/2019

İçindekiler

İbn-i Haldun Kısa Biyografisi 1

Mukaddime’nin Çevirileri ve Tarihçilerin Övgüleri 2

İbn Haldun’un Alimlerin Siyasetten Uzak Olmaları Görüşü. 3

36. Fasıl: Alimlerin Siyaset İşlerinden En Uzak Olmaları Hakkındadır 4

Sonuç. 5

Referanslar 6

İbn-i Haldun Kısa Biyografisi

Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun el Hadramî (أبو زيد عبد الرحمن بن محمد بن خلدون الحضرمي‎; d. 27 Mayıs 1332, Tunus – ö. 19 Mart 1406, Kahire) veya tanınan kısa adıyla İbn-i Haldun (ابن خلدون), modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden kabul edilen 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi. Köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim aldı. Tunus ve Fas’ta devlet görevlerinde bulunduktan sonra Gırnata ve Mısır’da çalıştı. Kuzey Afrika’nın o dönem istikrarsız ve entrikalarla dolu siyasal yaşamı iki yıl hapiste yatmasına neden oldu. Bedevi kabilelerini çok iyi tanımasından dolayı aranan bir devlet adamı ve danışman oldu. Mısır’da altı defa Maliki kadılığı yaptı. Şam’ı işgal eden Timur ile görüşmesi bir fatih ile bir bilgenin ilginç buluşması olarak tarihe geçti.

Siyasal yaşamdan çekildiği dönemlerde adını tarihe geçiren yedi ciltlik dünya tarihi Kitâbu’l-İber ve onun giriş kitabı olarak düşündüğü Mukaddime’yi yazdı. İbn-i Haldun’un en çok tanınan eseri Mukaddime (المقدّمة; el-mukaddime) büyük tarih kitabının birinci cildidir. Aslında Mukaddime İslami tarihi eserlerde bir gelenek olan “Tarihe övgü” öndeyişi olarak yazılmıştır ve kısa bir bölümdür. Bu kısa bölüm yedi kitaptan oluşan Kitâbu’l-İber’in tamamına bir “Giriş” olarak yazılmıştır. Yedi ciltlik tarih kitabının ilk cildi olan Kitab-ı Evvel ise yazarın teorik görüşlerini açıkladığı oldukça kapsamlı bir eser haline gelmiş (üç cilt halinde yayınlanıyor) ve daha İbn-i Haldun hayatta iken “Mukaddime” diye anılmaya başlanmış ve kendisi de bunu benimsemiştir.

Mukaddime altı bölümden oluşur:

1. İklimlerin ve beslenmenin insan tabiatı ve uygarlıklar üzerindeki etkileri.

2. Göçebe ve yerleşik kültürlerin karşılaştırılması ve iki kültür arasındaki çatışmaların sosyal sonuçları.

3. Devletlerin doğuşu ve çöküşü, saltanat, hilafet ve krallık yapmanın koşulları ve kuralları.

4. Köy ve kasaba hayatı ile imar faaliyetleri ve bunun İslam devleti ile ilgisi.

5. Dönemin ana meslekleri, geçim araçları, sanat, ticaret, ziraat, tarım ve inşaat gibi ekonomik faaliyetler.

6. Bilimlerin sınıflandırılması, eğitim yöntemleri.

Mukaddime’nin Çevirileri ve Tarihçilerin Övgüleri

Mukaddime’nin ilk Osmanlı Türkçesine çevirisi Şeyhülislam Pirizade Mehmed Sahib tarafından başlanmış, Pirizâde’nin tercümesinde yer almayan altıncı bölüm, daha sonra İsmail Ferruh Efendi tarafından çevrilmiş ve eser 1857-58’de basılmıştır. Daha sonra Ahmed Cevdet Paşa aynı bölümü tekrar çevirip eserin çevirisini tamamlamıştır (1860-61).

Yeni harflerle önce Zakir Kadir Ugan tarafından yeniden tercüme edilen ve Millî Eğitim Bakanlığınca 1968 ve 1970’de basımları yapılan bu eser, Süleyman Uludağ tarafından yeniden tercüme edilmiş ve 1983 yılında Dergâh Yayınlarınca basımı yapılmıştır. Eserin İngilizce’ye tercümesi ise Franz Rosenthal tarafından yapılmış ve bu çeviri oldukça rağbet görmüştür.

