Duyarlı Çocuklar ve Eğitimleri

Musa Kâzım GÜLÇÜR

15 Nisan/2019

İçindekiler

Giriş 1

1. Duyarlı Çocuklar ve Eğitimleri 1

2. Ebeveynler Nasıl Yardımcı Olabilirler? 3

3. Çocukluğun Kayboluşu 3

4. Ebeveynlerin Kendilerini Büyütmeleri 5

5. Yetişkinlerde Ergenlik Çağından Kalan Çözümlenmemiş Problemler 6

6. Bazı Ebeveynlik Kalıpları 7

a. Dar Görüşlü Ebeveynlik 7

b. Açık Görüşlü Ebeveynler ve Uzun Vadeli Sonuçlar 9

c. Bireyselleşme Konusunda Ebeveynlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar 10

7. İletişimdeki Hataları Düzeltme 11

8. Sadece ‘Hayır’ Demek 12

Sonuç 12

Giriş

Aşırı duyarlı bir çocuğu yetiştirmek kolay değildir. Böyle bir çocuğun ilk hareketine hemen bir tepki vermek ve sonunda, maalesef kendinizi ve çocuğunuzu daha derin bir çukura gömmek çok kolaydır. Bu şekildeki aileler, çocukları için empati besleyebilir, yani onları anlamaya çalışmış olabilirler. Fakat onlara sınır koymakta veya onlara yine belli düzenlemelerle, içinde rahatça at koşturabilecekleri bir ortam meydana getirmekte temel disiplinleri eksik olabilir. Böyle olunca, empati dolu olmalarına karşın katı ve aşırı disiplinli davranabilirler. Ancak bir ebeveyn eğer ‘iyi’ ise, daha verici, daha anlayışlı ve daha sabırlı olmasını da bilmelidir.

1. Duyarlı Çocuklar ve Eğitimleri

Bir ailenin ‘hoşgörüyü’ veya daha farklı olarak ‘aşırı korumacılığı’ ön plana aldığını varsayalım. Böyle bir anne mesela, kızgın ve ağlayan yedi aylık bebeğini sakinleştirmek için kucaklar, ona meyve suyu veya bazı oyuncaklar sunar. Bebeği yere bırakırlarsa, onun yeniden gözyaşlarına boğulacağından korkarak, sürekli sırtında taşır. Duyarlı, üç yaşındaki bir çocuğun ebeveyni, yatağa koymakta güçlük çekerek onunla saatlerce oynar, sırtını sıvazlar. Arkadaşı tarafından dışlanmış ve dolayısıyla tedirgin olmuş sekiz yaşındaki bir çocuk için ebeveynler, onunla oynayacak diğer çocukları aramakla meşguldürler. On bir yaşında bir çocuk, o gece için verilen ev ödevinin çokluğundan şikâyet ettiği zaman, ebeveynleri araya girip onun ödevinin bir kısmını veya tamamını yaptıkları gibi, bir de öğretmene telefon edip onun niçin bu kadar yüklü ev ödevi verdiğinden şikâyet ederler.

Ancak bu tür ebeveynler, çocuklarına, olduklarından daha ‘yetersiz’ veya ‘bağımlı’ olmalarından başka bir şey öğretmezler. Sonuç olarak çocuk, daha şikayetçi bir şekilde benzer diğer olaylara aynı tepkiyi vermeye devam eder. İşte tam da bu noktaya varıldığında, kendilerini çocuklarının bütün eksiklerini ve hatalarını onarmaya vakfetmiş ebeveynler, sevecen ve koruyucu davranışlarını yitirir ve bu davranışlar, yerlerini hiddet ve sabırsızlığa bırakır. Hiç şüphesiz onların niyetleri ve o denli anlayışlı davranmalarının sebebi, çocuklarının ‘daha iyi’ olması idi. Ancak, bu şekilde davranıldıklarından dolayı, kızları ya da oğulları kendilerini böyle ‘daha iyi’ hissetmemektedir. Sonrası malum, sabırları tükenen ebeveynler çocuğa sürekli bağırmaya ve hatta sırtına bir-iki vurmaya başlayabilir ve onun yaptığı-söylediği her şeye sinirli sinirli cevap verebilirler. Bazı ebeveynler ise bu tür durumlarda kızmak yerine kendilerini geri çeker, çocukla daha az iletişimde bulunur, daha az oynarlar. Mamafih bu davranış tarzı da aynı sonucu verir. Sonunda bütün devir yeniden başlar. Bezgin ebeveynler kızgınlıklarını sahnelemeden önce, çocuğa aşırı anlayış ve koruyuculuk gösterir, daha sonra da sabırları tükenir.

