Erkek Çocuklar ve Duyguların Maskelenmesi

Musa Kâzım GÜLÇÜR

10 Nisan/2019

İçindekiler

Giriş 1

1. Erkek Çocukların Hissî Canlılıklarını Kaybedişi 2

2. Çocukların Duygularını İfade Edebilmeleri 4

3. Ebeveynlere Bazı Öneriler 5

4. Duygularını İfade Edebilmeleri İçin Çocukların Cesaretlendirilmesi 6

5. Sevgiyi Cömertçe İfade Etme 7

Sonuç 7

Giriş

Özellikle günümüzde birçok delikanlı, problemlerini yalnız başına çözmek durumunda kalıyor. Bu gençlerimiz, bazı yanlış ve gereksiz beklentilere uymak adına, gerçek kişiliklerini saklayan erkeksi bir yüreklilik ve kabadayılık maskesinin ardında yaşamak zorunluluğu hissediyorlar. “Korku, kuşku, yalnızlık ve yardıma ihtiyaç hissetme” gibi, aslında erkek çocuklar için kabul edilemez olarak öğretilen duygulardan kendilerini uzak tutmalarının zorunlu olduğunu düşünüyorlar. Çünkü bir delikanlının “yardım, teselli, anlayış ve destek” için ailesine, arkadaşlarına, danışmanlarına veya öğretmenlerine rahat bir şekilde ulaşması ne teşvik ediliyor ne de normal bir tutum olarak görülüyor.

Buradaki problem şudur: Bir delikanlı, “tedirgin olmak, tek başına kalmak, korkmuş olmak” gibi, erkek modeline uymadığı düşünülen duygularını içinde taşır ve gizlerken, dışarıdan “neşeli” ve “hayatından memnunmuş” gibi görünebilmekte ya da en azından böyle görünmek gerektiğini düşünmektedir. Bazen, bu maskeyi öyle ustalıkla taşımayı öğreniyorlar ki, okulda sıkıntı çektiklerinde, derslerinde başarılı olamadıklarında, onlara kaba davranıldığında, depresyona girdiklerinde ve hatta anlaşılmaz biçimde içe kapandıklarında, gerçekte neler olduğunu anlayabilmek oldukça zor hale gelebiliyor. Problemler, yalnızca, erkek çocuklar büyük ölçüde rahatsız olmaya başladıklarında, okulda sıkıntıya girdiklerinde, arkadaşları ile kavgaya başladıklarında, depresyon veya dikkat eksikliği teşhisi konulduğunda ya da bir profesyonel eğitimcinin dikkati sayesinde açığa çıkmaya başlıyor.

Ancak, şurasını hemen belirtmemiz yerinde olur ki, çocukluk ve ergenlik çağı boyunca, toplumsal olarak çekingenlik duyguları yaşamış ve sonuç olarak “yalnız” bir insan haline gelmiş bazı yetişkinler, çözümlenmesi gereken bu durumu, çoğu zaman haberleri bile olmadan, hayatlarının en önemli bir problemi olarak yaşamaya devam etmektedirler. Dolayısıyla, çocuklarımızın, gelişme ve özellikle ergenlik dönemlerini huzur içinde geçirebilmelerini temine çalışma, onların gelecekteki yetişkinlik dönemlerini de huzurlu geçirebilmeleri açısından oldukça önemlidir.

Bakıp büyütmeye çalıştığımız özellikle erkek çocuklar, sevgimizi ve koruma duygumuzu açıkça gösterdiğimiz kız çocuklarımızın tersine, çoğu kez kendi gerçek kişiliklerini ve duygularını saklayan, yarı güvenilir hayatlar sürdürme zorunluluğunu hissediyorlar. Çocuklarımız, bunu uygun olmak ve sevilmek adına yapıyorlar. Böylece, geniş bir alandaki duygularını saklamakla kalmıyor, aynı biçimde kendi üreticiliklerini ve özgünlüklerini de pörsütüyorlar. Sonuç olarak, kendilerine ait duygu renklerinden oluşan oldukça geniş bir renk tayfını ve bu tayfın tonlarını göstermek yerine, ancak az miktarda olmak kaydıyla, sadece ana renkleri gösterebiliyorlar.

