Dağıstan’da Din Eğitim ve Öğretimi Tarihi II

Musa Kazım GÜLÇÜR

18 Ağustos/2019

İçindekiler

Dağıstan’da Dini Eğitim–Öğretim 1

Dinî Eğitim–Öğretimde Tarikatların Rolü 2

İslâmî Aktivite 5

Müridizm 6

Sonuç 8

Bibliyografya 10

Dağıstan’da Dini Eğitim–Öğretim

Dağıstan’ın başkenti Mohaçkale’den bir görünüş

İslâm dinînin ve kültürünün yerleşmesinden sonra Dağıstan, İslâm eğitim müesseselerine de sahip olmuştur. Orta ve yüksek tahsil mües­se­se­le­rin­de eğitim dili ise Arapça olmuştur. Arapça eğitimin bu etkisi günümüzde de kendisini hissettirmektedir. Bu etki nedeniyledir ki yüksek tahsil yapmak isteyen gençlerin pek çoğu şarkiyat ya da kendi ifadeleri ile “Arapşinaslık” bölümlerini tercih etmeye meyillidirler.

Erel’in belirttiğine göre[1], eskiden yapılmış ve evkafla idare edilen medreseler bulunduğu gibi, ayrıca âlimlerin bazılarının kendilerine ait arazilerde yaptırdıkları medreseler de bulunmaktaydı. Kız ve erkek çocukların yüzde seksenden fazlası, mahalle mekteplerinde Kur’an ve dine ait iptidai bilgilerle, yazma ve okumayı öğrenir, böylece ilk tahsillerini yaparlardı.

Orta tahsile devam edecek olan erkek çocuklar, başka yerlere gönderilip medreselerde kalmaları suretiyle tahsillerine devam ettirilirdi. Kız öğrenciler ise, kendi muhitlerindeki medreselerde ilk ve orta tahsilde akaide ait muhtasar bir risale ile başlar, sarf–nahiv kitapları ve Molla Cami’yi okumakla tahsillerini tamamlarlardı. Yüksek tahsil ise “ulum–u isnâ aşer” denilen tıp, fıkıh, hadis, riyaziye vb. yüksek ilimleri okumakla elde edilirdi.

1925 tarihînde Moskova’da N. Samuriski tarafından neşredilen esere göre, bu tarihte 1.200.000 nüfuslu Dağıstan’da dinî eğitim veren mevcut medrese adedi 1.500, talebe miktarı da 45.000 kişiden ibarettir[2].

Dağıstan’da bu eğitim müesseseleri uzun yıllar süren istila harpleri ve dine karşı aşırı müsamahasız tutumuyla adetleri yok denecek kadar azalmış, günümüzde ise hiç kalmamıştır. Günümüzdeki din eğitimi müesseseleri az sayıdaki camiler ve yaşatılmaya çalışılan yine az sayıdaki Kur’an Kurslarıdır.

Dağıstan’daki medreselerden yetişen din bilginlerinin, bilgi bakımından yüksek İslâm kültürü almış, esaslı tahsil görmüş, klasik kültür, ilim ve felsefenin derinliklerine kadar nüfuz etmiş ve İslâm dinînin bütün inceliklerine vukuf peyda etmiş şahsiyetlerden ibaret olduğu yine Samuriski tarafından ifade edilmiştir[3].

Dinî Eğitim–Öğretimde Tarikatların Rolü

Dağıstan’ın sınır şehri Derbent’in Narinkale’den bir görünüşü

Dağıstan’daki hemen her Müslüman’ın hayatında İslâm, onun günlük hayatında önemli bir yere sahiptir. İslâm, bu önemli konumunu ise daha çok tarikat ile daha bir sağlamlaştırmakta ve saflaştırmaktadır.

