İyilik ve Cennetler & Suç ve Cehennem

Musa Kazım GÜLÇÜR

29 Mayıs/2019

İçindekiler

Giriş 2

I. İyilik 3

Cennet 4

1. Adn Cennetleri 5

2. Firdevs Cennetleri 6

3. Naîm Cennetleri 7

4. Me’vâ Cennetleri 7

5. Selâm Yurdu 8

6. Ebedîlik Cenneti 9

7. Genel Olarak Cennetler 9

Cennet’e En Son Giren Kişi 10

II. Suç 12

A. Bireysel Olarak Suçlunun Psikolojisi 13

B. Suçun Toplumsal Olarak İşlenmesine Ait Sonuçlar 13

C. Dünya Hayatında Suçluların Fiilleri 13

D. Ahiret Hayatında Suçluların Durumu 14

Cehennem 15

Sonuç 16

 اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى مَقَامٍ اَمٖينٍ

“Müttakiler güvenli bir makamdadırlar” (Duhan, 44/51)

اَمْ نَجْعَلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدٖينَ فِى الْاَرْضِ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقٖينَ كَالْفُجَّارِ

“Biz iman edip de güzel güzel amel (ve hareket) edenleri yer yüzünde fesâd çıkaranlarla bir mi tutacağız? Ya da (Allâh’tan) korkanları doğru yoldan sapanlar gibi mi sayacağız?” (Sad, 38/28)

وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْضٖيلًا

“Elbette âhiret, derece farkları yönünden daha büyüktür, faziletçe de daha yüksektir.” (İsra, 17/21)

وَمَنْ يَاْتِهٖ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُولٰئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰى

“Kim de iyi işler yapmış bir mümin olarak O’na gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır.” (Taha, 20/75)

Giriş

İnsan serbest irade sahibi, karar ve icralarında sorumluluk taşıyan bir varlıktır. Onun serbest iradesi, “benlik” olarak da ifade edilen tutum ve davranışları ile tezahür eder. Bu tezahür hem olumlu ve güzel hem de olumsuz ve çirkin yöne doğru adeta sınırsız bir ölçekte gerçekleşir.

Rabbimizin bir imtihan unsuru olarak her iki yöne de gidebilecek şekilde varlığımıza yerleştirmiş olduğu benlik duygusunun kumandanı; Allâh’ın (cc) vahyi ile aydınlanmış, meleklerinin dostlukları ve yardımları ile tekemmül etmiş, Efendimiz (sas)’in işaret ve ikazları ile kendisine çeki düzen vermiş akıl ve vicdandır. İyilikler ve güzellikler için güvenilir yönlendiriciler olan bu unsurların karşısında ise, kötülüklere ve çirkinliklere sevk etmek isteyen nefis ve donanımları ile şeytanlar ve yardımcıları bulunmaktadır.

Bu seçme serbestisi, insanda iyi ya da kötü ahlâk şeklinde kendisini gösterir. Bu ahlak ibresinin bir ucunda iyi olarak tanımladığımız fedakârlık, cömertlik vb. diğer asil özellikler; zıt kutbunda ise kötü ve çirkin olan bencillik, şiddet, yıkıcılık vb. dürtüler bulunur.

Dünyanın bir sınama alanı olması sebebiyle insan; iyiliklerin ve güzelliklerin yolunu seçtiğinde dünyevi ve uhrevi mükafatlara, kötülüklerin ve çirkinliklerin yolunu seçtiğinde ve suçlara bulaştığında, tevbe ve istiğfarlarla kendisinin temizlemediği müddetçe hem dünyevi hem de uhrevi cezalara müstahak olur.

Şimdi bu her iki yönü ve sonuçlarını, (Allâh’ın (cc) izni ve inayeti ile) Kur’ân-ı Kerîm ayetleri ve hadis-i şeriflerin ışıkları altında görmeye çalışalım.

I. İyilik

Kur’ân-ı Kerîm’de “iyilik” kelimesi daha çok “amel-i salih, birr, hasene ve ma’ruf” gibi kavramlarla olmak üzere, her türlü iyi tutum ve davranışın ahlaki değerini belirtmek için kullanılmıştır. Sâlih ameller dinin yapılmasını emir veya tavsiye ettiği; iyi, doğru, faydalı ve sevap kazanmaya vesile olan işlerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde iman ve amel-i salih, bazı âyetlerde ise bunlarla birlikte âhiret inancı yan yana zikredilerek, amel-i sâlihin faydası ve gerekliliği, kötü amelin ise zararı ve yanlışlığı üzerinde ısrarla durulmuş, Müslümanlar her fırsatta iman ve amel-i sâlihe teşvik edilmiştir:

İman edip amel-i salih işleyenlere ne mutlu! Onların sonunda varacakları yer ne güzel!” (Ra’d 13/29).

