Güven, İtimat ve Emin Olma Ahlâkı

Musa Kâzım GÜLÇÜR

3 Aralık/2019

İçindekiler

Giriş 1

Aslî Özellikler: Güvenilir, İtimat Edilir ve Emin Olma 3

Vahyi Getiren Cebrâil’e (as) Cenâb-ı Allâh’ın Verdiği Sıfatlar 4

Emin Olma ve İffet İlişkisi 5

Sonuç 9

Giriş

Güven duyma, kendisine can ve mal emanet edilebilir, kendisinden zarar gelmeyeceğine ve emanete hıyanet etmeyeceğine dair çevresinin itimadını kazanmış olma demektir. Güven duymama ise, kişinin amaçları, idealleri, yetenekleri ve başkalarıyla ilişkileri ile ilgili belirsizliklerden kaynaklanan, terk edilmişlik, mahrum kalmış olma ve yetersizlik duygularıdır. Bu yoksunluk ve terk edilmişlik duyguları, güven duymama ahlâkının yerleşmesine ve kökleşmesine sebep olur. Sonuç ne kendisine ne de başkalarına güveni olmayan, ürkek, tedirgin ve nevrotik bir kişiliktir. Bu açıdan, bireylerde güven ahlâkının yerleşmesi, gelişmesi ve sağlamlaştırılması aynı zamanda sağlıklı bir toplumun gelişimi ile doğrudan ilgili demektir.

İtimat (ﺍﻋﺘﻤﺎﺩ), Arapça (ﻋﻤﺩ) “amede / destek” kelimesinin isim hali olup, “desteklemek, emniyet etmek ve emniyet duymak” anlamlarına gelmektedir. Şu ayırımı da yapmalıyız ki bir şahsa duyulan güven ile, yine bir şahsın davranışlarına duyulan itimat konuları aslında birbirlerinden farklıdırlar. Güven ve itimat duygularını ayırt etmek, görünüşte kusursuz referanslara sahip birisine güvenebildiğimiz, ama aynı zamanda itimat etmek istemediğimiz durumları anlamamızı sağlar. Bu husus, bir insan güvenilir ve mükemmel iş yapabilme yeteneğine sahip olsa da söz konusu işi itimat edebileceğiniz şekilde yapması için motive olamayabileceğini gösteren bir değerlendirmeye işaret etmektedir. Çünkü bazen güvendiğiniz kimseler, ahlâki açıdan kötü niyetlerle motive olabilirler veya değer verdiğimiz şeyleri muhafaza konusunda dikkatsiz davranabilirler.

Emniyet kelimesi ise, Arapça (امن) “emn” (korkusuzluk, eminlik) kelimesinden, mastar eki “iyet” ile Türkçe’de “emniyet” olarak türetilmiş; inanma, inanılır olma, güvenme, güvenilirlik, itimat, tehlikeden uzak olma” gibi anlamlara gelmektedir. “İman” kelimesi de bu kökten “emn-ü emân, emniyet, güven” manasında olup; bir habere veya hükme, kesin olarak ve gönülden gelerek inanmak, bir şahsın sözünü doğru kabulle mutlak manada tasdik etmek demektir.

Bilhassa günümüzde insanların birbirlerine karşı olan güven duygularında bir pörsüme müşahede edilmekte, bu durum kişilerde mutsuzluk vb. sorunlara sebep olmaktadır. Güven duygusu hayatın en temel gereksinmelerinden birisi olup, ihtiyaçlar hiyerarşisinin de başında gelir. Kendini gerçekleştirmek ve kişiliğini kâmil manada tesis edebilmek için hiyerarşik olarak dizilmiş ihtiyaçlar içinde öncelikle en temel seviyedeki güven, itimat ve emniyet gibi ihtiyaçların öncelenmesi gerekir. Kişilerin psikolojik dengeleri, şahsiyetlerinin mükemmelleşmesi, huzur ve emniyet atmosferinin zenginleşmesi, korkunun azaltılması ancak bu ihtiyaçların gerçekleştirilmesine ve aksi yöndeki durumların kaldırılmasına bağlıdır. Çünkü kişilik ve şahsiyetimizin yüksek seviyede gelişmesinin önündeki temel engellerden birisi de egonun tehdit ediliyor olduğunun uyarı ışığı olarak kabul edebileceğimiz ve “anksiyate” olarak adlandırdığımız endişe, tedirginlik ve korkmuşluk halidir.

