Başarı ve Problemlerin Çözümü II

Musa Kâzım GÜLÇÜR

6 Nisan/2019

İçindekiler

Giriş 1

1. Beyin Fırtınası 3

2. İrade Gücü 5

3. İrade, Başarısızlık ve Kazanma 5

4. İstekler ve Gerçekler 7

5. Bilinçaltı 8

7. İletişim Ağı 9

Sonuç 10

Giriş

Şöyle bir soru ile başlamama müsaade ediniz. Zor bir problemle karşılaştığınızda ne yaparsınız? Böyle bir soru ile başlamamın sebebi şudur. Problemleri nasıl karşıladığımız, hayatta başarılı olup olamayacağımızı belirleyen temel faktörlerden birisidir. Bu keyfiyet, başarının kalitesini de belirlemektedir.

Şayet gerçek bu ise, “bir problemle karşılaşıldığında nelere dikkat edilmelidir?” sorusu da önem kazanır. Bir problemle karşılaşıldığında dikkat edilecek hususlardan bazılarını şöyle sıralayabileceğimizi düşünüyoruz:

Birincisi: Mutlaka bir yerlerde bu problemin cevabının bulunduğunu bilmek gerekir. Problem konusunda sadece endişelenme, kimseyi çözüme ulaştırmaz ve endişenin insanı hasta etmekten başka götüreceği hiçbir yer de yoktur. Cevabı aramak ise, sizi hemen her yere götürebilir ve tedirginlikten de kurtarır. Bu tamamen zihnî bir durumdur ve olaylar karşısında davranışlarınızı ancak siz kontrol altında tutabilirsiniz. Başarılı insanlar, davranışlarını rahatlıkla kontrol altında tutabilir ve sonuç için odaklanabilirler.

İkincisi ise, problem hakkındaki bütün gerçekleri toplamaktır. Bir defa, bütün problemlerin mutlaka göründükleri kadar büyük olmayabileceklerini bilmemiz gerekir. Ayrıca, elde edilen gerçekler sizin hızlı çözümler bulmanıza da yardımcı olacaklardır. Bu ikinci basamağın varlığından haberdar olmak ve uygulamaya almak bireydeki tedirginliğin ve heyecanın azalmasına yardımcı olur. Şayet birisi size bir problem getirirse, sadece temel soruları sorunuz ve gerçekleri ayrıntılı bir şekilde anlamaya çalışınız. Bazen, asıl probleme ulaşabilmek için biraz daha gayret göstermeniz bile gerekebilir. Bunu da tabiî ki sorular yardımı ile yapacaksınız. Soru sormaya devam edin. Başarılı insanlar doğru soru sorar ve dinlemesini de bilirler.

Üçüncüsü; bunun gerçekten de çözüm bekleyen önemli bir problem olup olmadığına karar verin. Problem çok mu kötü? Halbuki problemin farkına varılmamasından daha kötü ne olabilir ki? Bu, olayı belli bir bakış açısına koymanızı, çoğu zaman diğerlerinin de farkına vardığı gibi, aslında çok da endişelenecek bir durum olmadığını görmenize yardımcı olacaktır. Başarılı insanlar, olayları daima asıl perspektifine koyarlar. Şayet çözüm bekleyen bir problem varsa, kendi başınıza neler yapabileceğinizi bir gözden geçiriniz. Beyin fırtınaları yapınız ve aklınıza gelen çözüm şekillerini bir yere yazınız. Bu arada, problemi yaşayanlara çözüm adına neler yapabileceklerini anlatma yolunu da seçebilirsiniz. Çünkü bazen, problemi olan kişinin söz konusu problemi nasıl çözeceğini ona anlatmak, onun için problemi çözmekten çok daha iyi netice verebilir.

Dördüncüsü; problemi çözmek için neler yapabileceğinizi -internetten araştırmak, başkalarına sormak, ilgili alanlarda kitaplar okumak, vb.- araştırın. Her şeyi bildiğinizi ve aklınıza ilk gelenin doğru olduğunu sanma yanlışına asla düşmeyin. Ne kadar çok bilgilenirseniz olaya o kadar hâkim bir şekilde bakabileceğinizi unutmayın.

Beşincisi; kararlı olun ve bulduğunuz çözüm yolunu mutlaka uygulayın. Bazen, kısa bir zamanda ulaşılan çözümler, oldukça uzun bir uygulama zamanı gerektirebilirler. Her ne şekilde olursa olsun, çözülmesi gerektiğine inandığınız bir problemin mutlaka üzerine gidiniz.

