Allâh’a Tutunma: İ’tisam

Musa Kâzım GÜLÇÜR

6 Eylül/2019

İçindekiler

Giriş 1

1. “Allâh’a tutunma” 1

2. “Allâh’a Tutunma” ve Âyet-i Kerimeler 2

3. “Allâh’ın İpine Sımsıkı Tutunma” 3

4. Allâh’ın İpine Tutunmayı Lafzen ya da Manen Muhtevî Hadîs-i Şerîfler 4

Sonuç 6

Bu kelime kök itibarı ile “tutma, önleme” ve “beraber bulunma” anlamlarında olup, Allâh’ın (cc) kuluna gelebilecek kötülükleri önlemesine “ismet”, kulun Allâh’a (cc) sığınması, O’nun korumasına dâhil olma cehd ü gayretine de “isti’sam” denilmiştir. “İ’tisam” ise “zayi olmaktan korunmaya ve başkasına ihtiyaç hissetmeyecek şekilde Allâh’a tutunma” davranışıdır. Allâh’a tutunma yani “i’tisam” Kur’ân-ı Kerîm’de;

1. “Allâh’a tutunma” ve

2. “Allâh’ın ipine tutunma”

olarak iki şekilde gelmektedir. Şimdi bu her iki tutunma çeşidine kısaca bakmaya çalışalım:

1. “Allâh’a tutunma”

“Şüphesiz, Allah inananları savunur.” (Hac, 22/38)

Allâh’a tevekkül etme; O’nunla korunma, O’na sığınma, kulun, her türlü ihtiyacını O’ndan istemesi, her türlü himaye ve müdafaasını O’ndan talep etmesidir. Böyle bir talebin meyvesi ise -i’tisam’ın derinliği ayrı bir husus- Allâh’ın, kulunu görünen ve görünmeyen her türlü kötülük ve tehlikeden muhafaza edip korumasıdır. Çünkü;

(اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ)

“Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” (Hac, 22/38)

âyet-i kerimesinin sarahati ile hiç şüphesiz, inananları koruyan ve savunan Allâh’tır.

“Allâh’a tutunma” hasleti ve ahlâkı, maksadına doğru giden yolcunun doğru yolda kalmasını, yolda başına bir iş gelmemesini, yol için gerekli güç, azık ve korunma gibi temel vesileleri temin eder.

2. “Allâh’a Tutunmayı” Emreden Âyet-i Kerimeler

Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin koruyucu (seven, yardım eden, tasarrufu ve himayesi altında bulunduran) dostunuzdur. O ne güzel koruyan (seven, yardım eden, tasarrufu ve himayesi altında bulunduran) dost, O ne güzel yardımcıdır.
(Hac, 22/78) âyet-i kerimesinin yer aldığı 18. yüzyıl Afrika el yazması Kur’ân-ı Kerîm’den bir sahife.

Allâha Tutunmayı (i’tisam) Emreden Birinci Âyet-i Kerime:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖ هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖينَ مِنْ قَبْلُ وَفٖى هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰیكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ

“Ey iman edenler, rükû edin, secde edin. (Diğer suretlerle de) Rabbinize ibadet edin ve hayırlar işleyin. Ta ki umduğunuza nail olasınız. Allah uğrunda hakkıyla çaba gösterin. Sizi O seçti. Babanız İbrâhim’in (tevhid) dininde olduğu gibi dinde üzerinize hiçbir güçlük de yüklemedi. Peygamber üzerinize şahit olsun, siz de (bütün) insanların üzerine şahitler olasınız diye, daha evvel (gönderdiği kitaplarda) da bu (Kur’an’da) da size Müslüman adını (Allah) vermiştir. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin koruyucu (seven, yardım eden, tasarrufu ve himayesi altında bulunduran) dostunuzdur. O ne güzel koruyan (seven, yardım eden, tasarrufu ve himayesi altında bulunduran) dost, O ne güzel yardımcıdır.” (Hac, 22/77-78)

77. ayet-i kerimede Allah Teâlâ, şu üç hususu emretmektedir:

a)  Bunlardan birincisi namazdır. Bu husus, ayetteki “rükû edin, secde edin” ifadesi ile beyan edilmiştir. Namazdaki farz olan rükünlerin en kıymetlisi rükû ve secdedir. Namaz, âdeta bu iki farz üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla bu ikisinin zikredilmesi, bizzat namazın ifade edilmesi gibidir.

b) İkinci olarak âyetteki, “Rabbinize ibadet edin” cümlesinden “Ona ibadet edin, başkasına etmeyin” anlamı istinbat edilebildiği gibi, “emredilen ve yasaklanan konularda Rabbinize itaat edin” manası da melhuzdur.

c) Üçüncü olarak âyetteki, “hayır işleyin” emridir. Allah Teâlâ, sanki şöyle demek istemiştir: “Ben sizi namazla, hatta namazdan daha kapsamlı olan ibadetle, hatta ibadetten daha kapsamlı olan hayırlar işlemekle mükellef tuttum.”

