Allâh’a (cc) Sığınma: İstiâze

Musa Kâzım GÜLÇÜR

20 Ekim/2019

İçindekiler

Giriş 1

Şeytandan Allâh’a Sığınma 2

Hadîs-i Şerîflerde Allâh’a (cc) Sığınma Duaları 4

Sonuç 6

Giriş

Allâh’a (cc) sığınma, literatürde “istiâze” kelimesi ile karşılanmakta ve “istenmeyen kötü durumlardan Allâh’a, O’nun havl ve kuvvetine sığınma, O’na dayanma” anlamlarına gelmektedir. “İstiâze”, her çeşit şer, kötülük ve şeytan vesvesesinden Allah’a yapılan bir sığınma ve dayanma anlamına gelen Kur’ani bir tabirdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Allâh’a, Rabbe ve Rahmân’a sığınma cümleleri bulunmakla birlikte; “bilgisizlik, görünen ve görünmeyen çirkinlikler, şeytan, zulüm, kibir, vurulma” vb. de Allâh’a sığınılan hususlar olarak zikredilmiştir.

İhlâs, Felak ve Nâs sureleri, Allah’a sığınma sureleridirler. “Allah’a sığındıranlar” anlamında bu üç sureye “muavvizât” sureleri de denmektedir. Resülullah (sas) yatağına yatacağı zaman, muavvizât surelerini (İhlâs, Felak ve Nâs) okuyarak ellerine üfler, onları vücuduna sürerdi.[1]

İstiaze, batıl ve doğru olmak üzere ikiye ayrılır. Batıl istiaze; cin, şeytan ve semavi varlıklara sığınmak ve onlardan yardım dilemektir. Hakiki ve doğru istiaze ise, sadece Allâh’a dayanmak ve her türlü yardımı sadece Allah’tan istemek ve ummaktır.

Kıraat imamlarının ve fakihlerin çoğuna göre istiaze cümlesi, (أَعُوذُ بالله مِنَ الشَّيْطانِ الرَّجِيم) euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm şeklindedir.

Ancak (أَعُوذُ بِاللَّهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِن الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ) euzü billahi’s-semîi’l-alîmi mine’ş-şeytani’r-racîm cümlesiyle kıraate başlamak da güzel görülmüştür.[2]

Şeytandan Allâh’a Sığınma

De ki: “O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir. O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlâs Suresi, 112/1-4)

(وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ)

“Her ne zaman şeytandan sana bir vesvese gelecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü o duaları işitip icabet eder ve her şeyi bilir.” (A’râf, 7/200)

Bu âyet-i kerimede, Allah’ın emirlerine ve rızasına aykırı tarafa götüren, içten içe dürten herhangi bir vesvese gelirse, müminin Allah’a sığınması, istiaze kalesine girmesi emrediliyor. İnanç esasları, ibadetler, haramlar, insanlara karşı davranışlar, hülasa insanın hayatında karşılaşacağı her türlü durumda vesveseye maruz kalınca Allah’a yönelmek, O’nun korumasına girmek önemlidir. Âyetin muhatabı zahiren Hz. Peygamber (sas) görünmekle beraber, aslında bu hitabı işiten bütün insanlardır.

(فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجٖيمِ)

“Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl, 16/98)

Bu âyet-i kerimede de Kur’ân-ı Kerîm okunacağı zaman, şeytanın insanın karşısına dikilerek, Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmekten, içindeki hükümlerle amel etmekten alıkoymak istemesine karşı Allah’a sığınılması emredilmektedir. Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınma, Allah’ın kitabının okunabilmesi için temel bir giriş niteliğindedir. İnsanı şeytani telkinlerden arındırır, onun duygularını samimi bir şekilde Allah’a yöneltir. Şeytanın temsil ettiği, pislik ve kötülük dünyasından herhangi bir şeyin onu meşgul etmesinin önüne geçer.

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطٖينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

“De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Müminûn, 23/97–98)

Yüce Allah, peygamberine ve müminlere şeytanın vesvese ve kışkırtmalarından kendisine sığınmalarını emretmektedir. Bu vesvese ve kışkırtmalar genel olarak insanın kendisine hâkim olamadığı gazap ve kızgınlık halleridir.

