Efendimiz (sas)’de Çocuklara Olan Şefkat

Musa Kâzım GÜLÇÜR

28 Şubat/2019

Giriş

Bu kısa çalışmada çocuklara gösterilecek şefkatin insan hayatındaki yeri ve önemi bazı yönleri ile ele alınmaya çalışılacaktır. Bu açıdan konu önce, “anne ve baba sevgi-şefkatinin çocuk açısından önemi” itibarı ile incelenecek, daha sonra da her konuda bizlere en güzel örnek Efendimiz (sas)’deki “çocuk şefkati” örnekleri ile görülmeye çalışılacaktır.

Çocuk Ruh Sağlığı Açısından Anne Sevgi-Şefkatinin Önemi

Bebeğin fiziki gelişimi için anne sütü ne kadar önemli ise ruhi ve hissî gelişimi için de anne sevgisi bir o kadar önemlidir. Çünkü annenin bebeğine daha doğumunun ilk gününden başlayarak vereceği sevgi bebeğin huzurlu ve güvenli büyümesini sağlayacaktır.[1] Annelerde, bilhassa doğumdan sonra farklı bir boyutta ortaya çıkan çocuk sevgisi fıtrata bağlanabilir. Bunun yanında, doğumun ve emzirmenin getirdiği nöro-endokrinolojik tesirlerle çocuk sevgisi, annede hem fizyolojik hem de biyolojik olarak daha da gelişmektedir. Nöro-Biyoloji dalında elde edilen bilgilerin ışığında bu konuya yaklaşırsak, kadınlarda görülen bu güçlü sevgi duygusunu, yumuşaklığı, sevecenliği, kısacası annelik insiyakını, “oxytocin denilen destekleyici bir hormona bağlamamız gerekmektedir.”[2] Davranış bilimcilerine göre, kadının beyninde oluşan bu etkileyici hormon anne sütünü sağladığı gibi annenin, doğumdan önceki hal ve hareketlerini de olumlu yönde değiştirmektedir.

Yeterli Anne Sevgi-Şefkati Alamayan Çocuklarda Meydana Gelebilecek Olumsuz Gelişmeler

Araştırmalar, anne terbiyesi ve eğitimini kesintisiz olarak alamayan bebeklerin -ruhen sağlıklı yetiştirilemedikleri için- saldırgan, tecavüzkâr, sataşkan kısacası anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını göstermektedir.

Eğer, çocuktaki düşmanlık, hırs, hissi fukaralık, egoizm, kötüye temayül gibi menfi hasletler sosyal çevrenin etkisinden değilse bile genellikle aile terbiyesi ve anne şefkatinin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır.

Genelde ilgi, sevgi ve merhametten uzak bir ortamda yetişen çocukların beyinlerinde gayri-ihtiyari olarak daimî olumsuz izler kalmaktadır. Şuuraltında oluşan ve gelişen bu izler çocukları sürekli takip etmekte onları menfi bir etki altında bırakmaktadır.[3]

Bilhassa sinirli, stresli ve huzursuz anneler doğumdan sonra bebeklerine yeterince sıcak bir atmosfer sağlayamadıkları için bebeğin ruhi dengesini bozmaktadırlar. Çocuğun böyle durumlarda daha korkak ve şüpheci olduğu ortaya çıkmaktadır. Annenin, isteyerek veya istemeyerek yaptığı bu tarz muamele karşısında çocuklarda güvensizlik duygusu hâkim olmakta ve dolayısıyla bu da meydana gelen çocukların şahsiyetlerinin oluşmasını, karakterlerinin güçlü bir şekilde yerleşmesini ve gelişmesini olumsuz olarak etkilemektedir.