Allâh (cc), peygamberini iman edip salih amel işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için göndermiştir. (Talâk 65/11)

Sâlih amel işleyenlere, sâlihler veya ehl-i salâh denilir. Kur’ân-ı Kerîm’e göre “bunlar yaratılmışların en iyisidirler”; “Allâh onlardan, onlar da Allâh’tan hoşnut olmuşlardır” (el-Beyyine 98/7, 8).

Birr” kelimesi ise, Kur’an- ı Kerim’de her türlü iyilik, ihsan, itaat, doğruluk, günahsızlık gibi manalarda kullanılmıştır. Aynı kökten gelen “berr” ise hem “çok şefkatli ve kerem sahibi” anlamında Allâh’ın (cc) bir ismi (Tur 5 2 / 28), hem de “itaatkâr” anlamında insanın sıfatı olarak Kur’an’da tekrarlanmıştır.

Bakara Suresi’nin uzun bir ayetinde (Bakara, 2/177), bu terimin muhtevasına giren müspet nitelikler; İslam’ın altı temel itikat konusu (Allâh’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman), Allâh’ın emir ve rızasına uygun şekilde mali yardımlarda bulunma, namaz ve zekât ibadetlerini yerine getirme, sözleşmelere riayet etme, en zor ve sıkıntılı zamanlarda bile sabırlı ve metanetli olma şeklinde gösterilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde olduğu gibi, bu ayette de daha çok önde gelen erdemlerin sıralandığı, iyiliğin muhtevası sınırlandırılmadığı için; iman, ibadet ve ahlâka dair bütün güzel hasletleri kapsayacak genişlikte bir kavram olduğu görülür.

Elbette Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Kur’ân-ı Kerîm’de yüzlerce âyet-i kerimede; yapılan iyiliklerin kesinlikle karşılıksız bırakılmayacağını, iyiliklerin sonsuz bir iyilik mükafatı ile ödüllendirileceğini beyan buyurmaktadır. İşte bu özel iyiliğin Kur’ân’daki adı “Cennet”, “Allâh’ın (cc) rıza ve hoşnutluğu” ile “rü’yetullah” ve “cemâlullah”tır.

Cennet

Cennet”, “örtmek, gizlemek” anlamındaki “cenn” kökünden isim olup, “bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe” manasına gelir. Ahiret hayatında müminlerin ebedî saadet yurdu olan yerin bu şekilde adlandırılmasının sebebi, genel görünümüyle dünya bahçelerine benzemesi veya eşsiz nimetlerini insan idrakinden gizlemiş olması şeklinde açıklanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de müfret, tesniye ve cemi şekilleriyle 147 defa geçen cennet kelimesi, yirmi beş yerde dünyadaki bağ bahçe, altı yerde Âdem ile Havva’nın iskân edildiği mekân, bir yerde Hz. Peygamber’in (sas) yanında Cebrail’i (as) gördüğü sidretü’l-müntehâ civarında olan me’vâ cenneti (Necm 53/13-15), diğer yerlerde ise ahiret cenneti anlamında kullanılmıştır.

Cennet, Allâh Teâlâ’nın, ahirette, iman eden erkekler ve iman eden kadınlar için hazırlamış olduğu selâm yurdudur. Kur’ân-ı Kerîm’de cennet tasvirine dair ayetler (daha çok Rahman, Vakıa, İnsan ve Gaşiye Surelerinde olmak üzere) cehenneme dair olanlara nispetle daha fazladır.

Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Allâh (cc) şöyle buyurur:

Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer zihninin tasavvur edemeyeceği mutluluklar hazırladım.[1]

Bir ayet-i kerimede, Cennetin kapılarının ve bekçilerinin olduğu, gelen Cennetlikleri güzellikle karşıladıkları şu şekilde beyan edilir:

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete sevk edilirler. Nihayet oraya varıp da kapıları açılınca cennet bekçileri onlara: Selâm olsun size! Güzel hallerde olasınız! Haydi, ebedî kalmak üzere girin buraya! derler.” (Zümer, 39/73)

Cennetin en çok bilinen isimlerinden bazıları şunlardır:

1. Adn Cennetleri

(Ey Peygamber!) İşte bu (Kur’an, sen ve kavmin için), bir zikir (ve bir şeref)tir. Şüphesiz Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara (takva ehline, nezdimizde) güzel bir akıbet vardır. (O güzel akıbet,) kapıları yalnızca kendileri için açılmış olan Adn cennetleridir.” (Sad, 38/49-50)

Adn cennetleri, ırmakların, gölgeliklerin ve bunun gibi daha birçok nimetin bulunduğu cennetin özel bir kısmıdır. En belirgin anlamı ile “ikamet etme” veya “ikamet edilen yer” demektir. Bir şehir gibi olan Adn Cenneti peygamberlerin de barınacağı yerdir. Binaları altın ve gümüş tuğlalarla yapılmış olan bu şehirde Hz. Peygamber’in bir konağı vardır. (Buhârî, Tefsîr, (Tevbe) 15)

(O güzel son) Adn cennetleridir. Onlar, oraya babaları, eşleri ve (erkek ve kız) çocuklarından salih olanlarla beraber girerler. Melekler (cennete girişlerini tebrik etmek için) her kapıdan onların yanlarına geldiklerinde: (Allâh’a itaatte) sabırlı olmanıza karşılık olarak size selâm olsun (her türlü kötülükten selâmette olasınız!)! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! derler.” (Rad, 13/23)

Adn cennetlerinin önemini ifade etmek üzere Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmaktadır:

İki cennet vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler hep gümüştendir. Diğer iki cennet daha vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler de altındandır. Adn cennetindeki cennetliklerle Rablerine bakmaları arasında Allâh’ın vechi (yüzü) üzerindeki azamet ridasından başka bir şey bulunmayacaktır.[2]

İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. İşte Allâh Teâlâ müttakileri böylece mükâfatlandırır.” (Nahl, 16/31)

Adn cenneti, en yüksek makamda ve diğer cennetlerin ortasında yer alan ve sadece nebilerin, sıddiklerin, şehitlerin, hidayet önderlerinin gireceği bir yerdir.

2. Firdevs Cennetleri

Firdevs, Kur’an’da biri “cennâtü’l-firdevs”, diğeri sadece “firdevs” şeklinde olmak üzere iki yerde geçer:

Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları konakları Firdevs cennetleridir. Oradan asla ayrılmak istemezler.” (Kehf, 18/107-108)

Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Mü’minûn 23/11)

Firdevs” özellikle, “içinde üzüm asmaları bulunan bağ ve bahçe” anlamlarına gelir.

Katade, Firdevs’in, cennetin merkezi ve en üstün yeri olduğunu söylerken, Kâ’b “Cennetler içinde, Firdevs’ten daha üstün ve yücesi yoktur. Orada, “iyiliği tavsiye ve emredip, kötülüğü yasaklayan kimseler bulunacaklardır” demiştir. Mücahid ise, “Firdevs, bahçe manasınadır” der. Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurur:

Muhakkak cennet yüz derecedir. Onlardan her bir derece gök ile yer arasındaki mesafe kadardır. Şüphesiz o derecelerin en yücesi, Firdevs’tir. En faziletlisi de Firdevs’tir. Arş, muhakkak Firdevs’in üstündedir. Cennetin ırmakları da Firdevs’ten çıkıp akar. Bu itibarla siz Allâh’tan dilemek istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin.[3]

Muhyiddin İbnü’l-Arabî de cennet mevkileri arasında yaptığı sıralamada, Firdevs cennetini Adn cennetinden sonra ikinci sıraya koyar.

3. Naîm Cennetleri

Naim” kelimesi, “nimet” kelimesinden daha kapsamlı olup, insana mutluluk veren maddi ve manevi güzellikleri ifade eder. Buna göre “cennâtü’n-naim”, “mutluluklarla dolu  cennetler” manasına gelir.

Şüphesiz iman edip güzel davranışlarda bulunanlara, Naîm cennetleri (nimetleri kalıcı olan cennetler) vardır.” (Lokman, 31/8)

Naîm” kelimesi, “refah, huzur, mutlu hayat” anlamlarına gelen nimet kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahiptir.