“İstihzâ, bilgisizlik, zulüm, zalimlerin şerri ya da daha genel manada kötülüklerden Allâh’a sığınma” ile ilgili bazı âyet-i kerîme mealleri ise şöyledir:

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ

“Hani Musa kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” demişlerdi. Musa, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.” (Bakara, 2/67)

İstihza, biriyle ince bir şekilde alay etme, eğlenme, maskaralığa alma demektir. Bu türden olumsuz davranışlarla bir insanın kendisini lüzumsuz bir şekilde meşgul etmesi, ancak cahillikten dolayı olur. Peygamberlik makamı ise hiçbir şekilde istihza yapmaya ve yapılmasına müsait değildir. İşte bu nedenle, Hz. Musa (as) kendisine nispet edilen husustan Allah’a sığınmış ve alay etmeyi cahillik ile özdeşleştirmiştir. Dinî meselelerle alay etme ise ilâhî cezalandırmayı gerektiren büyük günahlardan sayılmıştır.

(وَقَالَ مُوسٰى اِنّٖى عُذْتُ بِرَبّٖى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ)

“Musa şöyle dedi: Ben, âhirete, hesap gününe inanmayan her kibirli ve zorbadan benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.” (Mümin, 40/27)

Bu duası neticesinde Cenâb-ı Hak, bu ulü’l-azm peygamberini her türlü beladan korumuş ve gerekli emniyeti ona nasip etmiştir. Binâenaleyh bu ifade, şerleri ve afetleri defetmek için nazar-ı dikkate alınacak en güçlü yolun, Allah’a itimat edip dayanma ve O’nun korumasına güvenme olduğunu göstermektedir. Binâenaleyh bir Müslüman nasıl Kur’an okurken “euzü besmele” çekip Allah’a sığınmakta ve bu şekilde, dinini, imanını ve ihlasını, cinlerin ve şeytanların vesveselerinden korumakta ise, aynı şekilde karanlık ruhlu insanlardan da şu şekilde Allâh’a (cc) sığınmalıdır:

(اِنّٖى عُذْتُ بِرَبّٖى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ)

“Ben, âhirete, hesap gününe inanmayan her kibirli ve zorbadan benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.”

Böylece Allah (cc), onu insan şeytanlarının ve karanlık ruhlu bir takım kimselerin belalarından ve kötülüklerinden, aynı zamanda her türlü afetten muhafaza eder ve korktuklarından da emin kılar.

Hadîs-i Şerîflerde Allâh’a (cc) Sığınma Duaları

De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” (Felak Suresi, 113/1-5)

İstiâze konusu hadîs-i şerîflerde de geniş bir şekilde yer almıştır. “İşitme, görme, dil, uzak ve yakın şer, kabir ve cehennem azabı, hayat-memat ve mesîh u deccâl fitnesi, rüzgâr ve getirebileceği tehlikeler, kötü komşu, kıyamet günündeki yer darlığı, günah ve isyan, Allâh’ın öfkesi, üzüntü, dert, tembellik, cimrilik, korkaklık, borcun galebe çalması, nimetin zevali, nefsin ve şeytanın şerlerinden” Allâh’a sığınma Efendimiz (sas) tarafından emir ve tavsiye edilmiştir. Allâh’a (cc) sığınma dualarından bazılarını nakletmek istiyoruz:

“Şekel b. Humeyd (ra)’ten rivayet ediyor: Resülullah (sas)’in yanına vardım ve:

“Ey Allah’ın Peygamberi nelerden ve nasıl Allah’a sığınacağımı bana öğret” dedim. Elimi tuttu ve “Şöyle söyle” buyurdu:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ سَمْعِي وَمِنْ شَرِّ بَصَرِي وَمِنْ شَرِّ لِسَانِي وَمِنْ شَرِّ قَلْبِي وَمِنْ شَرِّ مَنِيِّي

“Allah’ım kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden Sana sığınırım.”[3]

Enes (ra)’in rivayetine göre Hz. Peygamber (sas) şöyle istiâze ederlerdi:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ وَالْهَرَمِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ

“Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”[4]

Enes’ten rivayete göre, Hz. Peygamber (sas) şu duayı okurlardı:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبَرَصِ، وَالْجُنُونِ، وَالْجُذَامِ، وَمِنْ سَيِّئِ الأَسْقَامِ

