Kurban Bayramı Tebriği



27 Mayıs 2026 Çarşamba


Kevser Suresi


Şafak, semâya yeniden bir sırrı fısıldıyor. Ufuk, kandilden bir avuç ışığı gönlümüze dökerken, camilerimizden yükselen ‘Allâhu ekber, Allâhu ekber, lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber; Allâhu ekber ve lillâhi’l-hamd’ nidâları, zulmetin karanlığını ümmetin istikbalinden siliyor.

Kurban Bayramı sabahı; bir mânâdır, bir tâlimdir ve bir ibâdettir. Bu sabah, Hz. İbrâhîm’in (as) Mekke vâdîsinde bıraktığı ayak izlerinin, asırları aşıp bizim eşiğimize kadar uzandığı sabahtır.

Bugün, gönüller ‘kurb’ ile canlanıyor. Kurban edilen her kurbanlık, belki eritilen bir nefs-i emmâre olurken, ulaşılan ufuk ise takvâdır. Rabbimiz şöyle buyuruyor: 

Onların ne etleri ne de kanları Allâh’a ulaşır; fakat O’na sizin takvânız ulaşır.’ (Hac, 22/37)

İbrâhîmî Teslimiyet

Kıssayı bilirsiniz, lâkin her bayram yeniden dinlenmeye değer. Halîlullâh Hz. İbrâhîm aleyhisselâm, ihtiyarlığının sabahında ihsân edilen yegâne evlâdını, henüz koşmaya yeni başlamışken, sıklıkla rüyâsında kurban etmekle emrolunur. Kur’ân, bu sahneyi öyle bir incelikle resmeder ki, ne bir göz yaşı tasvîri vardır ne bir feryat. Sadece iki cümle ile bir diyalog. Fakat içerisinde, bütün bir teslimiyet medeniyetini barındırmakta:

Yavrucuğum! Ben rüyâmda seni boğazladığımı görüyorum; bir bak, ne dersin?’ dedi. (İsmâîl) dedi ki: ‘Babacığım! Sana emrolunanı yap; inşâallâh beni sabredenlerden bulacaksın.’ (Sâffât, 37/102)

Bir babanın güvenilirliği, bir oğulun ‘babacığım’ diyebilen edebi, Rab Teâlâ Hazretlerinin kullarına olan rahmeti. Ve hemen ardından beyânın en zarifi. Bıçak kesmeyecektir, çünkü kesmesi emredilmemiştir. Aslında emredilen, teslim olmaktır. Âyet, ‘Her ikisi de teslim olunca…’ (Sâffât, 37/103) der. Ve gökten bir koç indirilir: ‘Biz ona, büyük bir kurbanı fidye verdik.’ (Sâffât, 37/107)

Kestiğimiz koç, o koçun gölgesidir. Bayramımız, o sabahın yankısıdır. Her bıçak, aslında nefs-i emmâreye vurulmaktadır. Akıtılan her kan, aslında hırsların dökülmesidir. İbrâhîm olmak, ‘İsmâîl’ini —yâni en sevdiğini— Rabbinin emri önünde hiçleştirebilmektir.

Kurbanın Hikmeti: Aklın ve Kalbin Tasdîk Ettiği Bir İbâdet

Kurban, sırf bir gelenek değil, aklın da kalbin de tasdîk ettiği bir ibâdettir. Hanefî mezhebinde, nisâb miktârı malı bulunan, hür ve mukîm her Müslüman için vâcip; cumhûra göre müekked sünnettir. Vakti, bayram namazından sonra başlar ve teşrîk günlerinin sonuna kadar devâm eder.

Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse, bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.’ (İbn Mâce, 3123)

Bu hadisin kesinliği, ibâdetin ehemmiyetini ihtâr içindir. Zîrâ kurban, bir îmân beyânı, bir şükür ifâdesi, bir infâk eylemi ve bir içtimâî dengeleyicidir. Bir koyun bedeniyle başlar, bir mahalleyi doyurur. Bir yetimin yüzünde gülücüğe dönüşür.