Bazen birisine güvendiğimizi söylediğimizde, bu o kişiye karşı “tam bir güven” anlamına gelir. Bu nedenle, o kimsenin güvenilirliği konusunda olabilecek bütün şüphelerimizi ve sorgulamalarımızı yok sayarız. Bu açıdan, güven kavramını geniş ve dar anlamda ele almamız gerekmektedir. Dar anlamdaki güven duygusu, birisinin sözünü tutması, bir konu hakkında doğruyu söylemesi vb.dir. Geniş anlamdaki güven duygusu ise, mutlak bir güven demektir. Bu ikinci tür güven, bir kimsenin hemen her türlü davranışına tam olarak güvenme demektir.

Bireylerde etkinlik ve yeterlilik için hem güven hem de itimat ahlâkının gelişmiş olması gereklidir. Asıl tehlike, bireylerde bu her iki ahlâkın desteklenmesinin, güven ve itimadı arttırıcı faaliyet ve çalışmaların hiçbir önemi olmadığına karar vermemiz ve önemsemememizdedir. Güven, kişisel kazanım ve çıkarcılık ahlâkı yerine, kendinden çok başkalarını düşünen, başkalarının iyiliği için fedakârlık duygusuna sahip olma, özgeci ahlâkî değerlere dayalı eylemleri seçme ya da en azından taraf olmadır. İtimat ise, bir kişinin yapacaklarını söylediklerini yapması ve gerçekleştirmesidir. Güven ve itimat, kişilikte meknuz karakter ve insani yetkinliği oluşturan iki boyutlu bir emniyet halidir. Bir kişinin karakterine ilişkin algımız, onun güvenilir ve itimat edilir olduğunu gösteren gayr-endîş ahlâkî seçimlerine dayanır.

Aslî Özellikler: Güvenilir, İtimat Edilir ve Emin Olma

“Hiç şüphesiz Sen büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 68/4)

Güvenilirlik, itimat edilirlik ve emin olma/olunma bütün peygamberlerin (salat ve selam üzerlerine olsun) en temel vasıflarıdır. Kur’ân-ı Kerîm bu hususu Şuarâ Suresinde tam beş yerde altı peygamber için; Nuh (as) (Şuarâ, 26/107), Hud (as) (Şuarâ, 26/125), Salih (as) (Şuarâ, 26/143), Lut (as) (Şuarâ, 26/162), Şuayb (as) (Şuarâ, 26/178), ayrıca Musa (as)’ın (Duhan, 44/18) (اِنّٖى لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌ) “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim” sözü ile, Yine Musa (as) için Şuayb’ın (as) kızlarının ifadesi ile (Kasas, 28/26), bir yerde de yine Hud (as) için (اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّٖى وَاَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ اَمٖينٌ) “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim” (Araf, 7/68) şeklinde beyan etmektedir. Peygamberler (aleyhimüsselam ecmain), güvenilirlik, itimat edilirlik ve emin olmada şöhret sahibi kimselerdi. Bu sözleri ile, “Ben aranızda emin ve güvenilir birisi olarak bilinmekteyim. O halde beni bugün nasıl itham edersiniz?” demiş olmaktadırlar. Bu kullanım şekli bizlere “güvenilirlik, itimat edilirlik ve emin olunma” ahlâkının çok yüksek seviyede önemsendiğini göstermektedir. Bu kavramların yokluğu, herkesin kolaylıkla tahmin edeceği üzere anarşi, karmaşa, korku, asayişsizlik ve kaos demektir.