İbn-i Haldun, çeşitli yazarlar tarafından modern tarihçiliğin, siyasal bilimlerin ve sosyolojinin kurucusu olarak gösterilmiştir. Toynbee, ondan “herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi” diye söz eder. Hitti’ye göre İbni Haldun, İslam’ın en büyük tarih felsefecisidir. Claude Huart, Italo Pizzi, Reynold Alleyne Nicholson (Arap Edebiyatı tarihçileri), T. J. de Boer (İslam-Arap felsefecisi), William Muir, August Müller (İslam tarihçileri), Eduard Meyer, Yves Lacoste (tarihçiler), ondan övgüyle söz ederler.

A. Ferreira ve Ludwig Gumplowicz gibi sosyologlar İbn-i Haldun’u sosyolojinin habercisi ve öncüsü olarak nitelendirirler. Bazı kaynaklarda ise tarih sosyolojisinin, sosyal morfolojinin, genel sosyolojinin ve siyaset sosyolojisinin öncüsü olduğu ileri sürülür.

İbn Haldun’un Alimlerin Siyasetten Uzak Olmaları Görüşü

İbn Haldun’un Emir Timur ile sohbetinin bir tasviri.

İbn Haldun, biraz sonra aşağıda tercümesini vereceğimiz söz konusu fasılda, âlimlerin politika ile ilgili üretecekleri sonuçların çoğunlukla yanlış olacağını düşünmektedir. Bu görüşünün sebeplerini de şöyle sıralamaktadır: Âlimlerin daha çok zihinsel faaliyette bulunmaları, zihinsel faaliyetlerinde genellikle kıyas tekniğini kullanmaları, kıyas metodunun gündelik ya da uzun süreli politikalar açısından yanlış sonuçlar üretecek olması.

İbn Haldun, biraz da şaşırtıcı bir şekilde sadece âlimlerin değil, toplumda tabir caizse üstün ya da ileri zekâlı denilebilecek kimselerin de politikacı olmamaları gerektiğini, politikaların sadece toplumun selim tabiatlı ve orta zekâ seviyesine sahip kimseler tarafından yürütülmesi ve oluşturulması gerektiğini öne sürmektedir.

İbn Haldun’un bu görüşleri elbette nas değildir ve tartışılabilir. Ancak bizim merak ettiğimiz husus, 1384’te Mısır Sultanı Zahir Berkuk tarafından Kamhiye medresesi müderrisliğine ve Kahire Malikî baş kadılığına tayin edilen, 1401’de Berkuk’un oğlu ve tahtın yeni sahibi Farac ile Timur İmparatorluğunun hükümdarı Timur’la görüşmesinden ölümüne kadar dört kez, toplamda ise altı kez bu göreve azledilip tekrar atanan muhteşem bir dimağın niçin böyle bir sonuca varmış olduğudur. Bu kadar siyasi ve akademik tecrübe ile ulaştığı bu sonucun kıymetsiz görülmemesi gerektiği kanaatindeyiz.

Şimdi sizleri İbn Haldun’un söz konusu faslı ile baş başa bırakmak istiyoruz. Mukaddime’nin otuz altıncı faslında yer alan görüş ve düşünceler için karar sizin…

36. Fasıl: Alimlerin Siyaset İşlerinden En Uzak Olmaları Hakkındadır[1]

Bunun sebebi şudur: Âlimler, teorik düşünmeye, anlamlara dalmaya ve bu anlamları, zihinlerinde genel küllî sonuçlar şeklinde soyut hale getirmeye alışmışlardır. Dolayısıyla özel ve maddi olmayan, bilhassa bireyle, nesille, toplumla ya da bir insan sınıfı ile ilgili bulunmayan genel hükümlere ulaşırlar. Ancak bundan sonradır ki ulaştıkları genel hükümleri, harici unsurlara uygularlar.