Bryan’a göre[4] iki yüz yıldan fazla bir zamandan beri İslâm, Dağıstan’da tarikat şekliyle, Rus etkenine karşı bir eğitim mücadelesi vermektedir. Sufîler, Sovyet periyodunda komünizme geçit vermediler. 1920’li ve 30’lu yıllarda tarikat eğitiminin yok edilmesi için yapılan olanca din karşıtı çabalara rağmen bu tarikatlar sönmemiş ve gizli hale gelmiştir. Son yıllarda, tarikatların eğitim, kendine yeniden çeki düzen verme ve kontrolü sağlama çabaları artmıştır. Tarikatın, dinî eğitimi sağlaması, illegal camiler, Kur’an Kursları ve kutsal mekânlar vasıtasıyla olmaktadır.

Bryan,[5] dinî bilgilerin çocuklar ve gençlere eğitim yoluyla verilmesinin Sovyet makamlarını endişelendirdiğini kaydetmektedir. Resmî olmayan Kur’an Kurslarının hızlı bir şekilde artması, sufîlerin, gelecek nesle dinî bilgilerini verme amacından kaynaklanıyordu. Bu okullarda çocuklara, İslâm’ın temel prensipleri ve Kur’an öğretiliyordu. Dinî öğretim kutsal mekân ziyaretleri ile de zenginleştiriliyordu.

Kur’an kursları, öğrencileri oldukça erken bir yaşta almakta, okul öncesi 4–5 yaşlarında da bu bilgiler verilebilmektedir. Dinî okullar çeşitli yerleşim bölgelerinde bulunmaktadır. Pek çoğu, Dağıstan’ın “müridizm” cereyanının yoğun olduğu bölgelerdedir. Bazı Kur’an kursları Kumuk ve Dargin bölgelerinde daha yoğun sayılabilir. Ayrıca Mohaçkale’de mollalar tarafından idare edilen birkaç dinî okul ile Derbent’te Şii’lere ait bir medrese varlığını hala devam ettirmektedir. Ancak bu medresenin talebesi yok denecek kadar azdır. Bu kursların yanı sıra pek çok aile, çocuklarını dinî eğitim ve öğretim için dindar akraba ya da tanıdıklarının yanına göndermektedir.

Sovyet basını, Müslüman öğreticileri, gençlerin ruhunu çalmakla suçlamaktadır. Ancak şurası bir gerçektir ki, tarikat üyeleri, gayretlerinin büyük kısmını fertlerle tek tek ilgilenerek, özellikle de gençlere yönelerek harcamak­ta­dırlar. Glasnost öncesi sorgulanan bu tür gençlerin %51 kadarı tarikata bağlı olduklarını ifade etmişlerdir. Bağlantı genelde mürşid–mürid bağlantısıdır.

Dağıstan’da hem Nakşibendî hem de Kadiri tarikatı, çocukların “zikir” meclislerine katılmalarına izin vermektedirler. Komünist yönetimin sona ermesinden önce, tarikatların dinî eğitim ve öğretimde oynamış oldukları diğer bir önemli rol de tarikat müntesiplerinin İslâm karşıtı her harekete kuvvetli bir direnç göstermeleridir. Tarikatlar, Sovyet Müslümanları arasında dinî atmosferin kuvvetlenmesi için ellerinden geleni yapmakta ve şu ana kadar da güçlü yapısını devam ettirmektedir[6].

Sufî geleneğini anlatan semizdatların (dinî bilgilerin ve tarikata ait özelliklerin manzum şeklindeki hali) gerek basılı ve gerekse de elle yazılı formları zaman zaman gizli bir şekilde dağıtılmıştır. Bu metinler Kur’an ayetlerinin yorumlarını, dinî–ilmi meseleleri ve özellikle Gazalî gibi klasik İslâm bilginlerinin öğütlerine yer vermektedir.

Sufî’nin öğrenmesi ve öğretmesi büyük ölçüde ihtilalden beri gizli tutulan bu metinlerle olmaktadır. Semizdatların bir kısmı da geniş halk kitleleri için risaleler şeklindedir. Bu risaleler Ramazan orucunun tutulması ve namaz kılınması gibi çeşitli İslâmî bahisleri içermektedir. Bu risalelerin bir kısmı çocuklar tarafından elle çoğaltılıyor ve okullarda dağıtılıyordu. Ancak sufiler modern iletişim vasıtalarını da reddetmemişlerdir. Dinî ilahiler, hikâyeler vb. kaset–bantlar kullanılmak suretiyle çoğaltılmıştır. Tarikatlar sadece dinî eğitim ve öğretimle ilgilenmemiş aynı zamanda Rus eğitimine karşı da cephe alabilmişlerdir. Mesela Kadirî tarikatı Rus’ça konuşmayı bir günah telakki etmiştir.