Bazen ebeveynler –bilmeksizin- rollerini ikiye bölerler. Ebeveynlerden biri, -genellikle anne- daha anlayışlı ise diğeri: “Bu problemi ancak bu şekilde yok edebilirim” düşüncesi ile, hiddetli ve hatta küstahça davranabilir. Bir taraftan baba bağırırken, diğer taraftan anne de şimdi gerçekten incinebilir durumdaki küçük bebeği için üzülür. Bazen de roller değişir. Anne kızgın ve düş kırıklığına uğramıştır, baba ise koruyucudur. Her iki ebeveynin davranışları kendi hesaplarına sürekli olmasına karşın, çocuk, ebeveynlerinin farklı yaklaşımlarının farkındadır. Eğer ailede bir imtizaçsızlık söz konusu ise, bu iki farklı yönlere gidiş-gelişler daha şiddetli de olabilirler. Zira, bu uyumsuzluk sebebiyle ebeveynlerden biri kendini daha suçlu hissedebilir ve dolayısıyla daha hoşgörülü davranabilir. Buna karşılık diğeri, eşini, çocuğu şımartıyor olmakla itham ederek kızgınlık sergiler. Bu şekilde düşünen ebeveynler, çocuğu daha fazla cezalandırma yoluna giderler. Ona rahatlıkla bağırdıkları gibi, bazen fizikî olarak da sertlik gösterebilirler. Çocuğu gereğinden fazla sert ve samimiyetsiz, hatta kaba bir şekilde kucaklar veya “çabuk buraya gel… yoksa…” gibi emirler yağdırabilirler. Adaleleri güçlü bir çocuk bu kaba kavrayışı hissetse bile, incitilmiş olma duygusunun kolaylıkla üstesinden gelebilir. Fakat, nispeten daha duyarlı bir çocuk için bu samimiyetsiz tutum, ona iğrenme hissi verebilir.

‘Hiddet’ ve çocuğu ‘gereğinden fazla koruma’ gel-gitleri, durumu daha da kötüleştirir. Ebeveynlerinin tutarsızlığıyla bağdaşma gayretinde olan çocuk, kendini ‘sıkıntılı’ ve ‘güvencesiz’ hisseder. Bu, çevresindeki dünyanın ne denli şaşırtıcı olduğunun sanki başka bir ispatıdır. Bir an kendisine titizlik gösterilmekte ve nazikçe dokunulmakta, ama diğer bir an ise kaba sözler söylenilmekte veya hiç ilgi gösterilmemektedir. Bu durum karşısında çocuk, kendini ya geri çekecek veya daha da isyan edecektir.

2. Ebeveynler Nasıl Yardımcı Olabilirler?

Ebeveynler, böyle bir durumda, çocuklarına nasıl yardım edebilirler? Çocuk, oldukça yetenekli ve zeki olabilir. Ama duygularını bütünüyle kontrol edemiyorsa, böyle bir çocuğun ailesi, adeta bir takım ruhu ile hareket etmek zorundadır. Kanaatimizce, şu dört temel öğeye dayanan bir ebeveynlik atmosferi, bazı problemleri çözücü mahiyette olabilir:

Empati, (Kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyarak meselelere öyle çözüm bulmaya çalışma)

Ortak kurallar belirleme ve sınırlandırmalara gitme,

Ebeveynlik inisiyatifini artırma,

Çocuğun kendine bakışını ve bu hususta gözlem yapabilmesine yardımcı olma, onu cesaretlendirme. Yani, çocuğun kendi hislerinin üzerinde önemle durabilmesi, onları ayrıntılarıyla açıklayabilmesi ve bu konuda bilinçli olabilmesini sağlamaya yardım etme.

3. Çocukluğun Kayboluşu

“Çocukluğun kayboluşu” diyebileceğimiz bir süreç yaşanıyor. Özellikle 90’lı yıllardan itibaren, çocuğun gelişimi açısından koruyucu mekanların büyük ölçüde kalktığı söylenebilir. Çocuklar sosyal, politik ve ekonomik karmaşıklıklara filtresiz bir şekilde terk edilmiş durumdalar. Tıpkı yetişkinler gibi bu karmaşıklıkları algılamak ve hazmetmek zorunda bırakılmaktalar. “Çocukluğun kayboluşu” tezi, yapılan araştırmalarla da desteklenmiştir. Yetişkinlerde teşhis edilen sağlık bozukluklarına, artık çocuklarda ve gençlerde de rastlanıyor olması bunun en açık delilidir. Eskiden çocuk hastalıkları olarak kızamık ve kabakulak bilinirken, bugün çocuklarda yorgunluk, sinirlilik, kasvet, nefes yollarında ve hazım organlarında rahatsızlık ve erken uyuyamama gibi problemlere daha sık rastlanmaktadır. Bu rahatsızlıkların çoğu psikosomatik olarak tanımlanabilir. Çünkü çoğu zaman yorgunluk ve sinirlilik gibi durumların, çocuğa fazla yüklenilmiş olma, çocuktaki yalnızlık, korku ve endişe gibi duygularla bağlantılı olduğu tespit edilmiştir.