“Allah’ım! Cüzzamdan, barastan (alaten), delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım.”[5]

Abdullah İbnu Amr İbni’l-As’ın rivayetine göre Resülullah (sas) şu duayı okurlardı:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ قَلْبٍ لاَ يَخْشَعُ وَدُعَاءٍ لاَ يُسْمَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لاَ تَشْبَعُ وَمِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَؤُلاَءِ الأَرْبَعِ

“Allah’ım, huşu duymaz bir kalpten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım.”[6]

Ümmü Seleme’den rivayete göre, Resülullah (sas) evinden çıktığı zaman şu duayı okurdu:

بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا

“Allah’ın adıyla Allah’a tevekkül ettim. Allah’ım! Zillete düşmekten, dalalete düşmekten, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillikten veya hakkımızda cehalete düşülmüş olmasından sana sığınırız.”[7]

Ebu Hüreyre’den rivayete göre Resülullah (sas) buyurdular ki:

تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جَهْدِ الْبَلاَءِ، وَدَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ الْقَضَاءِ، وَشَمَاتَةِ الأَعْدَاءِ

“Belanın ezmesinden, helakin gelmesinden, kötü kazadan, düşmanların şamatasından Allah’a istiâze edin.”[8]

Ebu Hüreyre’den rivayete göre Resülullah (sas) buyurdular ki:

“Miraç gecesi cinlerden bir ifrit gördüm. Elinde ateşten bir şule olduğu halde beni takip ediyordu. Nazarımı her atışımda onu görüyordum. Cibril (as) bana:

“İstersen sana bir dua öğreteyim, onu okursan, şulesi söner ve ağzının üstüne düşer” dedi.” Resülullah (sas):

“Pekâlâ!” dedi. Cibril (as) da:

“Şunu oku!” buyurdu:

أَعُوذُ بِوَجْهِ اللَّهِ الْكَرِيمِ وَبِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ اللاَّتِي لاَ يُجَاوِزُهُنَّ بَرٌّ وَلاَ فَاجِرٌ مِنْ شَرِّ مَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَشَرِّ مَا يَعْرُجُ فِيهَا وَشَرِّ مَا ذَرَأَ فِي الأَرْضِ وَشَرِّ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمِنْ فِتَنِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمِنْ طَوَارِقِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِلاَّ طَارِقًا يَطْرُقُ بِخَيْرٍ يَا رَحْمَنُ

“Allah’ın kerim olan rızası için, eksiksiz, mükemmel kelimâtullah hakkı için –ki hiç kimse muttaki olsun, facir olsun onu aşıp daha güzelini söyleyemez– (bela olarak) semadan inen ve semaya yükselen şerlerden, yeryüzünde yarattığı şerlerden, yerden çıkan şerlerden, gece ve gündüz fitnelerinden, gece ve gündüz gelen musibetlerden Allah’a sığınırım. Ey Rahman, hayır getiren hadiseler hariç.”[9]

Sonuç

De ki: “Cinlerden ve insanlardan, insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”
(Nâs Suresi, 114/1-6)

İstiâze, şeytandan korunmanın en önemli vesilelerinden birisidir. Allâh’a sığınan ve dayanan kimseyi, Allâh (cc) kendi hıfz ve himayesine alır. Fakr ve zaaf duyguları ile Allâh’a sığınma, ubudiyete ait önemli bir unsurdur. İstiâze, öfkeyi giderir ve insan ruhuna inbisat kazandırır. İstiâze ile insan, kendisine zarar vermesi muhtemel durumlardan korunmuş olur. İstiâze ile nefse ait kötü meyillerden uzaklaşılmış, hilim yolunda adım atılmış olur. İstiâze, kötülüklere karşı oldukça önemli bir sığınaktır.


[1] Buhari, Deavât, 12.

[2] Bkz. Müsned, 3/50; 5/26; Ebu Davud, Salât, 123; Tirmizi, Mevâkit, 65, Sevâbu’l-Kur’ân, 22.

[3] Tirmizî, Deavât, 75.

[4] Buhari, Deavât, 38.

[5] Ebu Davud, Salât, 367.

[6] Tirmizi, Deavât, 68.

[7] Tirmizi, Deavât, 35.

[8] Buhari, Kader, 13.

[9] Muvatta, Şi’r, 10.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s