İhsan Şuuru 2

Musa Kâzım GÜLÇÜR

12 Haziran 2020

Abstract

In the verses of the Quran, the requirement of visiting relatives and taking care of them is mentioned immediately after the fundamental prayers such as salah and zakat (alms-giving) shows us the great importance of keeping in touch with relatives in the Islam. Prophet Mohammad (pbuh) declares that whoever believes in Allah and the Last Day, should unite the bond of kinship (i.e. keep good relationship with his kith and kin). In this respect, Islamic scholars are of the opinion that being good to relatives is wajib (necessary). Renouncing from visiting relatives and abandoning them reckoned as a big sin in Islam. In the Quran while counting the six groups who should be treated well by the believers, orphans are mentioned in the second rank right after the relatives. Furthermore, it is explicitly ordered to the believers that the property of the orphans should not be spent; instead, their wealth must be protected and augmented till the orphan will reach to his/her maturity for being able to control own assets.

İhsan Şuuru 2

 Önceki yazımızda, Nisa, 4/36 ayet-i kerimesindeki on bir kadar güzel ahlâka ait nirengi noktalarından ilk ikisi olan “İhsan Şuuru ile Allâh’a İbadet” ve “Şirk” konularını tahlile çalışmıştık. Şimdi ise ayet-i kerimenin dikkat çektiği diğer dokuz güzel ahlâk umdesini görme ve anlama çabamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bunun için ayet-i kerimeyi yeniden hatırlamamızda fayda bulunmaktadır:

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

Allah’a (ihsan şuuru ile) ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, sorumluluğunuz altındakilere ihsan (iyilik) edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri asla sevmez.” (Nisa, 4/36)

Ayet-i kerimede üçüncü sırada yer alan “ebeveyne ihsan” konusu, daha önce “Anne-Babaya Karşı Sorumluluklarımız ve Görevlerimiz” başlığı altında ayrıntılandırılmaya çalışılmıştı. Dolayısı ile dördüncü sıradaki “Akrabalara İhsan (وَبِذِى الْقُرْبٰى)” konusu ile devam etmekteyiz.

Akrabalara İhsan (وَبِذِى الْقُرْبٰى)

Akrabalara ihsan, maddi anlamda olabildiği gibi manevi anlamda da olabilir. Hem maddi hem de manevi yönü içinde barındıran sıla-i rahim, akraba ve yakınları ziyaret etme, gönüllerini alma, hallerini ve hatırlarını sorma ihsanın en güzel şekillerinden birisidir. Akrabalara ihsan, Müslümanların üzerinde dinî ve ahlâkî bir ödevdir.

Şimdi aktaracağımız ayet-i kerimenin, her ne kadar antlaşma, ahitleşme ve din kardeşliği sebebiyle mirasçı olmayı nesh ettiği ifade edilmişse de biraz daha dikkatlice bakıldığında, ayet-i kerimenin çeşitli cemiyet üyelikleri dolayısı ile oluşan bağlara nazaran akrabalık bağlarını çok daha önemli kabul ettiği net bir şekilde görülmektedir:

 وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖى كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُهَاجِرٖينَ اِلَّا اَنْ تَفْعَلُوا اِلٰى اَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذٰلِكَ فِى الْكِتَابِ مَسْطُورًا

Nesep itibarı ile yakın olanlar (akrabalar), Allah’ın kitabında, birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler.” (Ahzab, 33/6)

Allah (cc), bu ayet-i kerime ile, akrabalık bağlarının antlaşma yoluyla oluşan bağlardan daha öncelikli olduğunu net bir şekilde beyan etmiş olmaktadır.

İslam, başta ebeveynler olmak üzere yakın akrabaların ziyaret edilip gözetilmesine yüksek seviyede önem vermiştir.

عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم

أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ‏.‏ قَالَ مَا لَهُ مَا لَهُ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم

أَرَبٌ مَالَهُ، تَعْبُدُ اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ

Halit b. Zeyd (Ebu Eyüp el-Ensari) hazretlerinden rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber’e (sas) gelerek:

— “Ya Resulallah, beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?” dedi. İnsanlar, “bunun derdi ne, problemi ne?” dediler. Resülullah (sas) şu cevabı verdi:

— “Sorması gereken bir şey var (onu soruyor). Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahim edersin.[1]

Peygamber Efendimizin (sas), Allâh’a şirk koşmaksızın ibadet, namaz ve zekâtın arkasından dördüncü sırada zikrettiği, önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman Müslümanların Cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği İslâmî davranışın adı “sıla-i rahimdir.” Sıla-i rahim, sadece akrabaları ziyaret değil, aynı zamanda her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görülüp gözetilmesi demektir.

Âyet-i kerimelerde sıla-i rahmin, namaz ve zekât gibi temel farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, İslâm’daki büyük önemini göstermektedir. Bu açıdan İslâm âlimleri, sıla-i rahimde bulunmanın farz olduğu görüşündedirler. Sıla-i rahmin terk edilmesi, akraba ve yakınlarla olan ilginin kesilmesi, büyük günahlardan sayılmıştır. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثٖيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى تَسَاءَلُونَ بِهٖ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقٖيبًا

Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlık etmeyin, akrabalık bağlarını koparmayın. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.” (Nisâ, 4/1)

وَالَّذٖينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مٖيثَاقِهٖ وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولٰئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

Allah’a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkarıp nizamı bozanlara sadece lânet vardır. En kötü yurt cehennem vardır.” (Ra’d, 13/25).

Bu âyet-i kerimeler, akrabalık bağlarının koparılmasından sakındırırken, şimdi aktaracağımız âyet-i kerime ise, bireylere akrabalık bağlarının korunması ve gözetilmesi vazifesini vermektedir.

وَالَّذٖينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ

Onlar, Rabbin tarafından sana gönderilenin hak ve gerçek olduğunu bilip, Allah’ın gözetilmesini emrettiği hususları gözetirler. Rableri olan Allah’tan çekinirler, pek çetin bir hesaptan endişe ederler.” (Ra’d, 13/21).

Bu âyet-i kerimeler ve hadîs-i şeriflerde geçen “rahim” (akraba) kelimesinin, hangi derecede akrabaları içine aldığı hususunda farklı görüşler vardır. Bazılarına göre kendileriyle evlenilmesi haram olanlar, bazılarına göre vârisler bu kelimenin anlam tabakasına dahildirler. Bazı âlimler de mahrem olsun olmasın, kişinin bütün yakınları akrabalarıdır ve “rahim” kelimesi kapsamındadır demişlerdir. Bu son görüş, toplumsal ahenk ve yardımlaşma bakımından daha kapsayıcı görünmektedir.

Sıla-i rahim”, farz seviyesindeki bir emir olduğuna göre, sıla-i rahmin yani akrabalık bağlarını koruma ve güçlendirmenin ne şekilde gerçekleşebileceğini görmeye çalışmamız iyi olur.

Sıla-i rahmin birkaç derecesi vardır:

1. Sıla-i rahmin en aşağı derecesi, akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, karşılaştığımızda selâmlaşmayı, hal-hatır sormayı ihmal etmemek, kendileri hakkında daima iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir.

2. Sıla-i rahmin ikinci derecesi ise, akrabaların ziyaretlerine gitmek ve çeşitli konularda onların yardımlarına koşmaktır. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa yerine getirmek kendilerini sevindirecektir.

3. Sıla-i rahmin üçüncü, en yüksek ve önemli derecesi ise, akrabalara maddi-manevi yardım ve destek sağlamaktır.

Sıla-i rahim açısından bazı istisnai durumları, mesela fakir birisinden akrabalarına malî yardımda bulunmasını beklemenin anlamsızlığı açıktır. Ancak zengin, hali vakti yerinde bir Müslüman’ın, sadece ziyaret ve hal-hatır sormakla sıla-i rahim görevini yerine getirmiş olduğu söylenemez. Böyle zengin birisi için sıla-i rahim, yoksul akrabalarına elinden geldiğince malî destekte bulunmaktır. Bu destek, onlara ödünç para vermekle olabileceği gibi, karşılıksız malî yardımlar şeklinde de olabilir. Şu hâlde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine güç yetirilebiliyorsa, onun yapılmasının gerekliliği anlaşılmalıdır. Yapabileceği görevi yapmamak, Müslüman bireyi bu konuda sorumlu hale getirir. Yukarıdaki âyet-i kerimede (Ra’d, 13/25), Allah Teâlâ’nın bu görevi yerine getirmeyenlere yaptığı lânet unutulmamalıdır.