Çocuklar, yetişkinlerin belirlemiş olduğu korku ve dehşet uyandıran bir çevreye tepki gösteriyorlar. Çünkü bu çevre, onların bağışıklık sistemine saldırıyor. Reyting amaçlı ya da sadece ilgi çekeceği tahmin edilen facia, kaza, hastalık ve savaş haberleri, önlem alınmazsa çocuklarımızın dünyasını örselemeye devam ediyor. Televizyon sadece yere ya da binaya çakılmış bir jumbo jeti gösterir. Ama havaalanına inen on binlerin sevincini aksettirmez. Ayrıca medya, haberleri oldukça duygusuz, hissiz bir şekilde vermeye çalışır. Eğer çocuğunuz günde bir saatten fazla televizyon seyrediyor, çoğu zaman ortada bir sebep yokken mızmızlık yapıyor ya da ağlıyor, haberlerde dinlediği bilgilere uygun oyunlar oynuyor ve korkmaya başlıyorsa artık günlük hayatınızda bazı şeyleri değiştirmenin zamanı gelmiş demektir. Kanaatimizce, üç yaşından küçükler hiç televizyon seyretmemeli, üç ila altı yaş arasındaki çocuklar ise günde en çok otuz dakika seyretmelidir.

Hayat, çocuğa çoğunlukla karmaşık göründüğü için, bu güç şartlarda kendisini anlaması ve duygularının kaosundan olumlu bir anlam çıkartması için ona imkanlar oluşturmamız gerekir. Önce iç dünyasında ve sonra da hayatında bir düzen kurabilmesi için, çocuğun, çevresinden maruf ve müspet fikirler almaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple çocuğun, iyi bir dini-ahlaki eğitim alması oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Günümüzde, böyle bir ihtiyacın altını çizmeye neredeyse hiç gerek yoktur. Dini-ahlâkî eğitim, soyut ahlaki düşünceleri dil ile ifadeden daha çok, doğru olanın gözle görülmesi ve bu yüzden anlamlı bulunması ile, yani ancak temsil ile oluşabilecektir.

Toplumdaki ahlaki yapı ve değer yargılarının etkinliği azaldıkça, çocuklarımızın güvenilir ve tutarlı bir aileye duydukları ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu manada yetişkinlere düşen görev ise dürüstlük, özgüven, bağlılık, saygı, disiplin ve sorumluluklarını taşıyabilecek birey olabilme gibi değerleri çocuklarına sunmalarıdır. Mesela saygının çift yönlü işlenmesi sağlanmalıdır. Gerçekten zaman zaman çocuklarımıza çok kötü davranıyor, diğer insanlara gösterdiğimiz saygının bazen onda birini bile kendi çocuklarımızdan esirgiyoruz. Çocuklarımızdan özür dilemek bile ne kadar zordur! Onlarla aramızdaki iletişimin sağlamlaştırılması ve bize güven duymaları açısından tutarlı davranışlar sergilememiz oldukça önemlidir.

İster ebeveyn, isterse bir öğretmen olun, çocukla yapacağınız ilk şey, onunla konuşarak uyum sağlamaktır. Bu, çocuğun disiplini söz konusu olduğunda da geçerlidir. Bunu bilmeyen anne-babalar, çocuklarını azarlama, öfke ile muamele etme vb. davranışları ile çoğu zaman istemeden de olsa öğretmek istedikleri şeyin tam zıddını öğretmiş olurlar. Ya da güzel davranışları ödüllendirmeyerek kösteklemiş, kötü davranışları da cezalandırarak negatif ilgi diyebileceğimiz bir tutum ile, bilmeyerek çocuklarının menfi hareketlerini desteklemiş olurlar. Pek çok disiplin yöntemi özellikle on üç, on dokuz yaş arası gençler üzerinde etkisiz kalırken, sözleşme yönteminin daha etkili olduğu görülmektedir. Çünkü gençler, sözleşmenin, yetişkinlere özgü ciddiyetinden hoşlanırlar ve anne-babaları ile eşit şartlar altında görünmek onları daha mutlu ve huzurlu kılar.