Glasnost ile, tarikatların mahkeme sistemleri, ekonomik–finansal durumları daha da netleşmiş sayılabilir. Tarikatlar genelde zekât ve sa­daka sistemi ile ekonomik bağımsızlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Sovyet din karşıtı propagandistler de tarikatların eğitim–öğretim faaliyetlerinde ba­şa­rı­lı olduklarını kabul etmişlerdir.

Sovyet yetkililer, Dağıstan’da;

Avar bölgesinde Karoda, Gergebil, Gumbetov, Gunib, Hunzak, Levaşi, Sovyetski, Tusumada ve Tiliarita;

Andi bölgesinde Botlıh ve Ahvah;

Kumuk bölgesinde Babayurt, Buynakski, Kayakent, Hasavyurt, Kızılyurt, Kızlar, Lenin ve İzberbaş;

Dargin bölgesinde Akuşa, Dakhadayev, Sergokala ve Tsudakar;

Lezgin bölgesinde Ahti, Magaramkent ve Kasımkent;

Şehirlerde de Mohaçkale ve Derbent gibi şehirleri, mürid gruplarının en yoğun olduğu böl­ge­ler kabul etmektedirler.

İslâmî Aktivite

1998 yılında yapımı tamamlanıp ibadete açılan başkent Mohaçkale’deki Yusuf Bey Camii

Din karşıtı propaganda, inananları yarı cahil, eğitimsiz ve dağlık bölgelerin yaşlı insanları şeklinde takdim etmekteydi. Glasnost’tan bu propaganda değişmiştir. Hatta emekli parti üyesi olup aynı zamanda önceleri profesyonel bir din karşıtı propagandisti olan kimseler, camilere dönüş yapmaktadırlar. Görevi, materyalist bir bakış açısı vermek olan öğretmenler bile velilerin, çocukları için din eğitimi aldırmalarına karşı çıkmamaktadır. Onları teşvik bile ettikleri söylenebilir. Gittikçe artan bir şekilde üniversite öğrencilerinin ve elit kesimin, dinîn, toplum hayatında müspet bir rolü bulunduğunu ya da en azından zararlı olmadığını belirtmelerini görmek artık imkânsız değildir.

Diğer taraftan, daha iyi dinî eğitim alabilmek ya da dinî pratikleri daha rahat yerine getirebilmek için halkta talep duygusunun yavaş da olsa uyanıyor olduğu söylenebilir. Bryan’ın belirttiğine göre[7] Dağıstan’da, 1989 yılının ilkbahar ve yaz aylarında (14 Mayıs 1989’da Buynakski’de, 15 Mayıs ve 20–23 Haziran’da Mohaçkale’de) bir dizi ciddi sayılabilecek dinî gösteriler tertiplenmiş, bazı talepler dile getirilmiştir. Bu taleplerden en önemlisi ise, devletin başkent Mohaçkale’de yeni ve büyük bir cami inşasına başlaması isteği olmuştur. Göstericiler bu amaçla, kendilerine bir cami arsası tahsis edilmesini, caminin cadde aralarında değil de herkesin görebileceği sadelikte bir yer olmasını da istemişlerdir. Neticede bu cami yapılmış ve 1998 yılında ibadete açılmıştır. Demokrasi sonrası Dağıstan’da bazı eski camiler restore edilmeye de başlanmıştır.

Şu anda, belki de bu gösterilerin etkisi ile Derbent’te halkın da maddî katılımı sağlanarak büyük pazar yerinin yukarı kısmında Osmanlı stili bir camiin yan duvarları çıkmış, kubbe kapatılmaya hazır hale getirilmiştir. Resmî olmayan kaynaklara göre de hali hazırda Dağıstan’da 200’e yakın cami–mescit faaliyet halindedir.