Bir delikanlının en derin duygularını nasıl anlayacağımızı, onun gerçekte kim olduğunu nasıl bileceğimizi ve ona kendi gerçek kişiliğini sevmesi ve kendini daha rahat hissetmesi için nasıl yardım edeceğimizi öğrenebilmenin pek çok yolu vardır. Anne-babalar, öğretmenler ve erkek çocuklarımızın diğer rehberleri için başlangıç noktası, duyguların maskelendiğine ilişkin erken uyarılara karşı duyarlı olmalarıdır. Bu uyarılar, kötü notlardan kabadayı davranışlara, sessiz görünmekten, depresyon belirtilerine ve suç işlemeye kadar her tür olguyu içerirler.

Yazık ki, bazen çok kolay taşınabilen bu maskeye inanırız ve bu öyle sık kullanılır ki, gerçek bir iletişim için engelleyiciden çok daha ötesi durumuna gelir. Acıklı olanı ise, bu yalancı maskenin, gerçekten ortadan kaldırılamaz hal alması, erkek çocukları hissî olarak sönük bir durumda bırakması ve gençlerimizi okulda başarısızlığa, depresyona, hatta madde bağımlılığına götürecek kadar zedeleyebilir olmasıdır.

1. Erkek Çocukların Hissî Canlılıklarını Kaybedişi

Araştırmacıların bulgularına göre, yeni dünyaya geldiklerinde, erkek bebekler kız bebeklere oranla hissî açıdan daha canlı olurlar. Fakat erkek çocuklar özellikle ilkokul çağına geldiklerinde, duygusal canlılıklarının çoğunu kaybeder veya gizlerler. Beş-altı yaşındaki erkek çocuklarımız ya öğretmenlerine ya da kendi anne-babalarına, incinmiş olduklarını veya sıkıntılarını söyleme konusunda kızlardan daha kötü durumdadırlar. Birçok anne-baba bu dikkate değer dönüşümü neyin başlattığını düşünmez bile. Duygularını ifadede açık ve coşkun olan bir delikanlıyı, duygularının bütününü gösterme konusunda isteksiz yapan acaba nedir?

Yakın zamanlardaki araştırmalar bu değişiklik için başlıca iki sebebe yöneliyorlar. Her ikisi de erkek çocuklar üzerine uygun görülen değerlerden ve örf ve adetler içerisinde derinlemesine yer eden, erkek çocuklara karşı uygun görülen davranış tarzlarından ortaya çıkıyor.

İlk sebep, erkek çocuklar yetiştirilirken gerektiği düşünülen “güçlüklere alıştırma” süreci içerisinde aşağılamanın kullanımıdır. Küçük erkek çocuklar, “aşağılama”, özellikle “zayıflık, incinebilme, korku ve üzüntü” gibi duyguları sebebi ile suçluluk hissetmeye mecbur edilirler. Mesela, “erkek dediğin güçlü olur, erkek adam ağlamaz, sen erkek değil misin! sen yoksa soğan erkeği misin?” vb. gibi, aslında bilmeden küçük düşürücü mesajlar veren tarz ve hitapların, çocuklarımızın iç dünyalarında ne gibi fırtınalar kopardığını çoğumuz düşünmeyiz bile.

Erkek çocuklar yetişme çağlarının tam ortasında ise, adeta devamlı bir şekilde aşağılanırlar. Tabiî buradaki gaye masum görünümlüdür. Çocuklarımız disipline, güçlüklere alışsın, erkek gibi davransın, bağımsızlığa yavaş yavaş adım atmaya başlasın, duygularını denetim altında tutsun gibi. Mesela, erkek çocuklara ‘erkek çocukların canının acımayacağı’ anlatılır ve telkin edilir. Doğrudan söylenmese bile bu tür davranışlar, erkek çocuklara duygularını saklamaları, ne şekilde düşünmeleri gerektiği konusunda gizli mesajlar ulaştırırlar. ‘Aşağılama’ eğilimi; oyun alanlarımızda, okullardaki sınıflarda, evlerimizde ve erkek çocuklara karşı nasıl davranılacağını bilemeyen diğer insanların bilinçaltlarındadır.