78. ayet-i kerimedeki “Allah uğrunda hakkıyla çaba gösterin” ifadesi “Allah’ın Zâtı uğrunda ve O’nun için” demektir. Ayrıca şu anlamların da ayette mündemiç olduğu açıktır:

“Allah uğrunda, herhangi bir kınayanın kınamasından korkmayınız ve çekinmeyiniz, O’na yaraşır biçimde amel işleyiniz, eliniz, diliniz ve mümkün olan her türlü yollarla Allah’ın dinini ihya ve hukukunu bihakkın yerine getirme hususunda, bütün imkânlarınızı kullanınız, kendinizi heva ve hevese uymaktan, haksızlığa meyletmekten alıkoyunuz, nefis ve nefsin arzularıyla mücahede ediniz.”

Allâha Tutunmayı (i’tisam) Emreden İkinci Âyet-i Kerime:

اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا دٖينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُولٰئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنٖينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًا

“Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler ve Allah’a sımsıkı sarılanlar ve bütün samimiyetleriyle sırf Allah’a itaat edenler müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdir. Allah müminlere de büyük mükâfat verecektir.” (Nisâ, 4/146)

Allâha Tutunmayı (i’tisam) Emreden Üçüncü Âyet-i Kerime:

فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَاعْتَصَمُوا بِهٖ فَسَيُدْخِلُهُمْ فٖى رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدٖيهِمْ اِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقٖيمًا

“Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise O, tarafından bir rahmet ve geniş bir nimet içine yerleştirecek ve onları, Kendisine varan doğru yola koyacaktır.” (Nisâ, 4/175)

Dünya ve âhiret mutluluğunun temini ancak bu şekilde gerçekleşir.

3. Allâh’ın İpine (Hablüllâh) Sımsıkı Tutunma

“Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o doğru yola konulmuştur.” (Âl-i İmran, 3/101)

“Allâh’ın ipine sımsıkı tutunma”, kişiyi sapmaktan ve yok olmaktan muhafaza eder ve onun hidayet üzere kalmasını sağlar.

“Allâh’ın ipine sımsıkı tutunma” ibaresini ve emrini şu ayet-i kerimede görmekteyiz:

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَفٖيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِىَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَوَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Sizler nasıl küfre dönebilirsiniz ki önünüzde Allah’ın âyetleri okunuyor, aranızda Allah’ın resulü bulunuyor? Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o doğru yola konulmuştur. Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmran, 3/101-103)

“Kim Allah’a gönülden sımsıkı sarılırsa”, kim Allah’ın dinine ve itaatine sımsıkı sarılarak korunursa, doğru yolu izleme muvaffakiyeti ona ihsan edilmiş ve gösterilmiştir. “Kim Allah’a gönülden sımsıkı sarılırsa” buyruğu, kim Allah’a iman ederse, kim Allah’ın ipi olan Kur’ân-ı Kerîm’e sıkı sıkıya yapışırsa gibi anlamlara gelmektedir. Bir şeye sımsıkı yapışan ve sarılana “mu’sim” ve “mu’tasım”, koruyan ve önleyene de “âsım” denilir.

Şüphe yok ki Hak yolu, ince bir yoldur. Birçok insanın bu yolda ayağı kaymıştır. Ama, Allah’ın delillerine ve apaçık beyanlarına sımsıkı tutunan kimseler, bundan emin olmuşlardır. Binâenaleyh buradaki “ip” kelimesinden murat, din yolunda hakka ve hakikate o vasıta ile ulaşılması mümkün olan her şeydir. Bu âyet-i kerimedeki, “Allâh’ın ipine tutunma”;

İbn Abbâs’a göre “Allâh’ın dinine tutunma”,

İbn Mesud’a göre “İslâm cemaatine tutunma”,

Atâ ve Mücahid’e göre “elest bezminde Allâh’a verilen sözü yerine getirme”,

Süddî ve pek çok ehl-i tefsîre göre “Kur’ân-ı Kerîm’e tutunma”,

Mukatil’e göre de “Allâh’ın emirlerini yerine getirme ve O’na itaatte kusur etmemedir.”