4. Ebeveynlerin Kendilerini Büyütmeleri

Büyüme sürecinin bir bölümü çocuklara başarılı yetişkinler olmayı öğretmektir. Başarılı bir yetişkin, parayı idare etmeyi bilen, problemleri çözebilen, hatalarından ders alan, uzlaşma becerileri olan, diğer insanları dinlemeyi bilen, başkalarına saygı duyan ve başkalarıyla beraber çalışabilen kişidir. Ebeveynler olarak en fazla arzu ettiğimiz husus şudur: Çocuklarımızı, kim olduklarını ne hissettiklerini ne istediklerini ve istedikleri şeyleri başkalarına zarar vermeden nasıl elde edebileceklerini bilen insanlar olarak yetiştirebilmek.

Her ne kadar ergen gençler, başarılı yetişkinler olabilmeye ihtiyaç duysalar da biz onlara genellikle pek destek olmayız. Ergenlik çağındaki çocuklar, küçük yaştaki çocuklara yaptığınızdan daha farklı bir rehberliğe ihtiyaç duyarlar. Biz onlara bu rehberliği yapmak yerine genellikle onları amaçsızca kontrol altına almaya çalışır ve başarılı yetişkinler olmalarına engel oluruz. Bunu yaparız, zira bireyleşme sürecinin önemini anlamayız.

Hemen her ergen gencimiz, ebeveynlerinin ve çevresinin olumlu, makul ve yüksek bir hedefe irtibatlı olarak, bu önemli süreçten bütün potansiyelini kullanabilen, kendini gerçekleştirmiş bir insani varlık olarak çıkabilmelidir.

Çoğumuz, ergenlik çağında tam anlamıyla bütün insani kabiliyetlerini ortaya çıkarıp, başkalarına yardımı dokunan insanlar olmak ve kendi özgün potansiyelimizi oluşturmak için tam bir destek görmemişizdir. Belki de bunun yerine, onay bağımlısı veya isyankâr ve böylece bu zamanlardan kalan çözümlenmemiş problemleri olan bireyler olmuşuzdur. Ancak şurasını unutmamamız gerekir ki, kendi ergenlik çağımızdan kalan problemlerimizi çözmeden, çocuklarımızı etkin bir şekilde eğitebilmemiz hemen hemen imkansızdır.

Çocuklarınızı daha faydalı bir şekilde destekleyebilmeniz için, burada size kendi problemlerinizi keşfetme ve bu problemlerle başa çıkma konusunda az da olsa yardımcı olmaya çalışacağız. Çünkü bu konu esas itibarı ile “yetişkinlerin eğitimi” konusu olup ayrı bir çalışmayı gerektirmektedir.

5. Yetişkinlerde Ergenlik Çağından Kalan Çözümlenmemiş Problemler

Ergenlik çağındaki bir çocuğu yetiştirmek, bu süreç içerisinde genellikle kendi ergenlik çağımıza ait çözümlenmemiş problemlerimizi de su yüzüne çıkartır. Bu problemler, bilinçaltınızda kalmış olsa da çocuğunuza ebeveynlik etme şeklinizi etkilemektedir. Ergenlik çağına çocuklarımızla girmek, bize bu problemlerden bazılarını çözme imkânı verir. Böyle yaparak aynı zamanda daha etkin ebeveynler olabilme ihtimalini de yakalamış oluruz.

Ergenlik çağımızdan beri taşıdığımız ağır problemler, dolu dolu ve verimli hayatlar yaşamamıza engel olur. Bu yük, ayrıca çocuklarımızla etkin bir şekilde ilgilenmemize de engel olur. Bu değerli yılları, çocuklarımızla geriye bakabilmek, yani aynı zamanda kendi problemlerimizi da anlayabilmek için kullanır ve içimizdeki çocuğa tekrar ebeveynlik yapabilirsek zamanı iyi bir şekilde değerlendirmiş oluruz. Sadece kendimizi iyi hissetmekle kalmaz, çocuklarımızın da bu durumdan azami bir şekilde faydalanmasını sağlamış oluruz. Mesela, çocukluk deneyimlerimizi paylaşmak ve kendi çocuklarımızla aramızda olan bitenleri tekrar gözden geçirmek, ebeveyn ve çocuk arasında daha büyük bir arkadaşlık ve sevecenlik meydana getirecektir.