Erkek çocuklar delikanlılık dönemine geldiklerinde, çocukluk döneminde yaşadıkları bazı sarsıntılar, onlarda psikolojik rahatsızlıklar olarak görülmeye başlar. Bu rahatsızlıklar “olağan görünümlü mahzunluk hali” veya “benlik kaybı” gibi, dışarıdan pek de hissedilemeyen ve anlaşılamayan türden rahatsızlıklar halinde bile olabilir. Böylece erkek çocukların gençlik yıllarındaki duyguları bu rahatsızlıkları sebebi ile maskelenmiş olur. Anne-babaların, bazen çocuklarında gördükleri sebepsiz öfke nöbetlerinin çoğu veya onların ruh hallerindeki ani değişimler, kısmen daha önceden iletişim için duydukları özlemlerin karşılıksız kalmış olması sebebiyle meydana gelmektedir. Bu durum, yani gencin endişeli ruh yapısı, işte böyle özlemlerin ürettiği, derinlerdeki utandırılmış ve aşağılanmış olma hislerinin sebep olduğu bir endişe ve korkudur.

2. Çocukların Duygularını İfade Edebilmeleri

Çocukların duygularını rahatça ifade edebilmeleri için öncelikle, çocuklarla beraber olabileceğiniz, onlar üzerinde yoğunlaşabileceğiniz kaliteli bir gün ayırmanız gerekmektedir. Mesleğiniz, zamanınızın çoğunu alıyor olabilir. Günün saatleri, haftanın günleri çok yoğun geçiyor olabilir. Ancak önemli olan, her türlü önemsiz işi programlamak değil, önemli işlere öncelik vermeye çalışmaktır.

İkinci olarak, her gün daha fazla çocuk aile çekirdeğinden ayrılarak uzman bakıcılar tarafından (anaokulları, kreşler, belirli kurumların uyguladığı bakım programları ve devlet okulları) yetiştiriliyor. Bu açıdan çocuğun çevresinde gerekli imkânları sağlamak, eğitici-öğretici büyümeyi temin eden oyunlara teşvik etmek oldukça önemlidir. Dolayısıyla, duygularını rahatça ifade edebilmelerini temin için, çocukların hayali oyunlar oynayabilmelerine ayrı bir ehemmiyet vermek gerekiyor.

Yapılan bazı çalışmalarda, altı ile dokuz yaş arasındaki çocukların “beklerken” gösterdikleri davranışlar incelenmeye çalışılmıştır. Alınan sonuçlara göre, daha fazla hayali oyunlar oynayan ya da hayali oyun arkadaşı olan çocukların, “beklerken” oldukça sakin davrandıkları gözlenmiştir. Bu tür çocuklar böyle anlarda, duruma uygun oyun karakterleri, ses taklitleri yaparak çeşitli oyunlar oynayabilmektedirler.

Hayali oyunlarda, çocukların oyun kimliklerini nasıl belirlediklerini ve nasıl bir yetişkin gibi davrandıklarını az çok tanımlayabiliyoruz. Ancak, emin olmadığımız nokta, düzenli olarak hayali oyun oynamayan çocukların farklı rolleri, kişilikleri ve olayları deneyip deneyemeyeceği. Şansı olmayan, teşvik edilmeyen ve hayali oyunlara ilgi duymayan çocuklar insan olma, karmaşık şemalar oluşturma, insanları tanıma, en önemlisi de kendi duygularını ifade etme ve karmaşık olan dünyayı küçülterek kontrol etme şansını maalesef kaçırıyorlar.

Netice itibarı ile, ne yazık ki çok az anne-baba, çocuklarına duygularını ifadelendirmelerinde yardımcı olmaktadırlar. Bunun temelinde ise, onlara da çocukluklarında bu imkânın tanınmamış olması yatmaktadır.