Altıncısı; uyguladığınız çözümün nasıl sonuçlandığını görmeye çalışın. Çünkü, bazen bütün iyi niyetinize rağmen çözüm uygulamalarınız sonuçsuz kalabilir. Dolayısıyla uygulamaya çalıştığınız çözümün mümkün ve sizi hayal kırıklığına uğratmayacak bir şekilde olmasına da dikkat edin.

1. Beyin Fırtınası

Gerçekten ne istediğinizi bulmanın en kısa yolu, konuyu ya da soruyu doğrudan kendinize sormaktır. Daha özelde bu soruyu zekâ ve zihninize ev sahipliği yapan şuurunuza doğrudan sormaktır. Kaliteli cevaplar alabilmeniz soracağınız sorunun netliğine göredir. Bunun için size bir yol öneriyoruz. O da “beyin fırtınası” olarak adlandırdığımız metottur. Aşağıda, bu metoda ait beş temel basamağı göreceksiniz:

Birinci basamak: Boş ve temiz bir kâğıdın üzerine beyin fırtınası yapmak istediğiniz konuyu “soru” biçiminde yazınız.

İnsanoğlunun beyni ve kalbi yeryüzündeki en güçlü bilgisayarları dahi çok çok gerilerde bırakacak şekilde dizayn edilmiş İlâhî büyük bir armağandır. Bu bilgisayarı kullanabilmek için onun programlama dilini öğrenmeniz gerekmiyor. Sadece aynanın karşısına geçin, kendinize bakın ve soruyu doğrudan kendinize sorun, böylece aklınıza ve kalbinize danışmış olacak, bu değerli müsteşarlar da size en güzel ve doğru cevabı vereceklerdir.

İkinci basamak: Aklınıza gelen her şeyi yazın.

Sayfanın hemen başında yazmış olduğunuz soruya bakın ve vereceğiniz bütün cevapları dinleyin ve yazın. Size önemsiz gibi görünen cevaplar da dahil zihninize gelen bütün cevapları kaydedin. Kullanılışlı veya değil, mantıklı veya mantığa uygun düşmeyen, onayladığınız ya da onaylamadığınız bütün cevaplarınızı yazın. Beyin fırtınasının ilk kuralı kendinizi dinlemektir. Siz kendinizi dinlemeyeceksiniz de kim dinleyecek?

Üçüncü basamak: Aklınıza gelen her düşünceyi memnuniyetle kabul edin.

Düşüncelerinizin önemsiz görünmesi ya da imkânsız gibi oluşlarının hiçbir önemi yok. Kendinizi, bu kadar çeşitli düşünebildiğiniz için şanslı bile görmeniz gerekir. Her bir fikri bir hediye gibi görün. Her aldığımız fikri sevme gibi bir durumumuz yok. Her fikri kabul eder, her birini açar, verene teşekkür ederiz. Önemli olan düşüncedir. Şayet bütün düşünceleri memnuniyetle kabul ederseniz, bilinçaltınız bu düşünceleri üretme konusunda daha istekli olacaktır.

Dördüncü basamak: Kaleminizi bırakın yazsın.

Kendinize yazmak için -beş dakika, on dakika, yarım saat gibi- belirli bir süre verin ve zaman bitene kadar kaleminizin yazmasına izin verin. Saçmalık gibi görünse de aynı şeyleri üst üste yazıyor gibi olsanız da yazmaya devam edin. Yazmaya devam ettikçe söyleyecek bazı şeyleriniz olduğunu keşfedeceksiniz.

Beşinci basamak: Tenkitlerinizi daha sonraya bırakın.

Sadece yazın, yargılamayın. Daha sonra yargılayabilirsiniz. Beyin fırtınası, fikirlerin doğması için çalışmaktır, onların yok etmek için değil.

Herhangi bir toplantıda, bir başkasının “amma da saçma bir fikirmiş!” dediği bir deneyim yaşadınız mı? Belki de bu olaydan sonra fikirlerinizi sadece kendinize saklamayı ve başkalarına fikirlerinizi önemsiz gördüğünüz için söylememeyi ya da bahsetmemeyi öğrendiniz. Bilinçaltınız oldukça duyarlıdır. Şayet onun önerilerini reddederseniz fikir üretmeyi durdurabilir. Mümkün olduğu kadar fikir üretin. Bırakınız kaleminiz uçsun, editörünüz yoluna devam etsin. Daha sonra dilediğinizi ayıklayabilirsiniz.