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول

إِنَّ أَعْمَالَ بَنِي آدَمَ تُعْرَضُ عَلَى اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى عَشِيَّةَ كُلِّ خَمِيسٍ لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ، فَلا يَقْبَلُ عَمَلَ قَاطِعِ رَحِمٍ

Ebu Hüreyre’den (ra) rivayete göre Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

Her Cuma gecesi, insanoğlunun amelleri Allah’a arz olunur. Allâh (cc), sadece sıla-i rahimde bulunmayanların amellerini kabul etmez.[2]

Hz. Peygamber (sas), konu ile ilgili başka bir hadîs-i şeriflerinde ise, akrabaları görüp gözetmenin, “Allâh’a ve ahiret gününe gönülden imanın bir gereği” olduğunu ifade buyurmuştur.[3]

Akrabalık bağları (rahim), Allâh’ın Arş’ında asılı bulunmaktadır. Arş’a asılı halde bulunan rahim, akrabalık bağlarını gözeten, akrabalık bağlarının güzelleştirilmesine katkıda bulunanlara şu şekilde dua etmektedir:

عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

الرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ تَقُولُ مَنْ وَصَلَنِي وَصَلَهُ اللَّهُ وَمَنْ قَطَعَنِي قَطَعَهُ اللَّهُ.

Hz. Âişe’den (r. anhâ) rivayet edildiğine göre, Resülullah (sas) şöyle buyurmaktadır:

Rahim/akrabalık, Arşa asılmış vaziyette şöyle demektedir: Benimle bağ kurana, Allah da bağ kursun. Benimle bağı koparana, Allah da (onunla olan) bağı koparsın.[4]

Akrabalık bağlarını normalleştirmeyen kimselerle ilgili ilâhi ikaz ve uyarı, sadece bu hadis-i şeriflerle de sınırlı değildir.

Cübeyr b. Mut’im (ra), Efendimiz (sas)’i akrabalık bağlarını koparanın Cennet’e giremeyeceğini söylerken işittiğini nakletmektedir:

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ إِنَّ جُبَيْرَ بْنَ مُطْعِمٍ أَخْبَرَهُ انه سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ

Akrabalık bağını koparan Cennet’e giremez.[5]

Akrabalık bağlarını önemseyen ve koruyup gözeten kişilerin ömürlerinin uzayacağı ve rızıklarının bollaşacağı da şu şekilde bildirilmektedir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ

مَنْ سَرَّهُ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَأَنْ يُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ

Ebu Hüreyre (ra), Efendimiz’i (sas) şöyle söylerken işitmiştir:

Kim rızkının daha da bollaştırılmasını ve ecelinin geri bıraktırılmasını isterse, o kimse hısımları ile ilgilenip, hısımlık bağlarını ekleyip dursun.[6]

Sıla-i rahimi terk etmenin uhrevî cezasının haricinde, dünyada da bir takım bela ve musibetlere sebebiyet vereceği ikazı, sıla-i rahim vazifesini yapanların da bolluk ve berekete mazhar olacağı müjdesi, Ebu Bekre’nin (ra) Efendimiz’den (sas) yaptığı rivayette şu şekildedir:

عَنْ أَبِي بكرة قَالَ قَالَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

ما مِن ذَنبٍ أجدَرُ أنْ يُعَجِّلَ اللهُ لصاحِبِه العُقوبةَ مع ما يَدَّخِرُ له في الآخِرةِ مِن قَطيعةِ الرَّحِمِ، والخيانةِ، والكَذِبِ، وإنَّ أعجَلَ البِرِّ ثَوابًا لَصِلةُ الرَّحِمِ، حتى إنَّ أهلَ البَيتِ لَيكونونَ فُقَراءَ، فتَنمو أموالُهم، ويَكثُرُ عَدَدُهم إذا تَواصَلوا