Muhakkak ki (küfür ve isyandan sakınan) müttakiler, cennetler ve nimetler içindedirler.” (Tur, 52/17)

Şüphesiz iyi kimseler, Naîm cennetindedirler. (Süslü) tahtlar üzerinde (kendilerine verilen nimetleri) temaşa edeceklerdir. Öyle ki sen o nimetlerin (herdem taze) güzelliğini yüzlerinden tanırsın. Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” (Mutaffifin, 83/22-26)

4. Me’vâ Cennetleri

İman edip güzel davranışlarda bulunanlara gelince, onlara (dünyada) yaptıklarına karşılık sığınacak (ve misafir olarak kalacak)ları Me’vâ cennetleri vardır.” (Secde, 32/19)

Kuran’da “meva” varılacak veya yerleşilecek, barınılacak yeri ifade etmektedir. Şehitlerin ruhları oraya dönüş yaptıkları için bu kelimenin kullanıldığı ve Arş’ın sağında olduğu, ya da bunun meleklere âit bir cennet olduğu rivayet edilmiştir. Burada cennetlerin el-Me’vâ’ya izafe edilmesi, bu yerin birçok cennetler ihtiva eden bir yer olduğunu düşündürmektedir.

Me’va cennetinin yerini beyan eden diğer bir ayet-i kerime şu şekildedir:

Cennetül-me’vâ onun (Sidratü’l-müntehâ’nın) yanındadır.” (Necm, 53/15)

İbn Mesud (ra)’dan gelen rivâyette, Resülullah (sas) İsra’ya götürülünce Sidratu’l-Münteha’ya kadar ulaştırıldı. Sidratu’l-Münteha altıncı semadadır. Yerden yükselenler oraya kadar yükselir ve oradan alınır. Onun üstünden gelip aşağıya indirilenler de oraya kadar gelir ve oradan alınır. “O vakit sidrayı bürüyen bürüyordu.” (Necm, 53/16) buyruğu hakkında dedi ki; Onu altından kelebekler bürüyordu. Resülullah (sas)’a üç husus verildi: Ona beş vakit namaz verildi. Bakara Sûresi’nin son âyetleri verildi ve Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadıkları müddetçe ümmetine ait büyük günahlar da bağışlandı.”[4]

Diğer bir rivayete göre “Sidra”, üzerinde sedir ağacının meyvesine benzeyen meyveler bulunduğu halde, yedinci kat gökte olan bir ağaçtır. Bunun semanın altıncı katında olduğu da ileri sürülmüştür. Mirac olayının anlatıldığı bir hadiste Hz. Peygamber (sas) “sidra”dan şu şekilde bahsetmektedir:

Sonra beni Sidratü’l-Münteha’ya götürdü. Bir de gördüm ki, sidr ağacının yaprakları fillerin kulakları gibidir, yemişleri ise (Yemenin) Hecer (kasabası) testilerine benzer. Allâh’ın emrinden her şeyi bürümekte olan şey Sidrayı tamamıyla bürüyünce bana başka bir hal oldu. Artık Allâh’ın mahluklarından onun güzelliğinin bir kısmını bile anlatmaya gücü yetebilecek hiçbir kimse yoktur.[5]

5. Selâm Yurdu

Onlar için (kıyamet günü) Rableri katında Selâm yurdu (cennet) vardır. Yapmakta oldukları güzel davranışlar sebebiyle Allâh, onların yardımcısı (ve koruyucusudur).” (Enam, 6/127)

Cennetin kapıları konusu Kur’ân-ı Kerîm’de şu ayet-i kerimede yer almaktadır:

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete sevk edilirler. Nihayet oraya varıp da kapıları açılınca cennet bekçileri onlara: Selâm olsun size! Güzel hallerde olasınız! Haydi, ebedî kalmak üzere girin buraya! derler.” (Zümer, 39/73)

(Dünyada) hayırda önde olanlar, (ahirette derecelerde) önde olurlar. İşte onlar, Allâh’a yakın olanlardır. (Rableri onları) Naîm cennetlerine girdirecektir. Onların çoğu önceki ümmetlerden (ve bu ümmetin başından), birazı da sonrakilerden (bu ümmetinden sonundandır). Onlar, altınlarla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar. Onların etrafında (onlara hizmet etmek için) cennet şarabından dolu kadehler, sürahiler (ibrikler) ve kâselerle, ölümsüz (yaşlanmayan ve ölmeyen) gençler dolaşırlar. O şaraptan ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir. (Onların etrafında hizmet eden ölümsüz gençler) seçip beğendikleri meyveleri ve canlarının çektiği kuş etlerini onlara takdim ederler. Onlara (dünyada) yapmakta oldukları salih amellerine karşılık olarak, saklı inciler gibi iri gözlü huriler vardır. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler. Yalnız bir söz işitirler ki o da “selâm, selâm”dır. Ashâb-ı yemîn (amel defterleri sağ taraflarından verilenler) ki ne mutlu o Ashâb-ı yemîne! Onların makamları ve mükâfatları ne büyüktür! (Dikensiz) kiraz ağacı, meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları, (yok olmayan) sürekli gölgeler, şırıl şırıl akan sular, tükenmeyen, eksilmeyen ve (hiç kimse tarafından) yasaklanmayan sayısız meyveler içindedirler. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler. Gerçekten biz, hurileri (cennetliklerin eşlerini), apayrı bir biçimde (dünyadakinden farklı olarak noksansız bir şekilde) yarattık. Onları, bâkire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık. Onları ashâb-ı yemîn için yarattık. Bunların birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonraki ümmetlerdendir.” (Vakıa, 56/10-40)

