Sulhün Nebevî Dayanakları

Musa Kâzım GÜLÇÜR

17 Şubat/2019

İÇİNDEKİLER

Hadîs-i Şerîflerde “Sulh” Kavramı 3

I. Düşmanlıkların Tehlikesi 3

II. Günahların Başkalarına Yüklenmesinin İsteneceği Büyük Gün. 4

Sonuç. 5

Hadîs-i Şerîflerde “Sulh” Kavramı

“Ebu Hüreyre’den (ra) rivayete göre Resülullah (sas) şöyle buyurdu: “İnsanın her bir eklemi için her Allah’ın günü sadaka vermek gerekir. İki kişinin arasını bulmak bir sadakadır. Bir kimsenin bineğine binmesine yardımcı olmak veya yükünün binitine yüklenmesine yardımcı olmak da bir sadakadır. Güzel söz söylemek de bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım da bir sadakadır. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan alıp atmak da bir sadakadır” (Buhari, sulh 11).

Bu hadis-i şerifte ıslah faaliyetinin ilk sırada ifade buyurulması, sayılan diğer unsurlar da önemli olmakla birlikte ona verilen daha büyük bir önemin göstergesi olsa gerektir.

I. Düşmanlıkların Tehlikesi

“Ebû’d-Derda (ra) anlatıyor: Resülullah (sas) ashab hazeratına buyurdular ki:

“Size namaz, oruç ve sadakanın derecesinden daha üstün olan şeyi haber vereyim mi?”

“Evet, (Ey Allah’ın resulü, buyurunuz!)” dediler. Efendimiz (sas):

İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk/düşmanlık, kazır.” buyurdular (Ebû Dâvud, edeb 58). Diğer bir rivayette şu ilave de vardır: “Ben insanların arasındaki bozuşma/düşmanlık saçı kazır demiyorum, bilakis dini kazır diyorum” (Tirmizî, kıyamet 57).

Hadîs-i şerîf, insanlar arasındaki dargınlık ve kırgınlıkların küçümsenmemesine dikkat çekmekte, bu olumsuz durumun dini duyguları tahrip eden, insanî yüksek hissiyatı adeta kazıyıp atan bir hal olduğunu belirtmektedir. Çünkü kalplerde kırgınlık, kin ve husumet gibi yok edici unsurlar yerleşik bir hale gelince, Müslüman bireyler aklı ve sağduyusuyla hareket edemeyecek, davranışlarında dinin yönlendirici, frenleyici rolü tesirsiz hale gelecektir. Bu hale düşen insanlar, kendilerine düşman gördükleri kimselere üstün gelebilmek için en şerli insanlardan bile yardım ister duruma düşebileceklerdir.

Resülullah (sas) çarpıcı kelimeler kullanarak, barıştırma çabalarının “namaz, oruç ve sadaka” gibi ferdî ibadetlere göre daha üstün olduğunu belirtmektedir.

II. Günahların Başkalarına Yüklenmesinin İsteneceği Büyük Gün

Enes b. Mâlik anlatıyor: “Bir defasında Peygamber Efendimiz (sas) ashabıyla beraber otururken bir ara dişleri görünecek derecede gülümsedi. Orada bulunanlardan Hz. Ömer (ra):

‘Annem babam size feda olsun Ey Allah’ın Resulü! Sizi güldüren nedir?’ diye sordu. Efendimiz şöyle buyurdu: ‘Ümmetimden iki kişi Allah’ın huzurunda diz çökmüş durumdayken onlardan biri:

‘Ey Rabbim! Bu yanımdaki kişiden hakkımı al, dünyada bana haksızlık yapmıştı.’ der. Bunun üzerine Allah (cc) da hakkını isteyen bu kişiye şöyle der:

‘Kardeşinin sevaplarından sana verebileceği bir şey kalmadı. Şimdi bu kardeşine ne yapmak istersin?’ Bunun üzerine mazlum:

‘Ya Rabbi! Öyleyse benim günahlarımdan bir kısmı ona yüklensin!’ talebinde bulunur.

Bu sırada Peygamberimizin (sas) gözleri yaşlarla doldu ve: ‘O gün büyük bir gündür. O gün, insanların günahlarını başkalarının yüklenmesine muhtaç olacağı bir gündür!’ buyurdular.

Efendimiz (sas)’in bu beyanında Kur’ân-ı Kerim’in: “Kıyamet gününde (zalimler, mücrimler) kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarını da yüklenmiş olurlar.” (Nahl sûresi, 16/25) âyet-i kerîmesine işaret vardır. Ayrıca hadîs-i şerîflerde de (Müslim, birr 59), kıyamet günü haksızlık ve zulüm yapanların sevapları tükendiğinde haksızlığa ve zulme maruz bırakılan kimselerin günahlarının adalet gereği zulmeden kişilere yükleneceği belirtilmektedir.