3. Ebeveynlere Bazı Öneriler

Çocukların hemen hepsinin olumlu ya da olumsuz duyguları olduğuna göre anne-baba olarak neler yapılabilir?

1. Yanlış bir şekilde çocuklarımıza duygularını ifade etmemeyi ve içlerinde saklamayı öğretebiliriz. Ama, bunun sonucunda çocuk normal bir insan olmak yerine içe dönük ve mekanik birisi olup çıkar.

2. Yine yanlış bir şekilde çocuklarımıza sadece olumlu duygularını açma fırsatı verir, olumsuz duygularını göstermelerini yasaklayabiliriz. Mesela çocuk ebeveynine: “Seni seviyorum” diyebilir ama “sana kırgınım” diyemez. Bunun sonucunda ise olumsuz duygularını hayat boyu içerisinde saklamak zorunda olan çocuk, yetişkinlik döneminde ciddi ruhî problemler ve buna bağlı travmalar yaşayabilir.

3. Doğru bir şekilde çocuklarımızı, olumlu ya da olumsuz bütün duygularını ifade etmeleri için cesaretlendirebiliriz.

Çocuklarda ‘duyguların ifade edilememesi’ durumunun, onların daha ileriki yaşantılarında tedavisi gereken bir takım psikolojik problemlere sebep olabileceği görülmelidir. Mesela, yapılan son araştırmalarda, psikoterapi hastalarının kendilerini “rahatlattığını” ya da “tedavi ettiğini” düşündükleri ve ilk üç sıraya yerleştirdikleri hususlar -ki bunlar aynı zamanda serbestlik kazanma ve geleceğe ilişkin beceriler edinmeyi çağrıştırmaktadır- şunlar olmuştur:

  • Duygularımı nasıl ifade edeceğimi öğrenmem,
  • Beni neyin rahatsız ettiğini söyleyebilir oluşum,
  • Başkalarına karşı olumlu ve olumsuz duygularımı dışa vurabilir oluşum.

Duyguları ifade edememe ya da dışa vuramama, bazen çocuğun cinsiyeti ile ilgili karmaşa yaşamasına dahi sebep olabilir. Yapılan bir örnek incelemede, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun kendi cinsiyetine uygun davranmadığı görülmüştür. Bu çocuk, daha çok erkek çocuklarla oynayarak ve büyük erkek çocuklara saldırarak riskler almaktadır. Psikolojik testler sonucunda çocuğun, cinsiyetini reddetmesi gibi bir eğilim bulunamasa da güçlü erkek imgeleri ile kararsız olduğu görülmüştür. Kendini terkedilmiş hisseden bu çocuk, güçlü olan bir şeylerden yardım beklemektedir. Problemin kaynağı, ailede üç yaşında güzel bir erkek çocuğunun bütün ilgiyi kendisine toplaması, kız çocuğunun ise, sevilmediğini düşünmesidir.

Dolayısıyla, ebeveynlerin, büyükanneler/babaların ya da bakıcıların, çocuğa sevgiyle yaklaşarak onların öykülerini, oyunlarını desteklemesinin, bu çocukların daha sonraları kişiliklerini olumlu bir şekilde geliştirebilmeleri ve derinlerdeki duygularını rahatça ifade edebilmelerinde oldukça önemli unsurlar olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, uyumadan önce öykü dinleyen, belirli saatlerde uyuyan, fazla televizyon izlemeyen çocukların saldırganlık eğilimi göstermedikleri, bilakis daha üretken oldukları görülmüştür. Ayrıca diğer önemli bir husus, çocukların oyunları gerçeğe uygun olmayıp aptalca bile olsa onlara gülünmemesi ya da dalga geçilmemesi gereğidir.

4. Duygularını İfade Edebilmeleri İçin Çocukların Cesaretlendirilmesi

Çocuğun ya da gencin duygularını açıkça gösterebilmesi için onları cesaretlendirmemiz gerekmektedir. Özellikle erkek çocukların, doğdukları andan başlayarak ve hayatları boyunca, duygularının bütününün bizim açımızdan geçerli ve savunulabilir olduğu mesajını almaları önemlidir.