Güven ve itimat çocukluk çağından peygamberlik dönemine kadar Efendimiz Muhammed’in (ﷺ) nitelendiği asil bir ahlâktır. Efendimiz (ﷺ) peygamberlikten önce ve sonra da “emin” vasfı ile en zirvedeki şeref-i nevi insan ve ferid-i kevn ü zamandır. Ehl-i îmân olmayanlar bile, ona sonsuz bir güven duymuşlar, Efendimiz’i (ﷺ) “doğru” ve “güvenilir” (Es-Sâdıku’l-Emin) olarak tarif etmişlerdir. Bu durumu tasvir eden bir rivayet İbni Abbas’ın (ra) aktarımı ile şu şekildedir:

“Efendimiz’e (ﷺ) (وَاَنْذِرْ عَشٖيرَتَكَ الْاَقْرَبٖينَ) “(Önce) en yakın akrabalarını uyar” (Şuarâ, 26/214) ayet-i kerimesi nazil olunca, Safâ tepesine çıktı ve:

“Yâ sabâhâh! (Bir dikkat çekme, seslenme edatı) Ey Kureyş, Buraya geliniz! Büyük bir iş karşısında bulunuyorsunuz!” diye seslendi. Kureyş:

— “Bu kimdir?” dediler ve Peygamberin yanına toplandılar. Peygamber onlara:

“Ne dersiniz? Eğer ben size, düşman sabaha yahut akşama baskın yapacaktır diye haber versem, beni doğrular, tasdik eder misiniz?” diye sordu. Onlar:

— “Evet (doğrular, tasdik ederiz), biz sende hiç yalan görmedik” dediler.[1]

Vahyi Getiren Cebrâil’e (as) Cenâb-ı Allâh’ın Verdiği Sıfatlar

Peygamberlere vahiy getiren Cebrâîl’in (as) de en temel vasfı “emîn” olmasıdır. Ancak bu çok önemli vasfa gelene kadar diğer vasıflar da ayrıca zikredilmektedir. Âyet-i kerimede Cebrâil’in (as) “emin olma” sıfatı ile birlikte diğer sıfatları şu şekilde sıralanmaktadır:

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرٖيمٍ ذٖى قُوَّةٍ عِنْدَ ذِى الْعَرْشِ مَكٖينٍ مُطَاعٍ ثَمَّ اَمٖينٍ

“O (Kur’ân-ı Kerîm), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.” (Tekvîr, 81/19-21)

Bu ayet-i kerimede görülebilen toplam yedi sıfat/vasıf zikredilmektedir:

Birinci vasıf, Cebrâil aleyhisselamın “resul” (elçi) oluşudur. Onun, peygamberlere Allah’ın bir elçisi olduğunda şüphe yoktur. Binâenaleyh o bir resul, bütün peygamberler de onun ümmetidir. Bu husus, şu ayet-i kerimelerle teyid ve tespit edilir:

وَاِنَّهُ لَتَنْزٖيلُ رَبِّ الْعَالَمٖينَ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَمٖينُ عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرٖينَ بِلِسَانٍ عَرَبِیٍّ مُبٖينٍ

“Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu, uyarıcılardan olman için Senin kalbine er-Rûhu’l-Emin (güvenilir ruh, Cebrâil) apaçık Arapça bir dil ile indirdi.” (Şuâra, 26/192-195)

İkinci vasıf, Cebrail’in (as) “kerîm” oluşudur. Hediyelerin en kıymetlisi olan, marifetullah ve muhabbetullahı, hidayet ve irşadı, iman, İslam ve ihsan şuurunu getirip vermesi, onun kerim, cömert ve şerefli oluşu sebebiyledir.

Üçüncü vasıf, onun çok “kuvvetli” oluşudur. Bu sıfat, yaratıldığı ilk andan, mükellefiyetinin son bulacağı zamana kadar, Allah’a itaate kusursuz bir şekilde devam etmede, marifetullah, cemalullah ve celâlullahı mütalaadaki kuvveti olabilir.

Dördüncü vasıf, onun “indiyyet” diyebileceğimiz, Türkçemizde belki “makam” kelimesi ile karşılayabileceğimiz, Cenâb-ı Hakk’ın katında çok değerli ve kıymetli bir yerinin olduğunun beyan edilmesidir.

Beşinci vasıf, “Arşın sahibi nezdinde çok itibarlı ikram, izzet, şeref ve istediği her şeyi elde edebilecek bir makam ve itibara mazhar oluşudur.

Altıncı vasıf, Allah katında, mukarreb melekler arasında, “kendisine itaat olunan”, mukarreb meleklerin onun emrine göre hareket edip, fikrine baş vurdukları itibarlı bir melek olmasıdır.