Beyin fırtınasına başlamanız için şu andan daha iyi bir vakit yoktur. Öyleyse şimdiden bir parşömen kâğıdı alıp, en üstüne şu soruyu yazınız:

Kesinlikle elde edeceğimi bilseydim, hayattan istediğim ne olurdu?

Şimdi cevaplarınızı yazın. Listeye yazdığınız hususları başarıp başaramayacağınızdan endişe etmeyin. Bu köprüyü oraya geldiğinizde geçeceksiniz. Şimdiden, ne istediğinize, onu nasıl elde edeceğinize odaklanın. Zihninize gelen her şeyi yazın. Kaleminizi en az yarım saat kadar yazması için serbest bırakın. Hayatınızdaki belirli alanlarla ilgili düşünmeniz daha faydalı olacaktır. Mesela, işinizden, ev hayatınızdan, akrabalarınızdan beklentileriniz nelerdir? Sağlığınız, hobileriniz, sosyal aktiviteleriniz, dünya üzerinde bırakmak istediğiniz etkiler, kimlerle beraber olmak, nasıl hatırlanmak istediğiniz vb. konulardaki düşüncelerinizi serbest bırakınız.

Bunu yaptıktan sonra derin bir nefes alın. Ayağa kalkın, yürüyün. Tekrar geriye geldiğinizde yeni bir hamle için gerekli enerjiyi almış olacaksınız.

2. İrade Gücü

Siz de belki benim gibi, iradenin ne derece önemli bir unsur olduğunu çeşitli vesilelerle duydunuz ya da okudunuz. Bizler, ailelerimizin, arkadaşlarımızın ve toplumumuzun düşünüş tarzlarından oldukça kuvvetli bir şekilde etkilenerek büyüdük. Hala etrafımızda gerçek olarak telakki ettiğimiz o kadar çok yanlış düşünce şekilleri var ki bunları yeniden kontrol etme gereği bile duymuyoruz. İsterseniz öncelikle irade kavramını önce basit bir şekilde ele almaya çalışalım, daha sonra da teknik ayrıntılara girmeye çalışırız.

Bir yönüyle irade, istenilen şeyin gerçekleştirilebilmesi için zihnimizin bir bölümünün diğer bir bölüm tarafından bastırılmasıdır. Mesela, diyet yapan bir insan, şiddetle arzu ediyor dahi olsa canının çektiği yiyecekleri yememek için irade gücünü kullanır. Yani bir istek ve söz konusu isteğe karşı başka bir istek karşı karşıyadır ve biri diğerini bastırmaktadır. Yine, bir kimse rahat koltuğunda oturup kitap okumaktan çok hoşlanıyorsa, fizikî eksersizleri yapabilmek için irade gücünü kullanmak durumundadır. Dolayısıyla, diyet yapan ya da rahat koltuğunda kitap okuyan kişi, iradesini, bir isteğini diğer bir isteğine karşı galip getirmede kullanmış olmaktadır. Mağlup olan istek, ister kitap okuma isterse de bol proteinli yiyecekler olsun. Biz bu duruma “zıt bölünmeler” diyeceğiz. Diyet yapan kişi örneğinde bol proteinli yemekler yemek, fiziksel egzersiz örneğinde de rahat bir koltukta kitap okumak bastırılan bölümlerdir. Diyet ya da fizikî eksersiz yapmak da bastıran bölümdür. Yani kısaca bir bölüm, ortaya çıkabilmek için diğer bir bölümü bastırmaktadır.

3. İrade, Başarısızlık ve Kazanma

İrade gücünün nasıl başarısızlığa uğradığını biraz izah etmek gerekmektedir. Çünkü irade gücünün nasıl yanlış bir şekilde kullanıldığını ve ona ait temel özellikleri tanımak önemlidir.