Peygamberimiz (sas) bu hüzünlü tablonun arkasından hadisenin devamını şu şekilde aktarmaktadır:

“Mazlum kişinin kendi günahlarının zalime yüklenmesini istemesi üzerine Rahman olan Cenab-ı Hak o mazluma hitaben buyurur ki:

‘Başını kaldır, şu yukarıdaki cennetlere doğru bak! Ne görüyorsun?’ Mazlum başını kaldırıp o tarafa bakınca:

‘Ey Rabbim! Altın madeninden şehirler ve bu şehirlerde incilerle süslenmiş altın köşkler görüyorum. Bunlar hangi Peygamber, hangi şehid ya da sıddîk için hazırlanmıştır?’ der. Bu defa Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘Bunlar ücretini verebilecek kimseler için hazırlanmıştır.’ Bunun üzerine mazlum:

‘Ey Rabbim! Bunların ücretine kimin gücü yeter ki?’ der. Allah Teâlâ da:

‘Şu anda istersen senin gücün yetebilir.’ buyurur. Mazlum hayretle:

‘Nasıl ya Rabbi?’ deyince Cenab-ı Hak:

‘Bu kardeşini affetmekle, ondaki hakkını almaktan vazgeçmen ile.’ buyurur. Bu müjde karşısında mazlum:

‘Kesinlikle affettim ya Rabbi!’ der. Bu defa da Cenab-ı Hak o mazlum kişiye hitaben:

‘O halde tut bu kardeşinin elinden, onu da cennete girdir!’ diye emreder. Efendimiz (sas) bu hadiseyi naklettikten sonra: ‘Allah’tan sakınınız. Birbirinizin arası bozulmuşsa barıştırınız. Çünkü Allah, kıyamet günü müminlerin arasını düzeltecektir” (Hâkim, Müstedrek, 4/576).

Sonuç

Toplum hayatının daha faydalı ve semereli olabilmesi ıslah faaliyetinin devamı ile yakından ilgilidir. Islah ile küskünlük ve dargınlıklar yerlerini sevgi ve muhabbete bırakır. Bu sevgi ve muhabbet atmosferinin meydana gelebilmesi için sulh faaliyetinin önemsenmesi gerekir.

İnsanların arasını bulma ve dargınları barıştırma faaliyeti, affetme ve hoşgörü duygularının fertlerin ruhunda gelişip büyümesine imkân sağlar. Yüksek ahlâka sahip bir ruh olmak ile ıslah faaliyetinin doğrudan irtibatlı olduğu, kişiler arasını düzeltme faaliyetinin de nafile namaz, oruç ve sadakadan sevap yönü ile daha yüksek olduğu görülmektedir.

Yönetme ve hüküm verme mevkiinde olanların, muhalif kesimlere nasihat edip doğruyu göstermeleri, tarafların meseleye bakış açıları arasında bir uyum ve ortak nokta tespit edilerek, birbiriyle çatışma halindeki grupların aralarını ıslah etmeleri bir zorunluluktur. Allah hak ve adalet ile hükmeden yöneticileri sever ve onlara en güzel mükâfatı verir.

Islah faaliyeti yoksa o toplumda kargaşa, kalp katılığı ve yüksek insanî hasletlerin kaybedilme ihtimali vardır. Barış düşüncesi ve faaliyetleri bütün önemine rağmen, bir ülkenin millî birliği ve toprak bütünlüğünün kısmen ya da tamamen bozulması ya da onun bağımsızlığına yönelik herhangi bir zarar verici bir girişim haline de dönüştürülmemelidir.

Günümüzde gittikçe artan karşılıklı kültürel ve insani etkileşimin arızasız sürdürülmesi, hürriyet, eşitlik, adalet ve temel haklara saygının korunabilmesi, ifade hürriyetinin güçlendirilebilmesi ve geliştirilebilmesi ancak bireyler ve toplumlar arası sulh ve barış ile mümkündür.

Sulh; karşılıklı saygıyı, herkesin kendi konumunda kabullenilebilmesini, kültürel ilişkilerin zenginleştirilebilmesini, maddi ve manevi yatırım ve hedeflerin gerçekleştirilebilmesini, muhalif tarafta görünenlerin ihtiyaç ve çıkarları için de ilgi ve duyarlılığın oluşabilmesini temin eder.

Sulhün devamının temini, şiddetin şimdi ve gelecekte oluşması ihtimallerinin en aza indirilmesi, sulh ve barış için güçlü düzenlemelerin hayata geçirilmesi temennisi ile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s