Allâh’ın (cc), ahirette hazırladığı cezanın yanı sıra, karşılığını (dünyada) çok çabuk bir şekilde verdiği günahlar; sıla-i rahmi terk etme, hıyanet etme ve yalan söylemedir. Sevabı (karşılığı) en çabuk bir şekilde verilen iyilik sıla-i rahimdir. Hatta bir ev ahalisi fakir bir durumda olsalar da (hadîs-i şerifin diğer versiyonunda; “fâcir olsalar da”) hem hanedeki insan sayısı hem de mal-mülkleri sıla-i rahim yaptıklarında artar.[7]

Akrabalarımız, özellikle hala, teyze, amca, dayı, gibi yakınlarımız aileden sayılır. Onları kendi yakınlarımız görerek davranışlarımızı ayarlamakta büyük faydalar vardır. Resülullah (sas); “Teyze, anne yerindedir”,[8]Amca baba yerindedir[9] buyuruyor. Bu kadar yakın olan kişilere karşı elbette yerine getirilmesi gereken temel bazı ahlâkî görevler olacaktır. Onları zaman zaman ziyaret etmek, mümkünse hediyeler götürmek güzel bir davranıştır. Kendimize yapılan ziyaretleri de iade etmek gerekir. Ziyarete gelene gitmemek, aradaki bağların daha çabuk kopmasına sebep olur.

Karşılıklı ziyaretler, akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Dargınlıkları sona erdirir. Sevinç ve üzüntülerin paylaşılmasına, sıkıntılara birlikte çareler aranmasına vesile olur. Özellikle yaşlılar, yalnız kalmadıkları, çevrelerinde kendilerini seven, arayıp soran insanların bulunduğu inancı ile huzur ve mutluluk duyarlar.

Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlardan birisi de yapılan iyiliklerle ilgili olarak herhangi bir karşılık beklememedir. Sadece arayıp soran yakınlara karşı sıla-i rahimde bulunulmamalı, aksine unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir.

عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ

 لَيْسَ الْوَاصِلُ بِالْمُكَافِئِ، وَلَكِنِ الْوَاصِلُ الَّذِي إِذَا قَطَعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا‏.

Hz. Peygamber (sas) şöyle buyuruyor:

İyiliğe benzeri ihsan ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla sıla-i rahim etmiş değildir. Hakiki sıla, kendisinden akrabalık sıla ve ihsanı kesildiği halde, sıla ve ihsanda bulunan kimsedir.[10]

Ayrıca iyilik her durumda düşünülmeli ve yapılmalıdır. Maddi imkanlara henüz sahip değilken iyilik ve yardımlardan söz edip, zengin hale gelince görmezden gelmek, uygun bir davranış değildir. Bahsedilen bu durum, şimdi mealini vereceğimiz âyet-i kerimenin binler mana tabakalarından birisidir:

فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ اُولٰئِكَ الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰى اَبْصَارَهُمْ

İdareyi ele geçirdiğinizde, yeryüzünde fesat çıkarıp, akrabalık bağlarını parçalar mısınız? Bu tür kimseler, Allah’ın lânetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed, 47/22–23).

عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

لاَ تَكُونُوا إِمَّعَةً تَقُولُونَ إِنْ أَحْسَنَ النَّاسُ أَحْسَنَّا وَإِنْ ظَلَمُوا ظَلَمْنَا وَلَكِنْ وَطِّنُوا أَنْفُسَكُمْ إِنْ أَحْسَنَ النَّاسُ أَنْ تُحْسِنُوا وَإِنْ أَسَاءُوا فَلاَ تَظْلِمُوا

Hz. Huzeyfe’nin (ra) rivayeti ile Resülullah (sas) şöyle buyurmuştur:

Kim iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, kim zulüm ederse biz de zulüm ederiz diyen kimseler gibi olmayın. Bunun aksine kendinizi, iyilik yapanlara karşı iyilik yapmaya, kötülük yapanlara karşı ise zulüm etmemeye hazırlayınız.[11]

Yetimlere İhsan (وَالْيَتَامٰى)

Ayet-i kerimede beşinci basamakta “Yetimlere İhsan (وَالْيَتَامٰى)” konusu gelmektedir. Buluğ çağından önce babası ölen kız ya da erkek çocuğa “yetim” denmektedir. Babası ölen çocuk, bir anlamda bakım ve görüm desteğini kaybetmiş demektir.