Yedinci vasıf, onun “emin/güvenilir” olması, Allah’ın vahyi ve elçisi olma konusunda, yanlışlık ve hatalardan korunmasıdır. Cebrail’in (as) “güvenilirliğinin” büyüklüğünü göstermek ve sayılan sıfatlarının en yükseği ve önemlisinin “güvenilirlik” olduğunu belirtmek için bu vasıf en sonda zikredilmiştir.

Bu açıdan vahiy, işte semadaki bu yedi vasıfla yüceltilen Emîn Cebrâîl aleyhisselam vâsıtasıyla yeryüzündeki Emîn’e yani Efendimiz’e (ﷺ) inzâl buyurulmuştur.

Emin Olma ve İffet İlişkisi

Emin ve güvenilir bir insan olma ile “iffet” duygusu arasında sıkı bir irtibat olduğu şu ayet-i kerimeden açık bir şekilde anlaşılmaktadır:

قَالَتْ اِحْدٰیهُمَا يَا اَبَتِ اسْتَاْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَاْجَرْتَ الْقَوِىُّ الْاَمٖينُ

“(Şuayb’ın) Kızlarından biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” dedi.” (Kasas, 28/26)

“İffet”, nefsi arzulardan alıkoymak ve bedeni ayakta tutacak, sıhhatini koruyacak kadarı ile yetinmek için nefsi zorlamaktır. Bütün hazlarda aşırılıktan ve eksiklikten kaçınıp dengeli olmaya yönelmektir. Arzular konusunda itidal üzere sevilen ve razı olunan bir yöntemle yetinmektir. İhtiyaç ortaya çıktığı vakitlerde fazlasına yönelmeme, daha azıyla nefsini ve gücünü koruyamayacağı miktarla bu arzuyu sınırlamaktır. İşte bu hal, iffetin zirvesidir.[2]

“Emin” olma durumu ise, peygamberlerin “sıdk, emanet, fetanet, ismet ve tebliğ” olmak üzere beş temel vasfının hemen hepsini mündemiçtir. Onlar her bakımdan güvenilir insanlardır. Allah’a ait emanetleri hakkıyla yerine getirdikleri gibi, insanlar arasında da güvenilir olmanın, iffetin ve emanetin temsilcisidirler.

İşte Hz. Musa’da (as) diğer peyamberanı izamda (ase) olduğu gibi emin ve güvenilir yüksek bir şahsiyet olma özelliği, hiç tanımayanların bile daha ilk bakışta anlayabilecekleri asli ve ahlâkî bir özelliktir. Bu özelliğin ilk bakışta anlaşılması ile ilgili husus Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere şu şekilde aktarılmaktadır:

Hz. Musa (as), korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıkıp, “Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar” diye dua ederek yorgun bir şekilde Medyen’e vardığında, suyun başında hayvanlarını sulamakta olan bazı insanlar, bunların yanında da koyunlarını su içirmek için bekleşen iki kız gördü. Mûsâ (as) onlara; “Koyunlarınızı niçin bekletiyor da onların su içmesini sağlamıyorsunuz?” dedi. Onlar da “Çobanlar su başından çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise bu işi yapmak için çok yaşlı bir adamdır” deyince, Şuayb’ın (as) kızlarının hayvanlarını onların yerine su başına götürdü, kuyudan su çekerek hayvanlarını suladı. Hem yoldan gelmiş olduğu için hem de hayvanları sulama işi neticesinde yorulmuştu. Dinlenmek için bir gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. Derken o iki kızdan birisi edep ve haya ile ona geldi, “Babam seni davet ediyor. Bize su çekiverdiğin için sana bir ücret ödemek istiyor” dedi. Musa ona bakmaktan çekinerek, “Sen arkamdan gel, çünkü ben İbrani bir adamım, hanımlara arkalarından bakmam. Yolun sağına mı soluna mı gidileceğini sen bana söylersin” dedi. Mûsâ, Şuayb’ın (as) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şuayb (as), “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi. Kızlardan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhalde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” dedi. (Kasas, 28/21-26) İşte kızın, Musa (as) hakkında daha ilk anda gördüğü ve anladığı, onun “emin ve güvenilir” bir kimse olduğudur.