Ergenlik yılları, özellikle erkek çocuklar ve aileleri için biraz zor gibi görünse de buna rağmen harika, canlı ve dopdolu bir dönem olarak da geçirilebilir. Erkek çocuk zihin ve his dünyasını genişlettiği zaman, anne-babası oğullarıyla olan ilişkilerinin yeni bir biçimde, büyüleyici ve doyurucu bir durum aldığını keşfetmektedirler. Delikanlı, artık anne-babasının görüşlerini bazı yeni yönlere doğru eyleme geçirebilecek değerde, insanlar, toplum ve dünya üzerine, kendisine ait orijinal düşünceleri rahatça dile getirmeye başlar. Anne-babasının, kendisini izlemelerini gerçekten sevindirici bulmakta, spordan çevre gönüllülüğüne, akademik çalışmalardan sanattaki başarılara herhangi bir etkinliğin içinde yer alabilmektedir. Erkek çocuk anne-babasını şaşırtacak bir gurur ve saygı atılımıyla bazı uğraşlarda gerçekten ön plana çıkabilir.

Ergenliği süresince delikanlı, dünyaya kişisel katkıda bulunmaya başlar. Anne-babası oğullarına, arkadaşları, öğretmenleri ve toplumun diğer bireyleri tarafından gerçekten değer verildiğini öğrenirler. Daha önceki yıllarda yaptığınız anne-babalığın elle tutulur sonuçları, kendini özellikle çocuklarınızın ergenlik dönemi boyunca göstermeye başlar. Oluşmasına yardım ettiğiniz erkeğin siluetini görmeye başlarsınız. Delikanlı da bir birey olduğunu ve yalnızca ailenin değil, toplumun üyesi olduğu için kendisine değer verildiğini anladığında, ergenliği süresince yeni bir özsaygı duygusu hissedebilir.

6. Bazı Ebeveynlik Kalıpları

Büyüme sürecinin bir bölümü çocuklara başarılı yetişkinler olmayı öğretmektir. Başarılı bir yetişkin, dini, ahlâki hayatı mazbut, problemleri çözebilen, hatalarından ders alan, uzlaşma becerileri olan, diğer insanları dinlemeyi bilen, başkalarına saygı duyan ve başkalarıyla beraber çalışabilen kişidir. Ancak, ebeveynlerin bazıları, belli birtakım kalıplar içerisinde hareket ettikleri izlenimi uyandırmaktadırlar. Bu sebeple, aşağıda uygulanmakta olduğunu düşündüğümüz olumsuz (dar görüşlü) ve olumlu (uzun vadeli sonuçlar) temel ebeveynlik kalıplarının bir kısmına işaret etmek istiyoruz.

a. Dar Görüşlü Ebeveynlik

Ergenlik çağındaki çocuklara en sık uygulanan ebeveynlik yöntemleri ceza, baskı, ders verme, ayrıcalıklarını ellerinden alma gibi yollarla kontrolü elden bırakmamak ya da düş kırıklığı ve çaresizlik içinde kalıp pes etmek, kısaca ya otoriter olmak ya da göz yummaktır. Bunu dar görüşlü ebeveynlik olarak adlandırıyoruz.

Dar görüşlü ebeveynlik gelişim sürecini kısıtlar. Böyle ebeveynler çocuklarının davranışlarını kontrol eder görünen, hemen etki gösterecek çözümler ararlar. Uzun vadeli ama olumlu sonuçları veya hedefleri göz önüne almazlar. Çoğu zaman, dar görüşlü ebeveynlik kısa vadeli olmakla birlikte, yine de sonuç alır. Baskı yapma veya ayrıcalıklarını elinden alma, çocuklarınızın problem çıkaran davranışlarından kısa süreli olsa da kurtulmanızı sağlar. Ödevlerini yapması konusunda baskı yapılan bir çocuk, bir süre için ödevini yapacaktır; fakat ne pahasına? Bunun uzun vadeli sonuçları ise, isyankârlık ya da özsaygının azalmasıdır.

Dar görüşlü ebeveynliğin diğer ucunda yer alan göz yumma tutumunda ise, başlarımızı kuma gömer ve problemin kaybolmasını bekleriz. Uzun vadeli olumlu sonuçlar için makul ve maruf tecrübeler kazandırmayı düşünmeyiz bile. Uzun vadeli olumlu sonuçlara biraz sonra değineceğiz. Şimdi, dar görüşlü ebeveynlik kalıplarından bazılarını incelemeye çalışalım:

Kontrol Etmek: Ceza veya ders verme yoluyla kontrolü ele almaya çalışmak, ebeveynlere görevlerini yaptıklarını hissettirir. Bu en çok görülen dar görüşlü ebeveynlik yöntemidir. Halbuki, gençlerin elinden bütün güçleri alınırsa hata yapma, bu hatalardan ders alma, sınırlarını bulma ve sınır koyma imkanını çoğunlukla kaçırırlar. Birçok ergen genç, ailelerinin biraz olsun anlayış göstermesini sağlayıp huzurlu olabilmek için, bu tür kontrole karşı sürekli isyan eder.

