İbret

Musa Kâzım GÜLÇÜR

9 Eylül/2019

Giriş  

“İbret” kelimesi, lügatte “bir şeye nüfuz etme, bir şeyden geçme ya da bir halden diğer bir hale geçme” manalarını ifade etmektedir.

Bu kelime ıstılahi bir anlam olarak, “kişinin görülenlerden yola çıkarak müşahede edilemeyene ulaşması ya da görmesi” manasına gelmektedir.

“İbret”, insanın öğüt ve nasihat alması, bu öğütleri başkalarının faydalanabilmesi adına pratiğe aktarması olarak da anlaşılmıştır.

Bir diğer açıdan “ibret”, insanın, mülk âlemindeki temaşası ile melekûta geçmesi, kesin ve yakînî bilgiye ulaşması, hükümleri mantıklı bir şekilde oluşturması, orta seviyedeki bir ilim çizgisinden daha yüksek bir ilmî seviyeye ulaşması ve hakâik-ı eşyaya nüfuz etmesidir.

“İbret” kelimesi ile, “taklit” ve “tefekkür” kelimelerini karşılaştırdığımızda, “ibret” kelimesinin anlamı sanırız daha rahat görülecektir:

“Tefekkür” kelimesi, “düşünme” ya da “üçüncü bir bilginin meydana gelmesi” için, ilk iki bilgiyi kalpte hazır bulundurmadır. Bunu bir örnek ile açmaya çalışalım:

Mesela, “âhireti seçmenin dünyaya yönelmekten daha güzel olduğunu” anlamak isteyen bir kimse için iki zihinsel süreç söz konusudur:

1. Birincisi; başkasından âhireti seçmesinin, dünyayı seçmesinden daha üstün olduğunu öğrenmesi, işin hakikatini anlamak için kendi basiretini ya da araştırmalarını kullanmayıp, o kişiyi “taklit” etmesidir. Bu taklit neticesinde, kendisine anlatılanları kabul eder ve neticede de “âhireti dünyaya tercih etmiş” olur. Bu zihinsel sürece, “taklit” adı verilir.

2. İkinci zihinsel süreçte ise bu kişi, ilk olarak dünya ve âhiret hayatı ile ilgili kendi okuma ve araştırmalarını yapar. Bu okuma ve araştırmaları neticede onu bir basamak yükselterek dünyanın faniliği, ahiretin ise daha hayırlı ve ebedî olduğunu “tefekkür etme” basamağına yükseltir. “Tefekkür” basamağındaki zihinsel sürecini devam ettirme azmi gösterirse, bu zihinsel süreçten kendisi için bir ders çıkarmış, yani “ibret” almış olur. Böylece, âhiretin dünyadan daha kalıcı olduğunu, ilk iki basamağa göre daha güçlü bir şekilde anlamış olur.

İşte, ilk iki bilgiyi zihinde hazır etmeye ve bunlar vasıtasıyla da üçüncü bir bilgiye ulaşmaya “ibret” denilmektedir.

Şimdi, bu ilk iki bilgiyi zihinde işleyerek üçüncü bir bilgiye ulaşmaya yani “ibret” almayı Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyet-i kerîme ile örneklendirmeye çalışalım.

Müşahede Edilenlerden İbret Alma

“Müşahede edilenlerden ibret alma” manasına, içerdiği üç temel konu ile bir âyet-i kerîme şu şekildedir:

(Nahl, 16/65–67)

وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ وَاِنَّ لَكُمْ فِى الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقٖيكُمْ مِمَّا فٖى بُطُونِهٖ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبٖينَ وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخٖيلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ   

 “Allah gökten yağmur indirip onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat verir. Elbette bunda gerçeğe kulak verecek kimseler için ibret ve delil vardır. Doğrusu davarlarda da size deliller vardır: Zira size onların karınlarındaki sindirilmiş gıdalar ile kan arasından, halis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından âfiyetle geçer. Hurma ve üzümden hem meyve suları hem de güzel gıdalar elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır.”

Bu âyet-i kerimede, canlılar için çok önemli üç sıvı gıda, sırası ile; su, süt ve meyve suları insan zihninin tetkik ve ibret alanına getirilmektedir. Şimdi bu sıvıları sırası ile görmeye çalışalım.

1. Su ve Önemi

Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. Eğer su olmasaydı yaşam da olmazdı. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur.

Dünyadaki yaşamın varlığı suya bağlıdır. Güneş ısısı suyu buharlaştırır; buharlaşan su, damlacıklardan oluşan bulutlar halinde atmosferde kümelenir. Bu kütleler yeterli bir büyüklüğe ulaşınca yağmur, dolu ya da kar halinde yeryüzüne iner ve yaşamın sürmesini sağlar. Buna yağış denir. Suyun toprağa işlemesi de bu süreçte olur. Bitkiler suyu topraktan soğurur ve bunun belirli bir bölümünü terleme denen bir süreç sonucunda tekrar atmosferde bırakır. Buharlaşma, yağış ve terleme su çevrimini oluşturur.