Bu şekilde şahsiyet ve karakter zaafı ile yetişen, dolayısı ile problemli bir kişilik oluşturmaya başlayan çocuklar ve gençler için yapılması gereken en temel davranışlardan birisi de annelerin, çocukları ile iletişim kanallarını özellikle açık tutmaya çalışmalarıdır. Araştırmalar, iletişim bozukluğunun, gençleri olumsuz davranışlara ittiğini, onların kendilerini ispat adına hiç de onaylanmayacak davranışlara rahatlıkla yönelmelerine sebep olduğunu göstermektedir. Bütün bu açılardan düşündüğümüzde, çocuğun duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade etmesi için onu biraz cesaretlendirmenin olumlu sonuçlar vereceği anlaşılmaktadır. Bizlere düşen görev, çocuklarımızı daha baştan azarlamadan, yargılamadan ve düşüncelerinden dolayı küçümsemeden dikkatlice dinlemek ve çözüm için beraberce çalışmaktır. Şayet ebeveynler olarak var olan problemi çözemeyeceğinizi düşünüyorsanız mutlaka yardımcılara başvurma faydadan hali olmayacaktır.[4]

Baba Şefkatinin Önemi

Baba şefkati ve birlikte geçirilen zaman en az anne şefkati kadar önemlidir. Şefkatin varlığı psikolojik rahatlık, uyum, yüksek karakter ve şahsiyeti yapılandırmada önemli bir rol oynamaktadır. Yapılan araştırmalar, babanın çocuğuyla ilgilenmesinin çocuğun kendine güvenini ve okul başarısını olumlu bir şekilde etkilediğini göstermektedir.

Özellikle günümüzde baba; erişilmez, anne ve çocukla sağlıklı bir iletişimden uzak, bazen de sinirli bir yapıyı normal görmektedir. Bu tutuma uygun şekilde bazen çocuk, annesi kanalıyla babasına dolaylı olarak ulaşabilmekte, iletişim kurabilmektedir. Sevgisiz veya sevdiğini iddia ettiği halde bunu açığa çıkarmayı kendisine ya da otoritesine bir noksanlık sebebi sayan baba tutumu, çocuklarda davranış bozukluklarına, zihnî/ruhî çatışmaların yaşanmasına, akademik başarısızlıklara ve hatta ileriki dönemlerde madde kullanımına kadar varabilecek yanlış süreçleri tetikleyebilmektedir.

Bu anlayış, baba-çocuk ilişkisini ‘ekonomik babalık’ dediğimiz biçime dönüştürme eğilimindedir. Kendi çocukluk dönemlerinde sağlıklı bir baba modeli ile yetişmeyen bireyler, yaşadıkları bu sağlıksız ilişkileri çocuklarına da yansıtmaktadırlar. Babalık kavramı ile ilgili olarak ne yapacaklarını tam bilemedikleri için, iyi bir model oluşturamamakta, dolayısıyla kısır bir döngü devam etmiş olmaktadır.

Çoğunlukla şöyle bir tablo yaşanır. Baba evde oturmuş telefonunda sosyal medya ile meşgulken ya da televizyon seyrederken, çocuk bir soru sorarak babanın yanına yaklaştığında reddedilmiş veya annesine sorması gerektiği belirtilmiştir. Aslında çocuk bu duruma bir anlam veremez. Fakat ne yazık ki baba ile kurulmaya çalışılan iletişim daha başlamadan bitmiştir. Sıklıkla bu şekilde reddedilen çocuklar hayal kırıklıkları yaşar ve babanın tutumunu normal kabul etme, bu tutumdan hoşlanmadığı halde razıymış gibi görünürler. Biraz daha cesaretli çocuklar ise, küserek babaya tepkisini ortaya koymaya çalışırlar.

Oysa etkin, faydalı, sevecen ve ilgili baba olmak, yalnızca çocuğun ekonomik ihtiyaçlarını gidermekle yerine getirilmiş olmaz. Etkin baba olmak, çocuğun özellikle de ‘güven’ duygusunun geliştirilmesi için çaba göstermek, çocuk ile sağlıklı diyaloglar kurabilmek, çocuğun zihnî ve ruhî anlamda şahsî verimini artırmak ile mümkün olmaktadır.