Bu âlimler, fıkıhta alıştıkları kıyas şekillerine uygun olarak, olayları bir benzeriyle karşılaştırırlar. Bu açıdan hükümleri ve teorileri hep zihinsel olur. Ancak incelemeleri bittikten sonra, fikirlerinin dıştaki vakıaya uygun olup olmadığını görebilirler. Ya da vakaya uygunluk hiç olmaz. Bu durumda dış dünyanın gerçekleri, akılda olan fikirlerle uyuşmamış olur. Tıpkı dini hükümlerde olduğu gibi. Çünkü ezberlerindeki kitap ve sünnetten deliller ile ikinci dereceden delillere ulaşırlar. Hariçteki vakanın ise (elde edilen) bu delillere uygun olması gerekir. Ancak aklî ilimlerde bu durum tam tersidir. Bu ilimlerin sonuçlarının doğruluğu, dışta olan şeylerle uygun olup olmadığına bakılarak değerlendirilir. Bunlar (âlimler), diğer görüşlerinde de fikri ve zihinsel bakış açılarına alışmış olup, bu şeklin dışında başka bir usul bilmezler.

Siyasetle uğraşan kimse ise, daima hârici ve buna bağlı olan durumları göz önünde bulundurmak zorundadır. Çünkü politik işler belirsiz olup, söz konusu politik işin bir benzerine kıyas edilmesine engellerin ve o işe küllî kuralların uygulanmasına aykırılıkların olması mümkündür.

Bir sosyal hayatın bir başka sosyal hayatla kıyaslanması ise doğru değildir. Çünkü herhangi iki sosyal durum, bir yönden birbirine benzeyebildiği hâlde, başka birçok yönlerden birbirine benzememesi ve başka olması mümkündür.

Âlimler, hükümleri genelleştirmeye, olayları birbirleriyle karşılaştırmaya alışmış oldukları için, politika işlerini de alıştıkları ve benimsedikleri böyle bir kalıba sokup bu yolla istidlâl ederek, birçok yanlışlıklara girerler. Bundan dolayı idare ve siyaset işlerinde fukahaya güvenilmemelidir.

Toplulukların üstün zekâlı ve akıllı olan fertlerine de (siyasi konulardaki görüşlerine) güvenilmez. Çünkü keskin zihin ve fikirleri ile bunlar da fakihler gibi, anlamlara, kıyaslara ve benzerlerine dalarak varmış oldukları hükümlerde yanılırlar.

Orta derecede bir zekâ, bir akıl ve sağlam tabiat sahibi olan kimsenin aklı ve düşüncesi ise, bu gibi derin anlamlara ve kıyaslara girememe gibi bir kusur taşısa da kıyas gibi fikrî ölçülere alışmamış olduğundan, her olay ve her durumda, her sınıf ve her şahsı kendilerine mahsus özellikler ve hâllere göre ayrı ayrı olarak ölçer ve hükmeder. Kıyas veya genel kurallar ile bir sonuca varmaz. Çoklukla değerlendirmelerinde, duyu organlarıyla idrak edilen somut çerçeveyi aşmaz ve soyut zihnî düşüncelere geçmez. Böyle bir kimse, tıpkı deniz dalgalı olduğu zaman, karayı terk etmeyen yüzücü gibidir. Şair diyor:

“Yüzerken kıyıdan çok uzaklaşma, selâmet mutlaka sahildedir.”

Bundan dolayı, bu guruptan olan kimselerin idare ve politikaları güvenilirdir. Kendi toplumuna karşı muameleleri doğrudur, onların yaşayışlarını düzgün hale getirir. Fikirleri isabetli olduğu için halkını zarar ve yanlışlardan korumuş olurlar.

“Her bilenin üzerinde, mutlaka bir başka bilen vardır.” (Yusuf, 12/76)

Bu açıklamamızdan anlaşıldığına göre, mantık sanatında da içerisinde çokça soyut bakış açısı olduğu için hatasızlıktan emin olunamaz. Çünkü mantık ikincil aklî idrakleri inceler. Belki onlarda, kesin uygulamanın dikkate alınması sırasında, söz konusu hükümlerin uygulanmasına engel olacak maddeler vardır.