Dağıstan’da, hala genel eğitim içerisinde dinî eğitim yoktur. Okul müfredatları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Güney Kafkasya Müftüsü Şehabeddin Aslanov, Kur’an Kurslarının 100 civarında olduğunu belirtmiştir.

Dağıstan’da Ramazan ayının girişi, Ramazan ve Kurban bayramları hissedilir derecede kutlanmaktadır. Dinî idareler; Avar dinî idaresi, Kumuk dinî idaresi, Lezgi dinî idaresi, Kıpçak dinî idaresi, Azeri dinî idaresi, Nogay dinî idaresi, Tatar dinî idaresi şeklindedir. Sünni–Şii ayırımı güçlü bir durumdadır.

Yönetim kademelerindeki insanlarda dinî aktivite çok az da olsa varlığını hissettirmektedir. Vali yardımcılarından biri şu ilginç tespitlerde bulunmuştur: “Dağıstan’ın dinî/siyasî geleceği en azından şu an için karanlıktır. Eski Sovyet döneminde hemen herkes kendisini “Rus Vatandaşı” olarak görüyordu. Şimdi ise yönetimin uygulama hatalarından dolayı kendimi Rus vatandaşı olarak görmek istemiyorum. Mesela yönetim şimdilerde, askerlerin Hıristiyan papazlarca takdis edilmesine müsamaha gösteriyor. Ama ben ve oğlum Müslüman. Tatarlar, Özbekler, Kumuklar vb. milletler de öyle. Dolayısıyla bu durumda milliyetçilik duygularım uyanıyor.”

Bir başka valilik yetkilisi şu samimi itiraflarda bulunmaktadır. “Daha düne kadar komsomol (komünist ideolog yetiştiren) fakültesi mezunu olmayı avantajlı görüyordum. Ama yanılmışım.”

Buradan hareketle şöyle bir temel tespitte bulunabiliriz. Din karşıtı eğitim ve propaganda faaliyetleri yavaş yavaş azalmakta, dinî eğitim, dinî aktivite ve inanç da yavaş yavaş canlanmaktadır.

Müridizm

Derbent şehrinden bir başka görünüş

Henze’nin de belirttiği gibi[8], Kafkasya halkının hayatında din, oldukça güçlü bir unsurdur. İşte bu güçlü unsurun dışa vuran yansıması bazı yazarlarca “müridizm” şeklinde algılanmıştır. Müridizm bir anlamda tarikat ve sufîzm demektir.

Tuna’ya göre[9] müridizm, Kafkasya’da özellikle Dağıstan, Çeçenistan ve Lezgiler arasında görülen bir tarikattır. Bu tarikat aslında 14. asırda Buhara’lı Muhammed Bahauddin Nakşibend tarafından kurulmuş olan Nakşibendî tarikatının bir görünümüdür.

Tuna böyle söylerken Kundukh bu teoriye karşı çıkmaktadır. Kundukh’a göre[10] müridizmin özelliklerinin Buhara’dan gelmiş olması imkânsızdır. Ona göre Kafkasya müridizmini Nakşibendî tarikatına bağlamak doğru değildir. Ancak, Nakşibendî tarikatı ile müridizm arasında bazı ortaklıklar olabilir.

Genel kanaat, müridizmin Kafkasya’ya 1824 yıllarında geldiğidir. Müridizmi ilk ge­tiren Kürdamirli Hacı İsmail olup, bu zattan da Dağıstan âlimlerinden Muhammed Yargi almıştır. Daha sonra mürşitlik mevkii Yargi’den Cemalettin Gazi Kumuk’a geçmiştir. Daha sonra da imamet makamına Gazi Muhammed (1830–1832), İmam Hamzat (1833–1834) ve İmam Şamil (1835–1859) gelmiştir[11].