Bu konuda önerilebilecek yüzlerce çözüm vardır. Biz de burada bu çözümlerden pratik gördüğümüz bir tanesini babalara önermek istiyoruz. Çocuklarınızla bire bir zaman dilimleri oluşturmaya çalışınız. Bu zaman dilimleri on dakika kadar bile olabilir. Ancak çocuk, bu zamanın kesinlikle kendisine ayrıldığını bilir ve babaya daha fazla itimat duyar. Bu zaman diliminde planlanmış ziyaretler de yapılabilir. Bütün bu aktivitelerde çocuk, babasının kendisine özel bir şekilde zaman ayırdığını bilir ve mutlu olur.[5]

Efendimiz (sas)’de Çocuklara Olan Şefkat

Efendimiz (sas) her konuda olduğu gibi “çocuk şefkati” konusunda da en güzel örnek olmuştur. Peygamber Efendimiz (sas) çocuklara çok şefkat gösterir, onlarla haşir neşir olurdu. Kendisiyle çocuklar arasında hiçbir engel bırakmazdı. Çocukların çekinip ürkmelerine sebebiyet verecek hiçbir davranışı da olmamıştır. Bir çocuk gördüğünde mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Yolda gördüğü her çocuğa selam verir,[6] onların hal ve hatırlarını sorar,[7] onlarla konuşur ve şakalaşırdı.[8] Çocuklarla oynar,[9] onlara hediyeler verirdi.[10]

Allah Resulü bir seferden döndüklerinde çocuklar kendilerini karşılarlardı. Allah Resulü de durur sahabelerine çocukları kaldırmalarını emrederdi. Onlar da çocukların kimini Allah Resulü’nün önüne, kimisini terkisine bindirir ve bazılarını da kendi bineklerine alırlardı.[11] Çocuklara karşı çok şefkat ve merhametliydi. Peygamberimizin (sas) ifadesiyle çocuk; “Cennet kokusudur”,[12]Gönül meyvesidir[13] ve “Berekettir.[14]

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), “Küçük çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın[15] buyurmuşlardır. Kalbinin katılığından şikâyetçi olan birisine de, “Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona bir sevap vardır. Kim bir yetim kız ya da erkek çocuğuna iyilikte bulunursa Ben ve o kişi Cennet’te böyle yan yana olacağız” diyerek mübarek işaret ve orta parmaklarını diğerlerinden ayırarak göstermiştir.[16] Çocukları sevindirmenin hususi önemine vurgu yapan Efendimiz (sas), “Cennette ferahlık ve sevinç evi denilen öyle gösterişli bir yer vardır ki, oraya yalnız çocukları sevindirenler girebilir[17] buyurmuşlardır.

Efendimiz (sas)’in çocuklara gösterdiği ilgili ve şefkat dolu tavrı, Ebu Hüreyre (ra) şu örneklerle anlatmaktadır:

“Meyvenin ilk çıkanı getirildiği zaman Resülullah (sas): ‘Allah’ım! Bize, Medinemize, meyvelerimize, müdd ve sâımıza (yani ölçeklerimize) kat kat bereket verdiye dua eder, sonra da meyveyi orada bulunan en küçük yaştaki çocuklardan birine verirdi.[18]

Üsâme b. Zeyd de bir hatırasını şu şekilde nakletmektedir:

Resülullah beni bir dizine, Hasan’ı da diğer dizine oturtur, sonra ikimizi birden bağrına basar ve Allah’ım! Bunlara merhamet et, çünkü ben bunlara merhamet ediyorumderdi.[19]

Benzer bir olayı Râbia b. el Haris şu şekilde anlatmaktadır:

Babam beni, Abbas da oğlu Fadl’ı Resülullah’a gönderdi. Huzurlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı sollu dizlerine oturttu. Bizi öylesine bağrına bastı ki, daha kuvvetlisini görmedik.