İnsanların kendisinden emin olduğu, güven duyduğu kişinin Cennet’e girişi neredeyse o katiyettedir denilebilir. Çünkü Efendimiz (ﷺ) böyle bir insanın Cennet’e giriş katiyetini bizlere, Ebu Said el-Hudrî’nin rivayetine göre şöyle haber vermektedir:

— “Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da bir kötülük gelmeyeceği hususunda kendisine güven duyarsa bu kişi cennete girdi demektir.

Bunun üzerine bir sahabi:

— “Ey Allah’ın Resulü! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da:

— “Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!” buyurdu.[3]

Bu hadîs-i şeriften, kendisine güven duyulma ahlakını kalp ve ruhunun derinliklerine yerleştirebilmiş, bu ahlakı ile doğru orantılı bir şekilde de çevresindeki insanların kendisinden hep hayır umduğu bir insanın “en hayırlılar” kategorisinde yer alabileceği anlaşılmaktadır.

Huzeyfe b. Yeman naklediyor: “Hz. Peygamber (ﷺ), bize iki söz söylemişti. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini ise bekliyorum. Buyurmuştu ki:

‘Emanet (din, adalet duyguları), insanların kalplerinin derinliklerine (yaratılışlarında, fıtri meyiller olarak) konmuştur. Sonra (insanlar kalplerine konmuş olan bu fitri temayüllerin) Kur’an ve hadiste teyidini buldular.’

Resülullah (ﷺ) bize bu emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve buyurdu ki:

‘Kişi uykudaymış gibi farkında olmadan kalbinden emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır. Sonra ikinci sefer, yine uykudaymışçasına, kişi farkında olmadan kalbindeki emanet duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da kalpte kabarcık izi gibi bir izi kalır. Yani şöyle ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını yuvarlayacak olsan, değdiği yerleri (nasır bağlamış gibi) kabarmış görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey yoktur. (Emanet bu şekilde peyderpey azalmaya devam eder, o hale gelinir ki artık) alışverişe giden insanlarda emanet (güven, itimat, emin olma) tamamen kaybolur. Hatta dürüstler ‘Falan kimseler dürüst insanmış’ diye parmakla gösterilirler. Bazen de kalbinde zerre miktar iman olmayan bir kimsenin ‘ne civanmert ne kibar ne akıllı’ diye övüldüğü olur.’[4]

Ebu Hüreyre’nin (ra) rivayeti ile bir başka hadis-i şeriflerinde ise güven duyulma ahlâkını şu şekilde tarif etmektedirler:

Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu, mümin de insanların malları ve canları hususunda kendisine güvendiği kişidir.[5]

Kendisine güvenilmeyen bir insanla, dostluk ve ticari ilişki kurulamaz. Güvensiz kimselerin toplum içerisindeki saygınlığı zedelenir, dostlarının sayısı azalır, işi ve ticari ilişkileri bozulur. Bu nedenle iş, ticaret ve toplum hayatında güven duygusu çok önemlidir. Birbirine güven duymayan toplumlarda huzur ve asayiş sarsılır ve insani ilişkiler bozulur.

Enes b. Malik’ten (ra) rivayet edilen şu hadis-i şerif emin olunma ahlâkını ne güzel ifade ediyor:

Kişinin imanı doğru olmaz kalbi doğru olmadıkça. Kalbi doğru olmaz dili doğruları söylemedikçe. Kişi cennete giremez komşusu kötülüğünden emin olmadıkça.[6]

Ebu Hüreyre’nin (ra) emin olunma ahlâkı ile ilgili rivayet ettiği diğer bir hadis-i şerîfte ise Efendimiz (ﷺ) şöyle buyurmaktadır:

Komşularına (çevresine) şerrinden emin olunamayan kişi, cennete giremez.”[7]

Ancak kötülük planlayıp kötülüğünü icraya kalkışan, çevresindeki insanların kendisine güvenmediği ve davranışlarından emin olamadığı insanların da “en şerliler” kategorisinde yer alacağını Efendimiz (ﷺ) şu şekilde haber vermektedir.