6. Ebedîlik Cenneti

(Ey Peygamber! Onlara) de ki: (Size anlatılan) bu (cehennem) mi daha iyi, yoksa (Rablerinden korkan) takva sahiplerine vaat olunan ebedîlik cenneti mi? Orası, (amellerine karşılık olarak) onlar için bir mükâfat ve (ahirette dönecekleri) bir varış yeridir.” (Furkan, 25/15)

Cennetü’l-huld, nimetleri kesilmeyen ebedi cennet demektir.

7. Genel Olarak Cennetler

İşte bunlar Allâh’ın sınırlarıdır. Kim Allâha ve peygamberine itaat ederse (Allâh) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar ki onlar orada ebedî kalıcıdırlar. Bu, en büyük bir kurtuluştur.” (Nisa, 4/13)

Allâh Teâlâ, mümin kimseye cenneti, o kimse daha dünyada iken vermiştir. Ne var ki, mümin, o cennetin meyvelerini henüz elde edememiştir. Dolayısı ile mümin, cennete alıcı durumunda girecektir.

Şüphe yok ki, müttaki olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.” (Zariyat, 51/15)

Muhakkak ki müttakiler, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” (Kamer, 54/54)

Cennet; Peygamberlerin davetine uyarak iman edip dünya ve ahirete ait işlerini, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttaki kişiler için hazırlanmış, huzur ve saadet yurdudur.

Cennet’e En Son Giren Kişi

İbn-u Mesud (ra) anlatıyor: Resülullah (sas) buyurdular ki:

Cennete en son giren kimse, bazen yürür, bazen ağlar. Ateş de arada sırada onu yalar geçer. Cehennemi tamamen geçince dönüp ona bir nazar eder ve:

Senden beni kurtaran Allâh münezzehtir! Allâh Teâlâ hazretleri, bana evvelin ve ahirinden hiç kimseye vermediği şeyi verdi!” der. Derken ona bir ağaç yükseltilir.

Ya Rabbi! der, beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim!” Allâh Teâla hazretleri:

Ey âdemoğlu! Dilediğini versem benden başka bir şey istemezsin değil mi?” der. Adam:

Ey Rabbim, ondan başka bir şey istemeyeceğim!” der ve başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu ağaca yaklaştırır. Adamcağız, onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra adama, evvelkinden daha güzel bir ağaç daha yükseltilir. Dayanamayıp:

Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık senden başka bir şey istemeyeceğim!” der. Allâh Teâlâ:

Ey âdemoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni yaklaştıracak olsam başka şeyler de isteyeceksin!” der.

Adam, başka şey istemeyeceği hususunda söz verir. Rabbi de onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Adamı ona yaklaştırır. Adam onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer.

Sonra ona cennetin kapısının yanında bir ağaç daha yükseltilir. Bu ağaç diğer ikisinden daha güzeldir. Adam yine:

Ey Rabbim, beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, senden başka bir şey istemiyorum!” der. Rab Teâlâ:

Ey âdemoğlu! Sen ondan başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin?” der. Adam:

Evet, Rabbim! Senden başka bir şey istemeyeceğim!” der. Rabbi onu mazur görür. Çünkü o, yine sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca da yaklaştırır. Adam ona yaklaştırılınca cennet ehlinin seslerini işitir. (Dayanamayıp):

Ey Rabbim! Beni de cennete girdir!” der. Rab Teâlâ:

Ey âdemoğlu! Beni senden kurtaracak şey nedir! Dünya kadarını ve beraberinde benzeri de olmak üzere versem razı olur musun!” der. Adam:

Ey Rabbim! Benimle istihza mı ediyorsun? Sen ki âlemlerin Rabbisin!” der.”

İbn-u Mes’ûd bu noktada güldü ve: “Niye güldüğümü sormuyor musunuz?” dedi.

Niye güldün söyle!” dediler.