Pes Etmek: Pes etmek, diğer bir dar görüşlü ebeveynlik yöntemidir. Ebeveynler çocuklarını kontrol etme yerine, davranışlarının kendiliğinden düzeleceği umuduyla onları görmezden gelmeye çalışırlar. Ama bu davranışlar genellikle, kendiliğinden düzelmez. Birçok ergenlik çağındaki çocuk, kararlarında yalnız bırakılmak istese de gerçekte temel rehberliklere ihtiyaç duyar ve bunları ister. Sizi bazen istemiyormuş gibi davranırlar. Ama, kendi başlarına bıraktığınızda, bu defa da kendilerini terk edilmiş hissederler.

İhmal Etmek: İhmal bir başka dar görüşlü ebeveynlik yöntemidir. Birçok biçimde görülse de daha çok ihmalkarlık, soğukluk, hissî bakımdan ulaşılmaz olma, iletişim eksikliği, bilgisizlik veya yanlış yönlendirilmiş inançlar sebebiyle ortaya çıkar. Bazen ihmalkarlığın, bir çocuğun fizikî, hissî veya ruh sağlığına tamamen kayıtsız olmak gibi çok ciddi biçimleri bile ortaya çıkabilir.

Ergenlerin, özellikle ergen erkeklerin, ailelerinden ayrılmaya ihtiyaçları olduğu veya bunu istedikleri, bize birçok kez öğretilmiş olsa bile, bu da erkek çocuklarla ilgili bir başka tehlikeli söylencedir. Aslında erkek çocuklarımızın çoğunluğu anne-babaları, genişletilmiş ailesi, öğretmenleri ve hocaları/din adamlarının kendileri için burada olmalarına, değişmez durumlarına ama yine de esneklik göstermelerine, böylece yaşayan bir sevgi duvarı oluşturmalarına ihtiyaç duyarlar. Bütün istedikleri de kendilerine ait birey olmaktır. Böylece, sevecen ilişkiler ve daha olgun bir benlik oluşmaktadır; psikolojik göbek bağını kesmek yerine gererek uzatmak sağlıklı erkek ergenliği için gerekli olan bir şeydir.

Aşırı Derecede Korumak ve Kurtarmak: Bir başka dar görüşlü ebeveynlik yöntemi olan aşırı derecede korumak veya kurtarmak, ebeveynlere görevlerini yaptıklarını hissettirir. Çünkü çocuklarını acı çekmekten korurlar veya kurtarırlar. Buna karşın bu dar görüşlü ebeveynlik biçimi, çocuklarının kendilerine güvenmelerini sağlayacak zihnî ve hissî gelişimlerinden mahrum bırakır.

b. Açık Görüşlü Ebeveynler ve Uzun Vadeli Sonuçlar

Birçok ebeveyn, aşağıda belirtmeye çalışacağımız uzun vadeli hedefleri ihtiva eden özellikleri paylaşma konusunda, kendilerini ne kadar rahat hissederlerse, çocuklarının zihni ve manevi gelişimlerinin de o derece rahat olacağı konusunda ümitli olabilirler. Dolayısıyla aşağıdaki bazı tanımları ve bu tanımların anlamlarını uzun vadeli sonuçlar açısından okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz:

Cesaret: Olaylar zorlaştığında, çocuğunuzun bu zorluklara karşı durabileceğini ve isterse başarabileceğini ve yapabileceğini bilecek kadar güvenmek.

Sorumluluk: Çocuğunuzun, hatalardan ders alabileceğini, aldığı bu ders doğrultusunda yeniden başarmaya çalışabileceğini bilmek. Ebeveynler çoğunlukla çocuklarına ders alma ve ayarlama yapma imkânı vermeden cezalandırarak, çocuklarına ait hataların sorumluluğunu bu şekilde üstlerine almak eğilimindedirler. Çocuklarımız bir hata yaptıklarında: “Bir hata yaptın. Bundan ne öğrenebileceğimizi ve bir dahaki sefere nasıl daha farklı davranabileceğimizi düşünelim,” demek yerine “Bir hata yaptın. Seni bu durumda affetmem çok zor” deriz ya da böyle bir tavır alırız.

İş birliği: Başkalarıyla anlaşabilmek. Birçok kere farkında olmadan, çocuklarımızın başkalarıyla anlaşmayı öğrenme imkanlarını ellerinden alırız. Çocuklarımızın kendilerinin bir çözüm yolu bulmasına izin vermek yerine, hangi işin uygun olduğunu belirlemek konusunda ısrar ederiz.

Öz değer: Kendi düşünceleri ve duygularını bilmek, kabul etmek ve bunlara değer vermek. Başkalarıyla kendisi arasındaki farklılıkları yargılayıcı veya rekabet unsuru olarak görmek yerine bu farklılıklara saygı duymak ve değer vermek.