Kur’ân-ı Kerîm, yetimlere ihsanda bulunmanın geçmişte Yahudilere de emredildiğini (Bakara, 2/83) beyan eder. Kur’ân-ı Kerîm, iman rükünlerine tam bir teslimiyetle iman edenlerin, bu imanlarının bir gereği olarak bilhassa da zekâtlarını vermesi gereken “altı sınıfı” sayarken, yetimleri akrabalardan sonra ikinci sırada sayar (Bakara, 2/177). Bu açıdan, bir Müslümanın zekâtını aktaracağı ya da infakta bulunacağı yerleri tespit ederken, muhtaç durumdaki yetimleri ve kimsesizleri hesaba katması gerektiği açıktır.

Kur’ân-ı Kerîm, bir başka ayet-i kerimede “Allah yolunda hangi grupları gözetmeleri gerektiğini, kimlere yardım etmelerinin uygun olacağını” soranlara “beş grubu” sıralarken, yetimlere anne-baba ve akrabalardan sonra üçüncü sırada yer verir (Bakara, 2/215; Nisa, 4/36). Ayrıca yetimlerin hallerinin salahı için uğraşılması tavsiye edilmekte -ki bu “ıslah” faaliyetinin içerisine, onların eğitim ve öğretim faaliyetlerinin temini de dahildir- (Bakara, 2/220), mal-mülklerinin mutlaka onlar adına muhafazası ve nemalandırılması istenmektedir (Nisa, 4/2). Yetimler rüşt çağına ulaştıklarında ise, mallarının kendilerine tastamam ve eksiksiz olarak iadesi (Nisa, 4/6), bir kimsenin vefatı neticesinde miras dağıtımı yapılıyorsa ve yetim kişi vefat edenin uzak ya da yakın akrabası ise, herhangi bir hisse düşmese bile mirastan onun da gönlünün hoş olacağı şekilde yararlandırılması (Nisa, 4/8) emredilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm, Müslüman devletlerin, yetimlerin mallarını ve canlarını koruma, bilhassa maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduklarını (Enfal, 8/41; Haşir, 59/7), devlet yöneticilerinin ya da yetimlerin vasilerinin, yetim mallarını haksız yere yemelerini, karınlarını ateşle doldurmaya benzetmektedir. Ayrıca bu tür kimselerin ahiret hayatlarında kesinlikle cehennemin çılgın alevlerine atılacakları (Nisa, 4/10) beyan edilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm, şayet yetimler miras sahibi iseler, onların mallarının korunmasını, geliştirilmesini, onlar kendi mallarının yönetiminde ehil hale gelinceye kadar mallarına asla dokunulmamasını emretmiştir (Enam, 6/152; İsra, 17/34). Kur’ân-ı Kerîm, yetimlerin ihtiyaçlarının karşılanmamasını, onlara gerekli maddi ve manevi desteğin verilmemesini en üst seviyede kınamış, bireylerin bilhassa da ekonomik sıkıntıya uğramalarının temel nedenini “yetimlere gerekli ihtimamın verilmemesi” olarak belirlemiştir (Fecr, 89/16-17). Ayrıca yetimleri üzmemeyi ve onları hor görmemeyi emretmiş (Duha, 93/9), yetimlerin itilip kakılmasını, dini yalanlayan ateist ve kâfir kimselerin ahlâksızlığı olarak vasfetmiştir (Maun, 10/2).