Resülullah (sas) da böyle gülmüştü. “Niye güldünüz?” diye soruldu da:

Rabbülalemin’in, adamın “Sen ki âlemlerin Rabbisin, benimle istihza mı ediyorsun?” demesine gülmesine gülüyorum!” dedi.

Allâh Teâlâ Hazretleri:

Ben seninle istihza etmiyorum. Lâkin ben, Azimüşşân dilediğimi yapmaya kâdirim!” buyurdular.”[6]

Yine Abdullah İbni Mesud (ra)’dan rivayet edilen hadîs-i şerifte Resülullah (sas) şöyle buyurmuştur:

Muhakkak ki cehennem halkının ateşten en son çıkacak ve cennet ahalisinin cennete en son girecek olanını bilip duruyorum. Bu öyle bir kimse ki cehennemden emekleye emekleye çıkar, Aziz ve Celil olan Allâh (cc) ona:

  “Haydi, git ve cennete gir”, buyurur.

O kimse cennete varır, ona öyle gelir ki cennet dopdoludur. O kimse dönüp:

  “Ey Rabbim, ben cenneti dopdolu buldum”, der. Yüce ve Münezzeh olan Allâh (cc) ona:

  “Git ve cennete gir” buyurur.

O kimse tekrar cennete varır. Yine cennet ona dopdolu gibi gelir. Dönüp tekrar:

  “Ya Rab, cenneti ben dopdolu buldum”, der Allâh Teâlâ ona:

  “Git ve cennete gir. Muhakkak ki dünya kadar ve dünyanın da on misli kadar yer senindir”, buyurur.

Bunun üzerine o kimse:

  “Sen yegâne melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? Yahut bana gülüyor musun? Yahut benimle istihza mı ediyorsun?” der.

Ravi İbni Mesud (ra) der ki: “Yemin olsun ki adamın bu sözünden dolayı Resülullah (sas)’ın arka dişleri belirinceye kadar güldüğünü gördüm. Cennet ehlinin en aşağı menzil sahibi olan işte bu kimsedir.[7]

II. Suç

Suç kelimesi karşılığında gördüğümüz Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan “cürm” ile “cerîme” kelimelerinin mastar hali, “kesmek, koparmak, devşirmek, biçmek” gibi anlamlara gelirken, aynı kelimenin “el-cürm” şeklindeki isim hali “günah işlemek, haddi aşmak ve cinayet” gibi anlamlara gelmektedir. “Cirm” kelimesi cismaniyet ve beden manasına, “el-cerm” kelimesi de “sıcaklık” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla suç kelimesinin sıcaklık anlamı taşıması adeta manevi bir cehennemi hatırlatmaktadır. Halil b. Ahmed el-Ferahidi’ye göre “falan kimsenin cerimesi vardır” denildiğinde o kimsenin ya kendi zatına ya da içinde yaşadığı topluma yapmış olduğu bir kötülük kast edilmektedir. Bu açıdan, günaha ve kötülüğe bulaşmış kimseye “mücrim”, cinayet işlemiş kimseye de “cârim” denilmektedir.[8]

Kur’ân-ı Kerîm, “suçlu” manasına gelen ve ism-i fail olan “mücrim” kelimesini tekil ve çoğul halleri ile (mücrimûn, mücrimin) “günah irtikap eden, küfre giren, cinayet işleyen” anlamlarında görebildiğimiz şu iki surette kullanmıştır:

A. Bireysel Olarak Suçlunun Psikolojisi

Aşağıdaki ilk grup ayetlerde bizzat mücrimin kendisi konuşmakta ve bununla da bütün mücrim sınıfı tavsif edilmektedir.

1. “Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr (mücrim) kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de kendisini kurtarsın.” (Mearic, 70/11)

2. “Her kim Rabbine günahkâr (mücrim) olarak varırsa, şüphesiz ki ona Cehennem var; orada ne ölür (rahata kavuşur), ne de dirilir (fayda görür).” (Taha, 20/74)

B. Suçun Toplumsal Olarak İşlenmesine Ait Sonuçlar

İkinci grup ayetlerde de günah içerisindeki toplumlar dile getirilmekte, yapmış oldukları yanlışlıkların bu toplumları nerelere sürüklediği tasvir edilmektedir.