Tecrit edilmeleri daha kolay olan birincil aklî idraklerin durumu ise böyle değildir. Çünkü onlar hayâlidir. Müşahhas idraklerin suretleri, birinci aklî idraklerin, dış dünyadaki gerçeğe uygunluğunu tasdik ederler.

Allah dilediğini doğru yola iletendir.

Sonuç

Mukaddime çok sayıda Osmanlı tarihçisi tarafından yararlanılmış bir eser olmasına karşın, yazılışından 500 yıl sonra II. Abdülhamit tarafından kitabın okunması ve satılması yasaklanmıştır. Bu yasağın sebebi kanaatimizce son ciltte yer alan “sihir ve tılsım bilgileri” konusudur.

Ancak yazımızda incelemeye çalıştığımız “bilim-siyaset” ilişkileri açısından baktığımızda; oldukça üst düzey devlet görevlerinde bulunmuş, kitaplarını yazmak için yıllarca farklı ülkelerdeki kütüphanelerde çalışmış İbn Haldun’un hem devlet görevlilerini hem de bilim adamlarını objektif bir şekilde değerlendirebilecek ve tartacak bilgi ve donanıma sahip olduğunu düşünmekteyiz.

Stowasser’in aktardığına göre İbn Haldun, alimlerin kötü siyasal danışmanlar oldukları için devletin siyasal danışmanlar kurulunda bile olmamaları gerektiğini ifade etmektedir. Onlar ayrıntılardan çok evrenseli, insan türü yerine tüm türleri görmek üzere eğitildikleri, toplumsal ve siyasal olguları tek başlarına değerlendirmek yerine başkaları ile kıyaslama yolu ile değerlendirdikleri için olumsuz siyasal öğütler vermeğe yatkındırlar. Referansını vermemiş olmasına rağmen Stowasser’in, İbni Haldun’un söz konusu ettiğimiz faslına işaret ettiğini düşünmekteyiz.

İbn Haldun’un “bilim adamları, siyaset ve politika” ile ilgili görüşlerinin bir çırpıda yok sayılıp reddedilmemesi, bilim ve politika münasebetlerinin bu vesile ile yeniden değerlendirilmesi dilek ve temennilerimizle…

Referanslar

İbn Haldun, Mukaddime, Tahkik: Abdusselam eş-Şeddâdî, Dâru’l-Beydâ, 2005, C. 5, s. 290-291.

İbn Haldun, Mukaddime, Matbaa-i Amire, 1278, C. 3, s. 234.

İbn Haldun, Mukaddime, Çeviren: Zâkir Kadirî Ugan, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul-1970.

Mukaddime-i İbn-i Haldun Tercümesi, İndeksli Tıpkı basım, Hazırlayan: Yusuf Turan Günaydın, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2016.

Candan, Nesrin (2007), İbni Haldun’un Gözüyle Kamu Maliyesi Yaklaşımı (PDF) (2007, Cilt 14, sayı 2), Celal Bayar Üniversitesi.

Toynbee, Arnold J. (1934), A Study of History: III The Growths of Civilizations, s. 207, Oxford University Press, 1974.

Hassan, Ümit (1972), “İbn Haldun Mukaddimesi Metninin Yaygınlık Kazanması Üzerine Notlar” (PDF), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (Cilt: 28 Sayı: 3).

Monteil, Vincent (15 Şubat 1967), İbn-i Haldun’un Mukaddimesinin Fransızca Çevirisine Yazdığı Önsöz (PDF), Onur Yayınları.

Muhammed Abdullah Enan, Ibn Khâldûn, His Life and Work, Kashmiri Bazar, Lahor (Hindistan), 1941.

Stowasser, Barbara (1984), “İbn Haldun’un Tarih Felsefesi: Devletlerin ve Uygarlıkların Yükselişi ve Çöküşü” (PDF), Çeviren: Prof. Nermin Abadan-Unat, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi.


[1] Fasıl numaraları Mukaddime’nin baskılarına göre değişebilmektedir. Rosenthal’in İngilizce çevirisinde bu numara 41, Eş-Şeddâdî’nin Arapça baskısında 30’dur. Bizim verdiğimiz numara Zâkir Kadiri Ugan, Milli Eğitim, 1970 yılı ikinci baskısındaki numaradır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s