Abdullah b. Selâm’ın oğlu Yusuf, Resülullahın kendisine ‘Yusuf’ adını verdiğini ve başını okşadığını söylemektedir.[20]

Cabir İbnu Semüre (ra) de henüz çocukken Resulullah (sas) ile bir anısını şöyle anlatmaktadır:

Resülullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte ilk namazımı kılmıştım. Sonra aleyhissalatu vesselam ailesine doğru yola çıktı. Onunla ben de çıktım. Onu bir kısım çocuklar karşıladı. Çocukların başlarını okşadı. Benim başımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve sanki attar dükkanından çıkmış gibi çok hoş bir koku hissettim.”[21]

Enes b. Mâlik, Efendimiz (sas)’in çocuklara olan sevgi ve şefkatini şöyle resmetmektedir:

Ailesine karşı Resülullah’tan daha şefkatli bir kimse görmedim. Oğlu İbrahim’in, Medine’nin bir kenarında oturan sütannesi vardı. Sütannenin kocası bir demirci idi. Resülullah (sas) ile birlikte oraya sık sık giderdik. Varınca, demircinin dumanla dolmuş evine girer, çocuğunu kucaklar, öper, koklar, bir müddet sonra dönerdi.[22]

Peygamberimiz, bir defasında çocuklar arasında koşu düzenledi. Onların önce bir hizaya sıralanmalarını istedi. Kendisi de yarışın sona ereceği noktada durdu. “Kim yanıma daha önce gelirse ona şöyle şöyle hediyeler vereceğim” dedi. Koşarak yanına gelen çocukların kimisi bağrına kimisi de sırtına tırmandı. Efendimiz (sas) onların hepsini öptü ve kendilerine hediyelerini verdi.[23]

Kız çocuklarının ailenin ve toplumun kalkınmasına yaptıkları büyük katkılar henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Anne ve baba ile toplumun tamamı, kız ve erkek çocuklarını eşit biçimde sevme sorumluluğunu paylaşmalıdırlar. Bu itibarla, çocuklarının ruh sağlığını her şeyden önce gözeten bir anlayışa dayalı aile eğitimi önemini giderek artırmaktadır. Peygamberimiz, çocuklar arasında sevgide dahi adaletli davranma ile ilgili şu öğütte bulunmuştur:

Şüphesiz ki Allah, çocuklarınız arasında öpücüklerinizde de eşit davranmanızı sever.[24]

Babası tarafından önemsenen, ciddiye alınan ve erkek kardeşleriyle eşit muamele gören kız çocukları, hayatları boyunca daha bir güven ve emniyet duygusu içerisinde yaşarlar. Hz. Enes’in rivayetinde:

Adam çocuğunu öpüp dizine oturttu. Derken kızı da geldi. Onu da önüne oturtunca Resülullah (sas), “Aralarında eşit muamele yapmayacak mısın?” diye ikazda bulundu (Buharî, Edeb, 12-13).

Efendimiz (sas) kendi hayat-ı seniyyelerinde en küçük gibi görünen hususlarda da adaleti bırakmamıştır. Kendisine getirilen yiyecek ya da içecekleri âdeti üzere sağındaki kişilerden başlayarak dağıtırdı. Bir defasında kendisine bir içecek getirilmişti. Sağında bir çocuk, solunda ise daha yaşlılar vardı. Normalde daha yaşlılardan başlamak isteyen Efendimiz (sas) çocuğun hakkını yok etmemek için ondan izin almak istemişti. Bu sebeple:

Bardağı şu yaşlılara vermem için bana izin verir misin?” dedi.

Çocuk da: “Ey Allah’ın Resulü, Allah’a yemin olsun sizden gelecek nasibimi başkalarına vermem!” diye cevap verdi. Bunun üzerine bardağı çocuğa verdirmiştir.[25]

Peygamber (sas), torununun vefatını haber aldığında beraberindekilerle kızı Zeynep’in yanına gitmiş, torununu bağrına basıp ağlamıştır. Yanında bulunan Sad b. Ubade, “Ağlıyor musun?” deyince, Efendimiz (sas), “Bu, Allâh’ın kullarının kalbine yerleştirmiş olduğu merhamet duygusudur. Allah, kullarından ancak merhametli olanlara merhamet eder.” buyurmuştur.[26] Oğlu İbrahim’in ölümünde de yine ağlamış, onun ağlamasını garip karşılayanlara da aynı manada ifadeler kullanmıştır.