4. Allâh’ın İpine Tutunmayı Lafzen ya da Manen Muhtevî Hadîs-i Şerîfler

Zeyd b. Erkam’dan rivayete göre Hz. Peygamber (sas) buyurdular ki:

“Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah’ın Kitabı’dır ve semadan arza uzatılmış bir ip hükmündedir. Diğeri de kendi neslim, Ehl-i Beytim’dir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bu ikisi hakkında, arkamdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün.[1]

İrbaz b. Sâriye anlatıyor:

“Bir gün Resülullah (sas) bize sabah namazını kıldırdıktan sonra, bizlere döndü ve belagati yüksek bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten bazıları:

“Ey Allah’ın Resulü, sanki bu bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?” dediler. Şöyle buyurdular:

“Size, Allah’a karşı takvalı olmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Çünkü sonradan ortaya çıkarılacaklar dalalettir. Bu dönemlerle karşılaşacak olanlara sünnetimi ve hidayet üzere olan Hulefa-i Raşidin’in yolunu hatırlatırım. Bunlara uyun ve dört elle sarılın. Zira (dine zıt olarak) ortaya atılan her yeni şey bid’attır, her bid’at de sapıklıktır.”[2]

Bu hadîs-i şerifin Müslim’de Zeyd b. Erkam’dan gelen rivayet şekli ise şöyledir:

“Resülullah (sas) Mekke ve Medine arasındaki Humma vadisinde bizlere bir hutbe irat etti. Allâh’a hamd ve senadan sonra nasihat ederek bazı hususları hatırlattı ve şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, bilesiniz ki: Ben bir beşerim. Rabbim’in elçisinin (Azrail aleyhisselam) gelmesi ve davetine icabet etmem zamanı yakındır. Ben size iki kıymetli şey bırakıyorum: Birincisi Kitabullah’tır. O, Allâh’ın ipidir. Ona tabi olan doğru yoldadır. Onu terk eden ise sapkınlığa düşmüştür. Onun içi ışık ve hidayet doludur. Allâh’ın Kitabı’nı alın ve ona dört elle sarılın.” (Resülullah (sas) Kur’an’ı Kerim’e birçok teşviklerde bulunduktan sonra devamla) “Ehl-i Beyt’im hakkında size Allâh’ı hatırlatıyorum. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allâh’ı hatırlatıyorum. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allâh’ı hatırlatıyorum.” [3]

Dârimî’nin Abdullah’tan yaptığı rivayette de Efendimiz (sas) Kur’ân-ı Kerîm’i “hablullâh” (Allâh’ın ipi) olarak nitelemektedir.[4]

Süfyan İbnu Abdillah şöyle anlatıyor:

“Ey Allah’ın Resulü, bana tutunacağım (i’tisam edeceğim) bir amel tavsiye etseniz!” Şu cevabı verdi:

“Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!”

“Ey Allah’ın Resulü, benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” Eliyle kendi dilini tutup:

“İşte şu!” buyurdular.[5]

Sonuç

İ’tisam, kişinin salah ve istikamet üzere olduğunun bir delilidir. İ’tisam, Rabb’in ve insanların sevgisini celp eder. İ’tisam, şeytanın ve sapıklıkların cenderesine düşülmesinden korunma adına oldukça önemli bir vesiledir.

İ’tisam, Rahmân’a olan sevginin ve O’na imandaki derinliğin bir göstergesidir.

İ’tisam, Allâh rızasını gözeterek bir arada olmanın ve sosyalleşmenin bir dinamiğidir.

Allâh’a i’tisam sayesinde kişi her türlü şüphe, tereddüt ve tehlikelerden korunmuş olur.


[1] Tirmizi, Menakıb, 32 (Hadis no: 3788); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/14, (Hadis no: 11120), 3/17 (Hadis no: 11148), 3/26, (Hadis no: 11229), 3/59 (Hadis no: 11582), 5/182, (Hadis no: 21911).

[2] Tirmizi, İlim, 16 (Hadis no: 2676); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/126 (Hadis no: 17274); Ebu Davud, Sünnet, 6 (Hadis no: 4607).

[3] Müslim, Fedâilu’s-Sahabe, 4 (Hadis no: 2408. Burada yer alan hadîs-i şerîf meali, Müslim’de, Zeyd b. Erkam’dan 2408 numara ile gelen ve bu hadis numarasının altında 36 ve 37 olarak yeniden numaralandırılmış iki hadîs-i şerifin birleştirilmiş halidir.)

[4] Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 1 (Hadis no: 3360).

[5] Tirmizi, Zühd, 61 (Hadis no: 2410).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s