1. “Suç işleyen (mücrim) toplumlara Allâh katından bir aşağılanma ve yapmakta oldukları düzenbazlıklar sebebiyle de çetin bir azap erişecektir.” (Enam, 6/124)

2. “Şüphesiz günahkâr (mücrim) topluluklar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.” (Mutaffifin, 83/29)

3. “Mekke’de olduğu gibi, her şehirde en büyük günahkârları (mücrimleri yüksek) mevkide bulunduruyoruz ki, orada hile yapsınlar. Halbuki onlar, hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da farkında değillerdir.” (En’âm, 6/123)

Bireysel ve toplumsal bu iki görünümü belirttikten sonra şimdi de Kur’ân-ı Kerîm’in “mücrimleri” hem dünya hem de ahiret hayatları ile ilgili olarak ne şekilde vasıflandırdığını ve onları ne şekilde resmettiğini görmeye çalışacağız.

C. Dünya Hayatında Suçluların Fiilleri

Dünya hayatında suçluların genel anlamda fiillerini bir tasnife tabi tutmak istersek karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

1. Allâh’ı ve Allâh’ın peygamberleri eli ile göstermiş olduğu mucizeleri inkâr etmeleri.

Artık, Allâh’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.” (Yunus, 10/17)

2. Ahiret gününü inkâr etmeleri.

İşte bu, o günahkârların yalan saydıkları cehennemdir.” (Rahman, 55/43)

3. Yeme, içme ve eğlenceyi hayatlarının tek gayesi haline getirmeleri.

Ey inkâr edenler! Yiyin ve (dünyadan) birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.” (Mürselat, 77/46)

Küfür ve inkâr, kişiyi cehenneme götüren en önemli sebeptir. Bir başka sebep ise münafıklıktır. Kur’an-ı Kerîm’de belirtilen bazı suç halleri ve cehenneme götüren temel günahlar şu şekildedir:

Allâh’a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak; (Bakara, 2/219) haram aylarda savaşmak, (Bakara, 2/217) bakmakla yükümlü olduğu yetimin malını kendi malına katarak onun rızası olmaksızın yemek, (Nisâ, 4/2; İsrâ, 17/34) fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek, (İsrâ, 17/31) insanlar arasında fitne çıkarmak, (Bakara, 2/217) faiz yemek, (Bakara, 2/275) Allâh’tan başkasına kulluk etmek, (İsrâ,17/23) ana babaya isyan etmek, (İsrâ, 17/23) akrabaya miras hakkını vermemek, (Nisâ, 4/7, 13; İsrâ, 17/26) malı gereksiz yere israf etmek, (İsrâ, 17/27) zina yapmak, (İsrâ, 17/32; Nisâ, 4/15-16) haksız yere adam öldürmek, (İsrâ, 17/33) ölçü ve tartıyı tam yapmamak, (İsrâ, 17/35) kibirlenmek, (İsrâ, 17/37) iffetli kadınlara zina isnat etmek, (Nisâ, 4/23) kötülük yapmak (Bakara, 2/81; Yûnus, 10/27) ve Allâh’ın huzuruna kötülükle gelmek, (Neml, 27/90; İnfitâr, 82/14) savaş esnasında savaştan kaçmak, (Enfâl, 8/16) azgınlık yapmak, (Şuarâ, 26/94) insanlara işkence etmek, tövbe etmemek, (Bürûc, 85/10) ve doğru yoldan çıkmak (Secde, 32/20).

Bu suçluların, hukukullahı ve hukuku-ibadı çiğnedikleri anlaşılmaktadır. “Bağışlamak” Allâh’ın en çok vurgulanan bir sıfatıdır. Ancak kul hatalarında ısrar eder ve “suçu kendisini çepeçevre kuşatırsa” (el-Bakara 2/81) muhakkak ki ebediyen cehennemde kalır.

D. Ahiret Hayatında Suçluların Durumu

Mücrimlerin, ahiretteki halleri ise Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekillerde tavsif edilmektedir.

1. “Suçlular simalarından tanınır da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.” (Rahman, 55/41)

2. “Suçluların, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, onları bir görsen!” (Secde, 32/12)

3. “Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.” (Rum, 30/12)

4. “(Allâh, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bugün!” (Yasin, 36/59)

Hesap başladığında ise suçlular için ahirette şu durumlar tezahür eder:

a. “Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf, 18/49)

b. “(Azap) meleklerini görecekleri gün, (evet) o gün günahkârlara hiçbir sevinç haberi yoktur. (Melekler onlara: “Size) müjde yasak edilmiştir, yasak!” diyeceklerdir.” (Furkan, 25/22)

c. “Mücrimleri susuz bir şekilde Cehenneme süreceğiz.” (Meryem, 19/86)

d. “O gün günahkârları, (gözleri korkudan donmuş ve) gömgök kesilmiş olarak dirilteceğiz.” (Taha, 20/102)

e. “O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün. Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.” (İbrahim, 49-50)

Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine olacak şekilde tatbik edilecektir.