Mesela çocuk henüz bebeklik çağında ise, bu söylemeye çalıştığımız husus, bebeğin ifade ettiği bütün duyguları ona doğru bir şekilde yansıtabilmemiz gerektiği anlamına gelmektedir. Onu devamlı ‘gülümsemeye’ ya da ‘gülmeye’ zorlamamız ve sadece bu duygularını kabul ediyormuşuz gibi görünmemiz yerine, ona ‘üzüntü, korku’ veya ‘acı veren’ diğer duygularına da açık olduğumuzu ve onu anladığımızı, mimik ve jestlerimizle göstermemiz gerekmektedir.

Okul çağındaki çocuklarımız söz konusu olduğunda ise, onlarla konuşarak, gerekiyorsa sorular sorarak duygularını anladığımızı belirtmemiz gerekir: “Ne oldu? Neye üzüldün? Seni neyin mutsuz ettiğini bana söylemek ister misin? Bu konunun seni bu kadar incittiğini gördüğüm için üzgünüm” gibi. Aynı zamanda çocuklarımızın duygularının tamamını, “niçin böyle öfkelisin?” cümlesinde olduğu gibi, sadece “öfke” kelimesi ile sınırlandırmamak, duyguların renk tonları diyebileceğimiz, “mutlu, üzgün, yorgun, düş kırıklığına uğramış, ürkmüş, sinirli” gibi geniş bir alanı kapsayan ‘duygu sözcükleri’ kullanmak iletişimin rahatlığı açısından önemlidir.

5. Sevgiyi Cömertçe İfade Etme

İnsan hayatının hem dini hem de psikolojik bakımından en önemli kavramı sevgidir. Buradan hareketle, sevgi ve kardeşlik duygusunun, insan ve diğer varlıklara karşı sevgiyi geliştirmenin, her eğitim uğraşısı için asgari bir gereklilik olduğu söylenebilir. İnsanın fıtratında bulunan bu duygunun geliştirilmesiyle, eğitimin birçok problemi halledilmiş olur.

Anne-baba ile çocuklar, daha geniş olarak dünyadaki bütün fertler arası ilişkilerde, sevgi duygusunun pratik bakımdan yerleşebilmesi, ayrıca korku, tasa ve güvensizlik gibi olumsuz duygulardan uzak olarak yaşanabilmesi için, sevgi duygusunun geliştirilmesi oldukça ehemmiyet arz etmektedir.

Almış olabileceğiniz aksi yöndeki mesaj ve yanlış yönlendirmeler sebebi ile, bugüne kadar çocuklarınız ve ergen gençlerinize çok fazla sevgi ve duygudaşlık göstermemiş olabilirsiniz. Ancak sevginizin ve desteğinizin azalmasının, onu gerçekten de derin bir şekilde üzmekte olabileceğini bilmeniz gerekir.

Sonuç

Oğlunuza ya da kızınıza, onları ne kadar çok sevdiğinizi istediğiniz kadar sıklıkla söyleyin. Onları bağrınıza basıp, kucaklayın. Bu duygularımı ifade edersem şahsiyetim ve otoritem sarsılır diye asla korkmayın. Onlara kendileriyle gurur duyduğunuzu ve önemsediğinizi söyleyin. Hissî yaşantıları ile ilgilenin. Neşe dolu yakınlık ve hissî paylaşım dakikalarında, iletişim kurmak için imkânlar hazırlayın. Gerçekten, gönülden gelen ve güçlü bir şekilde ifadelendirilmiş sevginin yerini tutabilecek, hemen hiçbir şey yoktur dense yanlış olmaz.

Bir bitkinin hassas ve güzel bir şekilde yetiştirilmesi için gösterilen özenin, bakım ve görümün çok daha fazlası ve kalitelisinin, çocuklarımızdan esirgenmemesi hem onların hem de ailelerinin daha mutlu ve sevgi dolu geleceğe rahatlıkla ulaşabilmeleri dileklerimle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s