Mesela diyet yapan bir kimse, kısa vadede istediği yiyecekleri yememe becerisi ve iradesini gösterecektir. Ama birkaç gün, bir hafta ya da bir ay sonra ne olacaktır? Belki de şöyle cevap verdiğinizi duyuyor gibiyiz: “Bir müddet sonra diyeti bırakacak, istediklerini yemeye başlayacak. Fizikî eksersiz yapan kişi de artık rahat koltuğuna oturup kitap okuyacak.” Bu kişiler belki de artık, “daha fazla irade gücüne ihtiyacım var” diyecekler. Bu senaryo böyle devam eder gider. Ancak, anlaşılması gereken önemli bir nokta var. Zaman geçtikçe, bastırılan taraf gittikçe kuvvetlenmeye başlar ve diyet örneğindeki kişi, kendini şişmanlatacak yiyeceklerden kaçamaz hale gelir. Böylece, o ana kadar bastırılan ve mağlup olan taraf artık galip gelmiş olur ve irade yenilgiye ve başarısızlığa uğrar. Ne acıklı bir durum! İşte bu sıfır noktasıdır. Çünkü, bir kazandınız ve bir kaybettiniz. 1-1= 0! Üstelik sıfır, savaşı kaybetme anlamındadır. Çünkü, bizleri varlık dünyasına çıkaran Yüce Yaratıcının ve etrafımızdaki hayatın bizden istediklerini yerine getirmemiş olmakla, düşünce ve idealimizdeki “başarı” unsurundan oldukça uzağa düşmüş sayılırız.

Biz böyle kazanıp-kaybettikçe, beynimiz bize tutarlı bir başarı için güvenemeyeceğini öğrenir ve daha fazla başarısız olmamamız için bizi durdurmaya başlar. Bu, yeni bir “ben, imkânı yok başarılı olamam” fikri ve inancının gelişmesi anlamına gelmektedir.

Davranışlarımızda tutarlı değilsek, başkalarının bize bakış açısı da o şekilde olur. Böyle bir bakış açısı ise, onların bize yapabilecekleri çok değerli katkıların da yok olması anlamına gelir. Gerçek bir başarının meydana gelebilmesi ve üzerinde başarı fidelerimizin gelişip büyüyebilmesi için kaliteli bir toprağa ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu sebeple, insanların bizi tutarlı olarak tanımalarının büyük önemi vardır. Bu tutarlılık, insanların bize olan güvenini yükseltecek ve başarı için önemli bir anahtar olacaktır. Çünkü başarı, size güvenen insanlarla kurduğunuz sağlam bağlantılarla birlikte oluşmaktadır.

İnsanlar bilhassa da geçmişte yaşadıkları problemleri düşünerek gelecekle alakalı endişeler üreterek, içsel çatışmalarla fizikî, zihnî ve ruhî enerjilerinin büyük bir bölümünü kullanırlar. Dahili çatışmalardan uzak kaldığınızda, ne kadar büyük bir enerjiye sahip olabileceğinizi bir hayal edin. Biri ileri götürmeye diğeri ise geri çekmeye çalışan bir motor gücün, sahibini hiçbir yere götürmeyeceği açıktır. Ama her ikisi de ileri götürmeye çalıştığında, bu kişinin ne kadar hızlı hale gelebileceğini az-çok takdir edersiniz. Zihninizi ve kapasitenizi blokaj halinde tutan bu tür dahili çatışmalar yaşıyor musunuz? Şayet öyleyse, zihnimizi bu durağanlıktan sıyırmalı ve nasıl daha üretken hale gelebileceğimizin projelerini ortaya koymalıyız.

Bizler, irade gücümüzü genelde, kendimiz ve çevremizle olan geçmişe ve geleceğe ait dahili çatışmalar ve engellerin nasıl aşılabileceği hususlarına yoğunlaştırmaktayız. Bazı isteklerimizi bastırmaya devam ederken, söz konusu isteğin yeni ve daha üretici bir şekilde kendisini duyurmaya çalışacağını bilmemiz ve irade gücünü kullanarak dengeli ve tedbirli olmamız gerekir. Yani bir istek bölümünü bastırırken aşırıya kaçmama ve dengeli davranmayı önemsemeliyiz. Şayet önemsemez isek mesela dinlenme isteğini bastırıp, daha çok şey elde etme isteğini diri tutan, ama daha sonraları zayıf kalması sebebiyle zorunlu olarak dinlenmek durumunda kalan insan örneği, sanıyorum ne demeye çalıştığımızı daha rahat bir şekilde anlatmaktadır.

4. İstekler ve Gerçekler

Hemen her gün düşünür ve çeşitli duygular yaşarsınız. Hadiseler gelir sizi bulur. Olayların ne kadarına siz sebep oldunuz ne kadarı başkalarının sebebiyle meydana geldi? Bu hadiselerde kaderin veya daha başka unsurların hissesi ne kadar?