Ebu Hüreyre’den rivayet olunduğuna göre Resülullah (ﷺ) bir gün oturmakta olan ashabının yanına vardı ve şöyle buyurdular:

— “Size en hayırlılarınız ve en şerlilerinizin kim olduklarını haber vereyim mi?

Sahabi topluluğu sükût ettiler. Efendimiz (ﷺ) bu sözünü üç kere tekrar ettiler. Bunun üzerine bir sahabi:

— “Evet, Ya Resulallah, en hayırlılarımız ve en şerlilerimizin kim olduklarını haber veriniz!” dediler. Resülullah (ﷺ) şöyle buyurdular:

— “En hayırlılarınız, kendisinden hayır umulan ve kötülüğünün dokunmayacağı hususunda emin olunan kimsedir. En kötüleriniz de kendisinden iyilik ümit edilmeyen ve kötülüğünden de emin olunamayan kimselerdir.[8]

Çevresine güven ve itimat telkin eden, bunu iç mahiyetinde güzel bir ahlak haline getiren insanın, Allâh’a (cc) yönelişinde de bu güven duygusunun ne derece gerekli bir unsur olduğu şimdi aktaracağımız hadîs-i şeriften anlaşılmaktadır.

Ebu Hüreyre’den rivayet olunduğuna göre Resülullah (ﷺ) buyurdular ki:

Allah’a (ﷻ) duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah (cc) (bu inançla olmayan, yani güven duyulmaksızın ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez.[9]

Başkalarının kendisinden emin olması ve güven duyması özellikle ticaretle uğraşanlar için ayrı bir önem arz etmektedir. Bu kişiler, şayet ticaretlerinde dürüst, emin kimseler olarak ticaret yaparlarsa bu onların aynı zamanda kurtuluşlarının da garantisi gibidir.

Ebu Said el-Hudrî’nin rivayetine göre Resülullah (ﷺ) şöyle buyurmuştur:

Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salihlerle beraberdir.[10]

Bu hadîs-i şerifte yer alan kurtuluş ehli hemen hemen benzer kelimelerle âyet-i kerimede şu şekilde geçmektedir:

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحٖينَ وَحَسُنَ اُولٰئِكَ رَفٖيقًا ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَلٖيمًا

 “Kim Allah’a (ﷻ) ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır. Bu lütuf Allah’tandır (ﷻ). Hakkıyla bilen olarak Allah (ﷻ) yeter.” (Nisa, 4/69-70)

Sonuç

İmanın kemâli ve İslâm’ın güzelliği güven, itimat ve emin olma ahlâkı ile daha belirgin bir hale gelir. Yer ve gökler bu yüksek ahlâk umdeleri ile dengede ve ayaktadır dense sezâdır. Dinin mihveri ve Rabbü’l-âlemînin insanı sınama vesilelerinden birisidir.

Güven, itimat ve emin olma; dini, ırzı, malı, bedeni, ruhu, aklı, maarifi, adaleti, hukuku vb. korumada en önemli dinamiklerden birisidir. Emin ve güvenilir bir insanı hem Hak hem de halk sever.

Allâh’ın (cc), mümin kullarını vasıflandırırken, nazarlarımıza verdiği en temel ahlâki özellik “emanet” sıfatıdır. Kendisinde bu ahlâkî özelliklerin yaygın olduğu bir toplumda hayır ve bereket meydana gelir.

Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden kalplerimizde güven, itimat ve emin olma ahlâkını geliştirmesini diler, mesavi-i ahlâktan muhafaza buyurmasını temenni ederiz.


[1] Buhari, Tefsir, 111 (4971, 4972).

[2] Yahya İbn Adî, Tehzîbu’l-Ahlâk, (Çeviren: Harun Kuşlu), Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul-2013, s. 26.

[3] Tirmizi, Kıyamet, 60 (2520).

[4] Buhari, Rikak, 35 (6497); Fiten, 13 (7086).

[5] Tirmizi, İman, 12 (2627); Buhari, İman, 4 (10); Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/163 (6515).

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/198 (13079).

[7] Müslim, İman, 18 (73).

[8] Tirmizi, Fiten, 76 (2263).

[9] Tirmizi, Daavat, 66 (3479).

[10] Tirmizi, Büyu, 4 (1209); İbnu Mace, Ticarat, 1 (2139).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s