Peygamberimiz, kendi çocuklarına gösterdiği ilgi kadar ashabın çocuklarıyla da ilgilenir, isimlerinin konması, giyimleri ve oynadıkları oyunlara kadar en iyi tavsiyelerde bulunurdu. Hz. Peygamber, çocuğunu hiç öpmediğini söyleyen bir bedeviye, “Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim!?[27] buyurarak çocuk sevgisinin önemine dikkat çekmiştir.

Yine bir gün Allah’ın elçisi, sahabileri ile birlikte otururken yanına torunu Hz. Hasan gelmiş, Efendimiz (sas) de Hasan (ra)’ı kucaklayıp öpmüştür. Bu durumu izleyen ve Temim kabilesinin ileri gelenlerinden Akra İbn Habis, “Benim on çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim!” demiştir. Bunun üzerine Allah’ın elçisi (sas), “Şu muhakkak ki, merhamet etmeyene merhamet olunmaz[28] buyurarak, çocuklarla ilgilenmenin, onları öpüp koklamanın, merhamet ya da şefkat diyebileceğimiz özel insanî duygu boyutuna dikkat çekmiştir.

Namaz kılarken torunlarının kendisiyle oynamalarına kızmaz, kendisi secdede iken sırtına çıkan torunlarının düşmemeleri için namazını bilerek uzun tutardı.[29] Torunu Ümame’yi çok sever, onu omuzuna alır, Medine sokaklarında dolaşırdı. Kız torununa gösterdiği bu sevgi bizlere örnek çok önemli bir davranıştır. Sütannesinin oğlu İbrahim’i görmek için zaman ayırır, onun yanına gider, kucağına alır, öper, sonra da geri dönerdi.[30]

Efendimiz (sas)’in Gayr-ı Müslim Çocuklarına Gösterdiği Şefkat

Peygamberimiz, aynı şefkat ve sevgisini Müslüman olmayan kimselerin çocuklarına da göstermiştir. Kendisine hizmet eden bir Yahudi’nin çocuğu hastaydı. Peygamberimiz onun ziyaretine gitti. Efendimiz (sas) çocuğun Müslüman olarak vefat etmesini arzuladığından çocuğa “Müslüman ol” demiş, çocuk da babasından müsaade isteyerek Müslüman olmuştur.[31]

Peygamberimiz, barış zamanında gösterdiği bu davranışını savaş zamanında da göstermiş, savaş esnasında çocukların öldürülmesini yasaklamıştır. Bir savaş bitiminde, savaş meydanında bazı müşrik çocuklarının cansız cesetlerini görünce gözleri dolu dolu olmuş ve: “Bu insanlara ne oluyor da savaş halinde bulunmaları onlara çocukları öldürmeyi caiz kılıyor?” diyerek tepkisini göstermişti. Peygamberimizin çok üzüldüğünü gören sahabelerden biri: “Ya Resulallah! Onlar müşrik çocukları değil mi?” diyerek üzüntüsünü hafifletmek istemiştir. Peygamber (sas) ise: “Farkında değil misiniz? Sizin en hayırlılarınız da müşriklerin çocuklarıydı. Sakın ha çocuklan öldürmeyin! Çünkü onlar fıtrat üzere doğarlar[32] buyurmuştur.

Sonuç

Bütün çocuklara merhamet, sevgi ve şefkat hisleri ile dolu olmak temel bir insani duygudur. Fıtratımıza yerleştirilmiş bu duygunun muktezası ile amel etmek de insaniyetimizin gereğidir. Günümüzde yetişkinlerdeki sosyal problemlerin temeline inilebilse, pek çok kimsenin “ilgisizlik, sevgisizlik, merhametsizlik, vb.” insan yapısına ve fıtratına aykırılık arz eden hususlardan şikâyet ettikleri görülecektir.