Pek çok defalar, hayatın zahiri ve görünen yönüyle soru ve sorunlara cevaplar bulmaya çalışır, ancak hemen her defasında da cevapları görünen kısımda bulamayız. Çünkü orada değiller. Cevaplar, yüzeyin ve görünenin altında ve bakmasını tam olarak bilemeyenler için görünmemekte.

Kütüphanelerimiz, kitap evlerimiz, kitap kataloglarımız, internet, hayatınızı değiştirebileceğinizi, sizleri istediğinizden daha fazlasına ulaştırabileceğini ve sizleri başarılı kılacağını söyleyen yeni fikirler, formüller ve tekniklerle doludur. Mesela, başarı ve kişisel gelişime ait bütün güzel fikirleri alıp bir araya toplasanız, hemen hepsinin ortak bir şekilde şunu söylediklerini göreceksiniz: “Çok büyük bir güce sahipsiniz ve “şu” tekniği kullandığınızda istediğiniz şeyi elde edeceksiniz.” Bunları okuduktan sonra da hedef oluşturarak, kişisel gelişim metotlarını kullanarak, sözler vererek, NLP (Nöro Linguistic Planning=Sinir Sistemi Dili Planlaması) programları uygulayarak, vb. yollarla durumunuzu değiştirmenin yolları öğretilmeye çalışılır.

Ancak, burada şöyle bir problem söz konusudur. Şayet, bu tür planlamalar sadece sözde kalıyorsa, isteklerinizin bir kısmı ya da büyük bir bölümü gerçekleşmeyebilir. Yanılgı taşıyan isteklerdeki ısrar ise, gerçeklerden uzaklaşma ve hayal dünyasının sonu gelmez gibi görünen labirentlerinde, doğru çizgiden sapma tehlikesini de beraberinde getirebilir. Çünkü isteklerimizin anında gerçekleşmesini, neredeyse sınırsız bir güce ya da harikuladeliğe sahip olmayı istemiş, dolayısıyla da kendinizi unutmuş olursunuz.

Kendinize biraz daha yakından şekilde bakacak olursanız, bilinçli isteklerinizin, ancak çok az bir yüzdesine ulaşabildiğinizi görürsünüz. Başarı teknikleri bile uygulamış olsanız, bu tekniklerin bazen işe yaradıklarını, bazen de bir etkilerinin olmadığını görürsünüz. Ancak burada yine de sormamız gereken çok önemli birkaç soru bulunuyor:

Niçin siz bazen başarılı olurken diğerleri olamıyor?

Niçin siz kısmen de olsa hedeflerinize ulaşabilirken diğerleri hiç ulaşamıyor?

Niçin siz düşüncelerinizin bir kısmını gerçekleştirebilirken diğerleri hiç gerçekleştiremiyor?

Bundan sonraki kısımda biraz da genel anlamda hayatımızı etkileyen, bizde ve çevremizde değişikliğe sebep olan ama görünmeyen ya da tam olarak hissedilemeyen bazı insani donanımlardan söz etmeye çalışacağım.

5. Bilinçaltı

Bir kitabevine gittiğinizde yüzlerce çeşit kitabın sergilendiğini görürsünüz. Bu kitapların hepsi de daha önceden üzerinde çalışılmış, tartışılmış, hatta internet ortamında paylaşılmıştır bile. Günlük gazetelere, haftalık-aylık dergilere bakınız. Ya da radyo dinleyip, televizyon izleyiniz. Dünyanın hemen her yerindeki insanların, ortaya koyabilecekleri faaliyetleri icra ettiklerini görürsünüz. İnsanlar, kendilerini tamamen yapabilecekleri işlere vermiş durumdadırlar.

Bilgi-eğlence araçlarının kullanılmasının temel sebebi, kişilerin kendi içlerinde duyup hissettikleri “iç deneyim ve tecrübeler” diyebileceğimiz bir süreç yaşıyor olmalarıdır. İnsanlar genellikle, filmlerde meydana gelen olayı yorumlar, ama filmin çok önemli bir bölümü olan “senarize etme” kısmını ve “kamera arkasını” pek de düşünmek istemezler. Siz öğrenir, hisseder ya da eğlenirken “iç deneyiminiz”de neler yaşıyorsunuz? Şöyle durun ve birkaç saniye düşünün. Bizler için “içte hissettiklerimiz”, genelde “dışarıda” olup-bitenden daha fazla önemli olmaktadır. Bu, hemen herkes için geçerli ve normal bir durumdur. Çünkü, insanlara ne istediklerini ve istedikleri bu şeyi ne için istediklerini sorduğunuzda, size genelde, “gönül huzuru, kafa dinginliği, güven, mutluluk, vb.” şekilde cevaplar vereceklerdir.