Cehennem

Cehennem, “derin kuyu; hayırsız, uğursuz” anlamına gelen bir kelimedir ve kâfirlerin, münafıkların, zalimlerin, gerçeğe boyun eğmeyenlerin azap görecekleri yerdir. Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.

Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.” (Hicr, 15/44).

Cehennem; Kur’an-ı Kerîm’in yetmiş yedi kadar ayetinde çeşitli vasıflarla geçmektedir. Azaptaki derece ve şiddeti artan şekilde bir tasnif yapmak istersek şöyle bir tablo karşımıza çıkar:

1. Cehennem.

2. Lâzâ (alevli ateş):

Lakin ne mümkün! (Allâh onu azapdan kurtarmaz) Çünkü o Cehennem alevli bir ateştir.” (Meâric, 70/15).

3. Hutame (kalpleri saran ateşli kaygı):

Şüphesiz o, Hutame ye (ateşe) atılacaktır.” (Hümeze, 104/4).

4. Saîr (çılgın ateş):

O şeytanlara (ahirette) çılgın ateş azabı hazırladık.” (Mülk, 67/5).

5. Sakar (kırmızı ateş):

Hem ey Rasûlüm bilir misin, nedir o sakar (Cehennem).” (Müddessir, 14/27)

6. Cahim (yanan kızgın ateş):

Küfredenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar Cahim’in yaranıdırlar.” (Mâide, 5/10).

7. Hâviye (uçurum):

O, kızgın bir ateştir.” (Kâria, 101/9-11).

Hemen hemen bütün âlimler, azabı en hafif olan birinci tabakada günahkâr müminlerin bir süre kaldıktan sonra buradan çıkarılacağını, yedinci tabakada ise münafıkların azap göreceğini kabul ederler.

Cehennem isimlerini, muhtelif âyetlerde ve 101 yerde “cehennem ateşi” manasına geldiği anlaşılan “nâr” kelimesi içinde mütalaa ederek görmeye çalışmak da mümkündür.

Defterleri soldan verilenler. Vay gele başlarına! Onlar ateşin alevi ve kaynar suyu ve bir de kapkara dumandan bir gölge içindedirler. (O gölge) Ne soğuktur ne de faydalıdır. Çünkü, şüphe yok onlar bundan evvel nimetlere (zevklerine) düşkün idiler. Ve büyük günah üzerine ısrar ederlerdi. Ve diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz? Evvelce geçmiş atalarımız da mı?” (Vakıa, 56/41-48)

Sonuç

Ebedî mükâfat yeri olan Cennet ile dünyevi ve uhrevi suçların karşılığını bulacağı Cehennem, ayetlerde ve hadislerde farklı şekillerde, değişik yönleriyle açıklanmıştır. Bu açıklamalarla, Cenneti ve Cehennemi bütün özellikleri ile tanımlamış değiliz.

Bu mükafat ve ceza yerleri hakkında, ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin zihinlerimizde oluşturduğu uhrevi tablolar, bizlerin şu anki düşünüş kapasitelerimizle oluşturabildiğimiz imgelerdir. Çünkü Cenab-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Cennet için şöyle buyurur:

Ben, salih kullarım için Cennet’te hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal dahi edemeyeceği nimetler hazırladım.[9]

Buradan hareketle Cehennem ve suçlular için verilecek cezanın da benzer özelliklere yani hiç görülmemiş bir tarzda olacağı anlaşılır.

Cenab-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden bizleri salih amellere, rızasına ve Cennetlerine layık kılmasını diler, O’nun azabı ve Cehennem’inden de azametince kendisine sığınırız.


[1] Buhârî, Tefsîr, 32/1; Müslim, Cennet, 2-5.

[2] Müslim, İman, 180.

[3] Tirmizi, Cennet, 4.

[4] Tirmizî, Tefsir, Sure 53; Ahmed b. Hanbel, 1/387.

[5] Müslim, İmân, 259.

[6] Müslim, İman 310, (187); Buhari, Rikak, 52 (6573).

[7] Buhari, Rikak, 51 (6571); Tevhîd 36; Müslim, Îmân 30; Ebu Nuaym, Sıfatu’l-Cenne, Dâru’l-Me’mun, Şam-1995, C. 2, s. 283-284.

[8] Halil b. Ahmed el-Ferahidi, Kitabu’l-Ayn, 6/118-119; İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, C. 2, s. 258.

[9] Buhârî, Bed’ü’l-halk, 8.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s