Müridizm ile Nakşibendî tarikatının arasındaki ortaklığın ne şekilde oluştuğunu açıklamak güç görünüyor. Dağıstan mı Buhara’yı yoksa Buhara mı Dağıstan’ı etkilemiştir? Kanaatimizce bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ortaya koymak güçtür. Bu güçlüğün bir nedeni, Dağıstanlılarla Ruslar arasında uzun zaman süren savaşlardır. Kundukh’un tespitiyle[12] ardı arkası ke­sil­me­yen savaşlarda tüm aydınlarını yitiren Dağıstanlılar ne dinîn ne de savaşın tari­hîni yazma imkânına sahip olmuşlardır. Bu tespite Bennigsen de ka­tılmak­ta­dır[13]. Hatta ona göre Müridizm Dağıstan ayaklanmalarına özgün ka­rak­te­rini vermiştir. Savaşçılar hem sufî kardeşlerine hem de ait oldukları ka­bile­le­rine bağlıydılar. Liderler aynı zamanda tarikat mürşidiydiler.

Müridiz­min ideolojisi “cihad”, siyasal programı ise “kâfirlerin sürülmesi ve Rusya’dan tamamen bağımsız, Türkiye’nin himayesi altında, Şamil’in imam­lı­ğı modeline uygun bir devlet kurmaktı.

Sonuç

Yukarıdaki bilgiler ışığında, aşağıdaki şu sonuçları çıkarmak mümkün görünmektedir:

Dinî eğitim ve öğretim, Demokrasi dönemine kadar yasaklanmış olsa bile, gizli bir şekilde devam etmiş, günümüzde de gittikçe güçlenmektedir.

Kaynakların çoğu, Dağıstan’ın ve Kuzey Kafkasya’nın bugün bile sufizmin kalesi olduğunu ve bu açıdan en hassas bölgelerden birini oluşturduğunu kabul etmektedir.

Lenin ve Stalin dönemleri ile onu izleyen 1930, 1942 ayaklan­ma­la­rında dinî şahsiyetlerin hemen hepsi ya öldürülmüş ya da Sibirya’ya sürülerek akıbetleri meçhul kalmıştır.

Dağıstan da dâhil olmak üzere Kafkas cumhuriyetlerinin, Ruslarla etnik ve dinî ayrılıktan kaynaklanan gizli–açık gerilim ve zıtlaşmala­rı­nın köklerinde, İslâmî aktivite ve tarikatların rolü bulunmaktadır.

İslâmiyet ve buna bağlı olarak dinî eğitim ve öğretim faaliyetleri, siyasal baskılarla durdurulamamakta veya yok edilememektedir.

İslâmiyet, dinî eğitim–öğretime duyulan ihtiyaç, bütün dünyada olduğu gibi Dağıstan’da da bir uyanış dönemi yaşamaktadır ve din, bugün de Dağıstan halkları arasında birliği sağlayan önemli bir unsurdur.

İletişim alanındaki yenilikler bütün dünyada olduğu gibi Rusya’yı da etkisi altına almıştır. Müslüman–Türk Cumhuriyetleri de bu gelişmeden etkilenmektedirler. Rusya, dış dünya ile ilişkiyi kesebilmek için bugüne kadar olmadık önlemlere başvurmuştur. Mesela, dünyanın her yerinde tren rayları aralığı standart bir ölçüde olmasına rağmen, Rusya’da bu ölçü 10 cm. daha fazladır. Dolayısıyla Rusya’nın trenleri dış ülkelere, dış ülkelerin trenleri de Rusya’ya geçemez. Ama biraz önce belirt­ti­ği­miz gibi iletişimin olağanüstü gelişmesi sınır tanımamakta ve dün­ya­yı adeta bir köy haline getirmektedir.

Müslüman–Türk Cum­hu­riyetlerine bugüne kadar dünyanın en ileri milletleri olduğu yalan ve yanlış iddiası ve propagandası artık yapılamamaktadır. Müslüman–Türk Cumhuriyetleri 150 milyonluk Rusya’nın değil, artık 1,5 milyara yakın bir Müslüman dünyasının parçası olduklarını ve kendi dışlarındaki büyük bir Türk dünyasının uzvu olduklarını anlamaya başlamışlardır.