Kendine ve başkalarına saygı duyma: Topluma katkıda bulunmayı istemek ve olumlu bir biçimde önem taşıyabileceğini bilmek anlamında topluma yüksek ölçüde ilgi duymak.

Başarı: Bir fayda sağlayarak veya en azından başkalarına zarar vermeden hoşlandığı şeyleri yaparak, topluma katkıda bulunan bireyler olmak, mutlu olmak.

c. Bireyselleşme Konusunda Ebeveynlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar

Ebeveynler, aşağıda belirtilenleri yaparak normal büyüme sürecini engellerse, bireyleşme, sadece isyankarlığa dönüşür:

Bireyselleşme sürecini anlamazlarsa.

Bireyselleşme sürecini kendi kişiliklerine yönelik bir saldırı olarak algılarlarsa: “Bunu bana nasıl yaparsın?” örneğinde olduğu gibi.

Kendilerini suçlu hissederlerse: “Eğer daha iyi bir ebeveyn olsaydım, bu olmayacaktı.” şeklinde düşünmek gibi.

Ebeveynler çocuklarının yaptıkları hatalardan gereksiz bir şekilde korkar ya da endişe ederlerse.

Bireyselleşme sürecini, kontrol, ceza, aşırı sakınma veya önemsememe ile durdururlarsa.

Çocukların şu anki bazı yanlış davranışlarını ilerde de devam ettireceklerini düşünürlerse.

Bireyselleşme sürecine destek olmazlarsa.

Bir başka deyişle, ebeveynler yukarıda belirtilen davranışları sergilemezlerse, bireyselleşme açık isyankarlığa dönüşmez. Fakat birçok anne ve baba bunu yapamamaktadır. Öte yandan, ebeveynleri, bireyselleşmelerini desteklese de bazı çocukların isyan etmeleri gerektiğine inandığı da vuku bulmaktadır.

Ebeveynler için ergenlik çağındaki gelişme süreci o kadar korkutucu ve üzücüdür ki, bu süreci tersine çevirmek için genellikle ellerinden geleni yaparlar. Başardıklarında ise, çocukları ‘Ya aşırı derecede isyankâr ya da aşırı derecede uysal’ olacaktır. Aşırı derecede isyankâr olanlar, bütün enerjilerini, bireyleşme ve yeteneklerini geliştirme yerine gizlilik, güç çatışması ve suiistimal için kullanırlar. Aşırı derecede uysal olanlar ise, hayatlarını başkalarının beklentileri doğrultusunda yaşamaya çalışan ve hiçbir zaman bunu tamamen başaramayan, onay bağımlıları haline gelirler.

Uzun vadeli hedefleri olan ebeveynler, fıtri bireyleşmeyi daha başka önemli sebeplerden dolayı geciktirmezler. Ergenlik dönemindeki kişisel gelişim durdurulursa, çocuklar gelişimleri için doğal ve gerekli olan bazı şeyleri yapamamanın verdiği acının ve hayal kırıklığının etkisini hafifletebilmek için intihardan söz etme, madde bağımlılığı, okulu bırakma, evden kaçma gibi bazı uç noktalara yönelebilirler.

7. İletişimdeki Hataları Düzeltmek

Aşağıda, ebeveynlerin anlayış ve iletişimlerini geliştirmelerine yardımcı olacak anlayış biçimleri ve becerilerin kısa bir listesi verilmeye çalışılmıştır.

Kuralın “ifadesinden” çok “anlamına” geri dönün. Mesela, “beraber yemek yeme”nin anlamı, sevgi ve paylaşma duygularının yaşanmasıdır. “Sofranın başında ol, yoksa…” cümlesi ise sevgiyi ifade etmeyen bir kuralın ifadesidir.

Kendinize davranılmasını istediğiniz şekilde çocuklarınıza davranın. Onlara anlayış ve saygı gösterin. Bir hata yaptığınızda, birinin sizi aşağılamasını nasıl karşılardınız?

Sizin için neyin ve niçin önemli olduğunu paylaşın. Sevgi ve saygı mesajını verdiğinize emin olun.

Çocuklarınız için neyin, ne sebeple önemli olduğunu öğrenin.

Kurallara istisnalar yapmaya bazen istekli olun. Bu her şeye izin vermeyle aynı şey değildir.

Herkesin ihtiyaçları ve isteklerini karşılayacak bir düzen bulmak için aile toplantıları düzenleyin.