Yine içtimaî yapıda marazi bir hal almış bulunan “suç işleme, suça eğilimli olma, aile içi şiddet, uyumsuzluk, öfke, stres, psikolojik problemler, vb.” durumların kaynağına inildiğinde, bu davranış sapmalarının sevgi, şefkat ve ilgi mahrumiyeti ile doğrudan ilgili olduğu anlaşılır.

Çocuk ruh sağlığı açısından Efendimiz (sas)’deki şefkat tabloları hemen herkes için uygulanabilir, pratik çözümlerdir. Elverir ki şuur, vicdan ve ruh dünyamızı aydınlatabilecek bu örnekleri hayatımıza tatbik edelim.


[1] Josef Rattner; Aggression und menschliche Natur, Berlin–1969, s.143.

[2] Focus (Haftalık Alman Dergisi), Nr. 19; 1996, ss. 134–137.

[3] Hüseyin Peker, Çocuk ve Suç, İstanbul–1994, s. 30.

[4] Bonnie C. Minsky, Dr. Lisa E. Holk, Our Children’s Health, Vital Health Publishing, s. 130.

[5] David Arp, Claudia Arp, Answering the 8 Cries of the Spirited Child: Strong Children Need Confident Parents, Howard Publishing, s. 32.

[6] Buhari, İstizan, 15.

[7] Buhari, Edeb, 81; Müslim, Selam, 15 (Hadis no: 21).

[8] Buhari, Ahlak Hadisleri, 1, 284 (Terc. ve Şerh: A. Fikri Yavuz), Sönmez Neşriyat, İstanbul–1979, (Hadis no: 269); Müslim, Âdâp, 30; İbnül Esir, el-İsâbe, 3/466.

[9] Buhari, Ahlak Hadisleri, 1/285 (Terc. ve Şerh: A. Fikri Yavuz), Sönmez Neşriyat, İstanbul–1979 (Hadis no: 270).

[10] Vâkıdî, Kitabu’l- Meğazi, Tah: Marsden Jones, Beyrut–1966, III/979–980.

[11] Buhâri, Umre, 13; Ebu Davud, Cihad, 53 (Hadis no: 2559). Ayrıca bkz. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, Ankara, 2/510.

[12] Keşfü’l-Hafa, 2/1402.

[13] Feyzü’l-Kadir, 6/378 (Hadis no: 9689).

[14] A.e., 1/354.

[15] Suyûtî, Câmiu’s–Sağir, 2/540 (Hadîs No: 8975).

[16] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/250; Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, 8/160.

[17] Suyûtî, Câmiu’s–Sağir, 1/140 (Hadîs No: 2321).

[18] Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, İstanbul 1983, 9/ 82.

[19] Buhârî, Edep, 22, Ahmed b. Hanbel, V/205.

[20] İbnü’l-Esir, el-İsâbe, I/312.

[21] Müslim, Fezail 80, (2329).

[22] Mecmauz-Zevâid, VIII, 155.

[23] Ahmet b. Hanbel, Müsned, I/214.

[24] Suyûtî, Camiu’s-Sağîr, 1/117 (Hadîs No: 1895).

[25] Buhari, Eşribe 19; Müslim, Eşribe 127, (2030).

[26] Buhârî, Cenâiz, 33: Müslim, Cenâiz,11; İbn Mâce, Cenâiz, 53.

[27] Buhari, Edeb, 18; İbn Mace, Edeb, 3 (Hadis no: 3665).

[28] Buhari, Edeb, 18.

[29] Nesaı, İftitah, 82.

[30] Müslim, Fedâil, 62.

[31] Buhari, Cenâiz, 80.

[32] Hindi, Kenzü’l-Umma1, Beyrut–1985, IV/591.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s