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ

مَنْ قَبَضَ يَتِيمًا بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى طَعَامِهِ وَشَرَابِهِ أَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ الْبَتَّةَ إِلاَّ أَنْ يَعْمَلَ ذَنْبًا لاَ يُغْفَرُ لَهُ

İbn Abbâs’tan (ra) gelen rivayete göre, Resülullah (sas) şöyle buyurmuştur:

Her kim Müslümanlar arasında bir yetimi tutar götürür, yiyecek ve içeceğine onu ortak ederse Allah onu mutlaka Cennetine koyacaktır. Ancak affedilmeyecek bir günah işlenmiş ise o başka.[12]

عن أبي الدرداء رضي الله عنه أتَى النّبيّ صلّى الله عليه وسلّم رجل يشكو قسوة قلبه فقال

أتُحِبّ أن يلين قلبك وتدرك حاجتك، ارْحَم اليتيم، وامسح رأسه، وأطعمه من طعامك، يلن قلبك وتدرك حاجتك

Ebu Derda’nın (ra) rivayetine göre, bir adam Nebi’ye (sas) gelerek kalbinin katılaşmasından şikâyet etti. Efendimiz (sas) ona şu cevabı verdi:

Kalbinin yumuşamasını ve ihtiyacının karşılanmasını ister misin? Yetime şefkat göster, onun başını okşa, yemeğinden yedir. O zaman kalbin yumuşar, ihtiyacın da yerine gelir.[13]

عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ كَهَاتَيْ

وَأَشَارَ بِأُصْبُعَيْهِ يَعْنِي السَّبَّابَةَ وَالْوُسْطَى

Sehl b. Sa’d’den rivâyete göre Resülullah (sas) şöyle buyurmuştur:

Ben ve yetimle ilgilenen kişi, Cennet’te şu ikisi gibiyiz.

Bunu söylerken, işaret ve orta parmağını göstermiştir.”[14]

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ

اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ.

قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا هُنَّ قَالَ

الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلاَتِ

Ebu Hüreyre’nin (ra) rivayeti ile Efendimiz (sas), “yetim malı yeme günahını” dahil ettiği ve insanı helake götüren yedi büyük günahı şu şekilde sıralamaktadır:

Allâh’a şirk koşmak, büyü/sihir yapmak, Allâh’ın haram kıldığı bir canı haksız bir şekilde öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak ve namuslu kadınlara iftira atmak.[15]

Bu yazımızda, Nisa, 4/36 ayet-i kerimesindeki on bir kadar güzel ahlâk umdesinden dördüncü basamakta yer alan “Akrabalara İhsan” ve beşinci basamakta bulunan “Yetimlere İhsan” konularını anlamaya çalıştık. İnşâAllâh bundan sonraki yazıda, ayet-i kerimenin dikkat çektiği diğer altı güzel ahlâk umdesini,İhsan Şuuru III” başlıklı yazımızda sırası ile tahlile devam etmeye çalışacağız.


[1] Buharî, Zekât, 1 (1396).

[2] Buhari, Edebu’l-Müfred, s. 35 (Hadis no: 61); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/484 (10277); Heysemi, Mecma, 2/483 (8273).

[3] Buharî, Edeb, 85 (6138).

[4] Müslim, Birr ve Sıla, 6 (2555).

[5] Buhari, Edeb, 11 (5984); Müslim, Birr ve Sıla, 6 (2556).

[6] Buhari, Edeb, 12 (5985); Müslim, Birr ve Sıla, 6 (2557).

[7] Heysemi, Mecma, 8/194 (13456); İbn Mace, Zühd, 23 (4211); Tirmizi, Kıyame ve’r-Rekâik, 57 (2511); Ebu Davud, Edeb, 51 (4902); Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 3/364 (6957, 6958). Metin, Heysemî’ye aittir.

[8] Tirmizi, Birr, 6 (1904).

[9] Müslim, Zekât, 3 (983); Ebu Davud, Zekât, 21 (1623); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/322 (8267).

[10] Buharî, Edeb, 15 (5991).

[11] Tirmizî, Birr, 63 (2007).

[12] Tirmizî, Birr, 14 (1917).

[13] Heysemi, Mecma, 8/206 (13509); Ebu Nuaym, Hilye, 1/214; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/263 (7566); Beyhaki, Şuab, 13/390 (10523)

[14] Tirmizî, Birr, 14 (1918); Ebu Davud, Edeb, 133 (5150).

[15] Buhari, Vesâyâ, 23 (2766); Müslim, İman, 38 (89); Ebû Dâvud, Vesâya, 10 (28774); Nesâî, Vesâyâ, 12 (3671).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s