İletişim hatalarını düzeltmek için, tavrımızı korku, öfke, saygısızlık ve kontrol kavramlarından, sevgi ve anlayış kavramlarına doğru değiştirmemiz daha güzel sonuçlar verebilir. Bu şekilde, ebeveyn olarak uzun vadeli hedeflerimizi hatırlayabilir ve çocuklarımızın görüş açılarına olan ilgimiz, temel erdem ve yeteneklerine olan inancımızı gösterebiliriz. Kendimizi, çocuklarımızla aramızda uçurum meydana getirecek bir çatışma içinde bulursak, “Korkum ve öfkemle mi, sevgim ve güvenimle mi hareket ediyorum?” diye sorabiliriz.

8. Sadece ‘Hayır’ Demek

Ebeveynlerin, çocuklarının hayati önem taşıyan bilgi ve becerileri kazanmalarını cesaretlendirebilmek için birçok imkanları vardır. Bazı ebeveynler için, sadece ‘hayır’ demek önemlidir. Buna rağmen ‘hayır’ demekten korktukları ya da sadece ‘hayır’dan daha fazla şeyi, yani ders alma imkânı yerine savunma ve direnme meydana getirebilecek kelimeleri ve tutumu ekleyerek söyledikleri, kullandıkları cümlelerden dolayı sıklıkla bu imkânı kaçırmaktadırlar. Anahtar uygunluktur. Birçok durumda kendi yanımızda olmak ve maruf tecrübeleri öğretmek amacıyla ‘hayır’ demek uygundur. Problem ise nasıl ‘hayır’ denileceğidir.

Kontrol etmekten vazgeçmek, hiçbir zaman ‘hayır’ diyemeyeceğiniz anlamına gelmez. Çocuklarımızdan çok, kendi sınırlarımızı kontrol etmek söz konusu olduğunda da ‘hayır’ demek uygundur. Dolayısıyla kendimize ait problemlerimizi tanımak kadar yine kendimize ait sınırlarımızı bilmek ve gerektiğinde “hayır” diyebilmek de önemlidir.

Buna rağmen ebeveynler genellikle problemlerinin de farkında değildir. Kronik bir şekilde herkes tarafından ‘beğenilmek’ isteyen bir ebeveyn, reddedilme ve beğenilmeme korkusuyla kendi çocuklarına da ‘hayır’ demekten çekinecektir. Kontrol taraftarı olan bir ebeveyn ise, zayıf ve aşağılanmış olmaktan korkarak, çok sık ‘hayır’ diyecektir. Ender bir şekilde, ‘çocuklarımızın dünyasını anladığımız için’ veya ‘ebeveynliğe Cenab-ı Hakk’ın sunmuş olduğu ilhamla’ ‘hayır’ deriz. Kendi eksikliklerimizden kaynaklanan ‘hayır’lar ise, ‘isyankâr çocuklar’ veya ‘kendine güveni az onay düşkünleri’ meydana getirir. Başkaları için önemli olmak isteyen bir ebeveyn oldukça tutarsızdır. Çünkü ‘hayır’ demesinin altında o anki problem ve bu problemin çocuğa doğrudan etkileri yerine, başkalarının ne düşünebileceği endişesi vardır. Sırf kendi rahatını düşünen ebeveyn ise uygun olduğu durumlarda bile çocuklarına “hayır” demekten çekinmez.

Sonuç

Bir kısım ebeveynler nesle karşı alakasız, dolayısıyla sığ ve tutarsız çarelere başvuran kimseler durumundadırlar.

Bir kısım ebeveynler ise acaba yeni ve daha faydalı bir yaklaşım bulabilir miyim mülahazası ile gençliğin ıslahı ile alakalı her şeyi dikkatli bir şekilde gözden geçirmektedirler.

Ancak bu iki temel yaklaşım dışında kalanlar da vardır. Bu üçüncü gruptakiler ise sarkaç gibi hep dış muharriklerle hareket etmekte, günün fikriyatı nasılsa o tarafa meyledip, günübirlik ve faydasız yaklaşımlar içinde zamanlarını eritmektedirler.

Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden, bütün ailelerin nesillerini kendilerine göz aydınlıkları haline getirmeleri dilek ve temennilerimle…

Faydalanılan Kaynaklar:

Gisela Preuschoff, Çocukların İçindeki Korkular, Çev.: Özkan Schulze, Beyaz Yayınları, İst.-1998.

Jane Nelsen–Lynn Lott, Ergen Gençler İçin Pozitif Disiplin, Çev.: Bilge Öztürk, Beyaz Yayınları, İst.–2001.

Stanley I. Greenspan-Jacquelıne Salmon, Meydan Okuyan Çocuk, Çev.: Prof. Dr. İsmail Ersevim, Özgür Yayınevi, İst.-2003.

William Pollack, Harbi Delikanlılar, Çev.: Esra Özgen, Dharma Yay., İst.-2002.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s