Marksizm–Leninizm eski güç ve itibarını yitirmiştir. Komünizm telaffuz bile edilmemektedir. İslâm, sufizm ve tarikat unsurları daha dinamik ve daha çekici bir hal almıştır.

Kurilla’[14]nın da belirttiği gibi, glasnost ve perestroika ile insanlarda dine karşı devletin daha müsamahakâr davranacağı beklentisi hâsıl olmuştur. Yine Dağıstan halkı, Sovyet okullarında 70 yıldan beri devlet eliyle uygulanan ateist eğitim ve din karşıtı propagandanın kalkmış olmasından memnundurlar.

Hemen bütün dinlerin, kara büyü ya da hurafe gibi algılatılması süreci sonrası, din karşıtı tutumun değişmesi, yeterli olmasa da dinî özgürlük havasının yayılması önemli bir sonuçtur. Komünist Gençlik Grupları, Genç Öncüler ve Komsomol Cemiyetleri’nin etkinliklerini kaybetmiş olması da diğer önemli bir sonuçtur.

Orta dereceli okullarda, üniversitelerde ve toplumun diğer kesimlerinde Dağıstanlı gençler dine karşı büyük ilgi göstermektedirler. Bu insanların Türkiye Türklerine karşı da büyük sempatileri ve beklentileri mevcuttur. Dolayısıyla Türk halkı, tarihî ve ırkî bağları bulunan bu insanların, sempati ve beklentilerini karşılıksız bırakmamalıdır.

Uzunca bir dönem dinî sarsıntı geçiren bu insanlar adeta tutunacak bir dal aramaktadırlar. Mesela, İslâmî Hareket Lideri Dr. Saidov, ed-Da’ve dergisine verdiği bir mülakatta şu talepleri dile getirmektedir:

“Şekil ve öz olarak İslâmiyet’e yöneliyoruz. Bu nedenle Dağıstan’da İslâm Merkezleri ve Sovyetlerin yıktığı camilerin yeniden inşa edilmesini istiyoruz. İnsanlarımızın, dini hakikatini öğrenebilmeleri için din bilginleri gönderilmesini istiyo­ruz”[15].

Bibliyografya


[1] Erel, Şerafeddin, Dağıstan ve Dağıstanlılar, İstanbul-1961, s. 207.

[2] Ibid.

[3] Ibid., s. 209.

[4] Bryan, Fanny E.B.–Moshe, Gammer–Henze, Paul B.–Lemercier, (Chantal Avtork­ha­nov, Abdurrahman–Bennigsen, Broxup M. (Editor), The North Caucasus Barrier, Hurst and Comp., London, 1992, s. 201.

[5] Ibid., s. 202–203.

[6] Akiner, Shirin, “Islamic Peoples of the Soviet Union”, The MWL (Muslim World Leauge), Vol: 3, Sept. / Oct., Mekke, 1985, s. 1406.

[7] Ibid., s. 199.

[8] Henze, Mary L., 19. Yüzyıl Seyyahlarına Göre Orta Kafkaslarda Din, (Çev: Prof.Dr. Ahmet Edip Uysal), Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ank., 1984, s. 3.

[9] Tuna, Rahmi, “Çerkeslerin Kafkasya’dan Göçü”, Kafkasya Üzerine Beş Konferans, Kafkas Kültür Derneği Yayınları, İstanbul-1977, s. 133.

[10] Kundukh, Aytek, Kafkasya Müridizmi (Gazavat tarihî), Sad: Tarık Cemal Kutlu, Gözde Kitaplar Yayınevi, İst., 1987, s. 26.

[11] Tuna, loc. cit.

[12] Kundukh, op. cit., s. 27.

[13] Bennigsen, Alexandre, Kafkaslarda Müslüman Gerilla Savaşı, Çev: Akın Köseto­ru­nu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ank., 1984, s. 2–3.

[14] Kurilla, Pamela, “Believers fight the bureaucrats”, The Times Educational Supplement, 3 Haziran 1988.

[15] Mustafa, Abdulğaffar, “Dr. Saidov’la Yapılan Bir Söyleşi”, ed–Da’ve, Sayı: 1472; 9 Mart 1995, s.16.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s