Dolayısıyla asıl istenen “iç tecrübe ve deneyim”dir. Ev, araba, mal, mülk gibi isteklerin temeline indiğinizde de aynı şeyleri göreceksiniz. Bu durumda şu öneriyi yapabiliriz sanırım. Dışarıda olup bitenden (iş, para, arkadaşlık, sağlık, vs.) daha fazla olarak içeride olup bitenle (düşünceler, duygular, öğrenme/gelişme, vs.) ilgilenmeye ve hayatınızda yapmak istediğiniz değişiklikleri öncelikle içeride yapmaya çalışınız.

Burada oldukça ilginç bir durum var. Sinema izlerken filmin akışına kendinizi o derece kaptırırsınız ki, filmi sahneleyen, senaryolaştıran, ilgili aktörleri bulup, onları istediği şekilde konuşturan ve hareket ettiren direktörü/yapımcıyı aklınıza bile getirmezsiniz. Siz de hayatınızın direktörüsünüz. Bu hayata, hemen hemen ortak duygularla gönderildiniz. Dolayısıyla bilinçaltınız, her gün yirmi dört saat sürekli bir şekilde hayattaki hedefinizin gerçekleşebilmesi için çalışmakta.

Diğer bir önemli nokta ise, başarı, motivasyon vb. konulardaki yazı ya da konferansların bir açıdan doğruyu yansıtırken, bir başka açıdan ise yanlış olmalarıdır. Şöyle ki: Onlar, sizde direktörlük yapan bölüm, yani bilinçaltınız ile alakalı olarak konuşuyorlarsa bu doğrudur. Ama sizin bilinçli, yani şahsiyetinizle alakalı bölüm için konuşuyorlarsa bunun pek büyük bir sonucu olmayacağını söylememiz gerekir.

Şimdi aktarmaya çalışacağımız hususların, size faydalı olmasını ümit ediyoruz:

Sizde, perde arkasında kalıp da hayatınıza yön veren önemli bir unsur var. Bilinçaltı. Bilinçaltını şekillendirme tamamen size ait bir olgudur.

Günlük deneyim ve tecrübelerinizde en kıymetli rol bilinçaltınıza aittir.

Bilinçaltınızın sizin için önemi, hedef ve ideallerinizi gerçekleştirmede size büyük yardımından dolayıdır.

Bilinçaltınız ile nasıl irtibata geçebileceğiniz, taleplerinize ondan nasıl cevap alabileceğiniz, üzerinde ehemmiyetle durulması gereken bir konudur.

Bir bardak sıcak su sadece bir bardak sıcak sudan ibarettir. Bir çay poşeti sadece bir çay poşetidir. Ama siz bu ikisini bir araya getirir, birleştirirseniz ortaya içimi çok güzel bir bardak çay çıkar. İşte siz de dışarıdaki dünyanız ile içerideki dünyanızı birleştirirseniz, ortaya çok güzel ve taze bir hayat çıkar. Yani, görünen irade ve bilinciniz ile görünmeyen bilinçaltı ve alt iradeniz müşterek çalışabilirlerse, hayatınızda oldukça başarılı ve tatminkâr sonuçlar alırsınız.

6. İletişim Ağı

Günlük hayatımızda telefonlar, cep telefonları, faks makineleri, bilgisayarlar, internet, televizyonlar, radyolar ve uydularla kuşatılmış durumdayız. Bu cihazlar bizleri bir araya getirmekte ve birbirimizle iletişim kurabilmemizi mümkün hale getirmektedirler.