Kurban; tevhîdin tâzelenmesi, nefsin terbiyesi ve içtimâî adâletin tesisidir. Hz. Âdem’in (as), iki oğlundan bu yana süregelen bir ibâdet zincirinin halkası ve şükrün tahakkukudur. ‘Rabbin için namaz kıl ve kurban kes’ (Kevser, 108/2) emrine icâbetle, nimete nimetle mukâbeledir. Kurban; bireyleri nefs-i emmarelerinden, âileleri bencillikten, cemiyeti eşitsizlikten, ümmeti dağınıklıktan kurtaran çok katmanlı bir mekteptir.

Bayramın Gönül Coğrafyası: Sılalar ve Mazlumlar

Bayram, sadece bizim bayramımız değildir. Bayram, ümmetin bayramıdır. Kapımızın önünde gülen çocuk kadar, kapısı yıkılmış bir başka çocuk da bu sabahın muhâtabıdır. Sofralarımızda nimetler seriliyken, başka coğrafyalarda mahzun gönüller vardır. Bunu unutmak, bayramı eksik yaşamaktır.

Bu sebeple bayram, dört halkalı bir muhabbet zinciridir:

İlk halka, ailedir. Anne-babanın elini öpmek, küs duranları barıştırmak, çocuklara harçlık ve şefkat vermek. 

İkinci halka, komşular ve akrabâlardır. Hz. Cibrîl’in komşu hakkını mîrasçı kılacak kadar tavsiye ettiğini hatırlayınız. (Buhârî, 6015)

Üçüncü halka, yetimler, garîpler ve mültecilerdir. 

Dördüncü halka, mazlum ümmettir. Gazze’den Doğu Türkistan’a, Arakan’dan Sûdan’a, gözyaşı ile kanın birbirine karıştığı her toprağa, duamızın bir avuç serinliğini göndermektir.

Bayram; garipleri gözetmek, mazlûmları unutmamak ve mahzûnları sevindirmektir. 

Bayram; kasvetli kalplere rahmet ve kırgın gönüllere merhamet ile dolmaktır.

Bayramın Âdâbı

Selefimizin yaşadığı bayramlar, ibâdetle başlar, ziyâretlerle yürür ve infâklarla taçlanırdı. Bizlerin de bayramımızı, bu kadîm güzergâha taşıyacak başlıca âdâb şunlardır:

Erken kalkıp gusletmek, en güzel elbiseyi giymek, koku sürünmek.

Bayram namazına yürüyerek gitmek ve dönüşte başka bir yoldan dönmek (Buhârî, 986).

Yolda teşrîk tekbîrlerini sessizce dilden düşürmemek (Arefe sabahından, bayramın 4. günü ikindisine kadar, farzların ardından).

Kurbanı bizzat kesmek veya kesilirken yanında bulunmak, mümkünse besmele ve tekbîri bizzat söylemek.

Eti üçe taksîm etmek: Aile, akrabâ-komşu, fakir.

Mezarlık ziyâreti ile geçmişlere bir Fâtiha, bir Yâsîn göndermek.

Hediyeleşmek, çocukları sevindirmek.

Bayramın hiçbir saatini gaflet ve isrâfa terk etmemek. Zîrâ bayram, nimetin idrâkidir, nimetin israfı değil.

Duâ

Yâ Rab! Kurbanlarımızı kabul, niyetlerimizi makbûl, hatâlarımızı mağfûr eyle. Bizleri İbrâhîmî (as) teslimiyetin, İsmâîlî (as) sabrın, Muhammedî (sas) merhametin vârisleri kıl. Sofralarımıza bereket, gönüllerimize sekînet, ümmetimize vahdet, mazlumlara nusret ihsân eyle. Gazze’nin çocuklarına ferec, annelerin yüreğine tesellî, babaların maddi ve manevî yaralarına şifâlar ihsân eyle. Bu bayramı, rahmetin, vuslatın ve sürûrun bayramı kıl. Âmîn.

Bayramınız mübârek, kurbanlarınız makbûl, duâlarınız müstecâb olsun. 

Evleriniz huzurla, sofralarınız bereketle, gönülleriniz îmânla dolsun. Elleriniz fakire açık, dilleriniz duâya yatkın olsun. Bu bayram, ümmetimize yeni bir başlangıç olsun.

Saygılarımızla… 

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.