İşte gerçekten de filminizi çekmek, aktör ve aktrisleri bir araya toplayıp onlara neyi, nasıl ve ne zaman yapmaları gerektiğini anlatmak istiyorsanız, direktörünüz ve ekibi arasında bilinçaltı seviyesinde bir iletişim kurmanız gerekmektedir. Dünya dediğimiz bu orijinal stüdyo inşa edildiği zaman, göremediğimiz bir iletişim ağı da tesis edilmiştir. Bu iletişim ağı, yeryüzünde yaşayan bütün canlıları bilinçaltı seviyesinde birbirine bağlamaktadır. Genel manada bu durum biraz internete benzetilebilir. Ancak daha güçlü, daha hızlı ve bu iletişim için bir bilgisayara da ihtiyacınız bulunmamaktadır. Bunu biraz iyi anlayabilmek için isterseniz şu türdeki misalleri düşünebilirsiniz: Herhangi bir şey meydana gelmeden önce onu bildiğiniz anlar olmuştur. Ya da birisi telefon etmeden önce o kişinin telefonla sizi arayacağını hissetmişsinizdir. Ya da birisinin düşüncesini bilmiş, onu ifade etmişsinizdir. Birisine dikkatlice baktığınızda bile onun dönüp size baktığı anlar çok olmuştur. Bütün bu tecrübeler ve daha pek çokları, sizin bilinçaltı seviyesinde diğer varlıklarla nasıl bir irtibat içerisinde olduğunuzu göstermektedir.

Dolayısıyla, bu iletişim ağına bağlı olan bizler, haberimiz olmadan çeşitli e-mailler, duyurular, bildiriler, vs. göndermekte, isteklerimizi ve diğerlerine neler sunabileceğimizi bir şekilde belirtmiş olmaktayız. İnsanlar da bizim bu iletişimimize cevaplar göndermektedirler. Aynen gerçek dünyada olduğu gibi, bu tür bir iletişim vasıtası ile müzâkere etmekte ve görüşmeler yapmaktayız. Yirmi dört saat bu mesajlar gidip gelecekleri yere bilinçaltı seviyesinde gitmekte ve gelmektedirler.

Sonuç

Size bir soru sormama izin veriniz. “Televizyon seyretmekten hoşlanıyor musunuz?” Bu soruya “evet” cevabı verdiğinizi kabul ediyorum. Çünkü, pek çok insan bu cevabı veriyor. Televizyon seyretmeyi sevmiyorsanız bile lütfen okumaya devam ediniz. Televizyon seyretmekten hoşlanıyorsunuz. Acaba “niçin” diye düşündünüz mü?

Dünyanın değişik bölgelerindeki pek çok insanla konuştuğumuzda televizyonu sevme ve seyretmeyle alakalı dört temel sebep gösteriliyor:

Eğlenceli olması,

Gündelik hayatın rutin koşuşturmacasından uzaklaştırması,

Televizyondan eğitici ve eğlendirici bir şekilde faydalanılabilmesi,

Değişik görüş ve fikirlere televizyon aracılığıyla ulaşıyor olunması.

İlginçtir ama, televizyon ya da sinema tam bir deneyim aracı değildir. Program ne kadar iyi olursa olsun, siz bir programa ne kadar adapte olursanız olun, şunu bilmektesiniz ki, evde koltuğunuzda oturmaktasınızdır. İzlemeye çalıştığınız aktörler ya da aktrisler ise ekranda direktörleri aracılığı ile kendi rollerini tamamlamaktadırlar.

Daha da önemlisi, bakmakta olduğunuz insanların ne hissettikleri ya da düşündüklerini bilmiyor olmanızdır. Onlarla sizler arasında, onların deneyim ve tecrübeleri ile sizin deneyim ve tecrübeleriniz arasında bir uzaklık ve engel bulunmaktadır.

Halbuki televizyon programlarında izlediğiniz insanların düşündüğü şekilde düşünen, onların bildiklerini de yine benzer bir şekilde bilen, televizyonun dışındaki esas şahsiyet yani kişilik sizsiniz. Dolayısı ile emrinizdeki iç direktör (irade, ruh, akıl) sayesinde tamamen isteğiniz ve sevdiğiniz bir karaktere dönüşebilir, hangi karakteri seviyorsanız o karakterin yaptıklarını, düşündüklerini, konuştuklarını iç direktörünüz vesilesi ile yapmaya, düşünmeye, konuşmaya başlayabilir ve hayallerinizde ulaşmak istediğiniz karaktere de ancak siz ulaşabilirsiniz.

Hemen herkesin hayallerini gerçekleştirebilmesi, maddi ve manevi donanımlarını taallümle tekemmül istikametinde kullanabilmesi, ruh, kalp, fuâd, nühâ, lübb, tefekkür ve tezekkür önündeki varsa blokajların yok olması dileklerimle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s