Tatlı suların en önemli kaynağı âyet-i kerimede beyan buyurulduğu gibi yağışlardır. Dünya’daki suyun önemli bir bölümü gökyüzündedir. Bulutların her birinde binlerce, bazen milyonlarca ton su bulunur. Küresel yıllık yağış 500 bin m3 olup, her yıl yeryüzüne inen yağış aynı miktardadır.

Su, hayatın temeli olması için Cenâb-ı Hakk’ın özel bir şekilde merhameti ile yarattığı ki bu sebeple olsa gerek yağmura “rahmet” denir, her türlü fiziksel ve kimyasal özelliği ile hayat için var edilmiş bir maddedir. Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun varlığı sayesinde devamlılığını korur.

Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:

Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+ 4°C’ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir.

Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında “normal” fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.

Su “normal” davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı ne olurdu?

Bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alttan başlayan donma, yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece dünyadaki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya’nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı.

Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası, eğer su “normal” davransaydı, dünya ölü bir gezegen olacaktı. Suyun neden “normal” davranmadığı, yani 4°C’ye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur. Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun özellikleri, bu sıvının insan yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir.

Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması, bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış olan dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır. Tüm canlılar için büyük bir nimet olarak suyu yaratan Allah’tır.

Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

(Vakıa, 56/68-70)

اَفَرَاَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذٖى تَشْرَبُونَ ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ  

“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu buluttan sizler mi indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Dileseydik onu acı bir su yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

2. Süt, Önemi ve Oluşumu

Süt ile ilgili olarak, yukarıdaki Nahl, 16/66 ayet-i kerimesinin yanı sıra, Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyet-i kerîme de nazarlara verilmektedir:

(Müminûn, 23/21)

وَاِنَّ لَكُمْ فِى الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقٖيكُمْ مِمَّا فٖى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فٖيهَا مَنَافِعُ كَثٖيرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَ

“Davarlarda da sizin için ibretler vardır. Onların içinden çıkan sütle sizi besleriz. Daha onlarda sizin için nice faydalar bulunur. Onların etinden de yersiniz.”

Süt, içerdiği çok çeşitli besin maddelerinden dolayı tüm memeli canlılarda organizmanın gereksinimlerini karşılayabilen hayati temel bir gıdadır. Memedeki kan damarlarının, süt oluşturan hücrelere ve dokulara yeterli miktarda kan temin etmeleri gerekir. Çünkü bir litre sütün oluşumu için ortalama 350-500 litre kan gerekir. Sütün oluşumu için bu kan temininin yanında, özellikle iyi oluşmuş bir lenf sistemi de gereklidir. Bir inek memesinden günde 90.000 litre kan geçmektedir.

En başta ot olarak alınan ham madde, inek, keçi ve koyun gibi hayvanların vücudunda sindirilmiş gıda ve kan olmakta, daha sonra ise bu hayvanların meme bezlerinde, dünyanın en mükemmel, rafine edilmiş, lezzetli ürünü bu sindirilmiş gıdalardan oluşturulmaktadır. Sütün bazı unsurları direkt olarak kandan geçerken, büyük kısmı da kandaki temel yapı taşlarıyla yeniden sentezlenmektedir. Kuran böylelikle hem kendi döneminde bilinmeyen gerçeklere parmak basmış, hem de insanların gözlerinin önüne bir ibret tablosunu sermiştir.

Kan, diğer organlara olduğu gibi, sütün üreticisi olan meme salgı bezlerine de sindirilmiş gıdalardan oluşan maddeleri toplar ve taşır. Bu sürecin oluşumu, kanın ince bağırsak muhtevası ile bağırsak duvarı düzeyinde bir araya gelmesi sayesinde olur. Bağırsakta, sindirilmiş gıdaların gerekli kısımları emilmekte ve buradan sonra bu gıdalar, yollarına kanla devam etmektedir. Bu bilgiler biyoloji, kimya ve sindirim fizyolojisindeki gelişmelerle elde edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olduğu dönemlerde bu bilgiler bilinmemekteydi.

İnsan yaşamının her evresinde gerekli olan süt, C vitamini ve demir dışında makro ve mikro besin öğeleri için iyi bir kaynaktır. Ortalama %88’i su olan inek sütü 100’den fazla farklı bileşen içermektedir. Süt özellikle kalsiyum ve fosfor başta olmak üzere bazı önemli mineraller, protein ve riboflavin gibi bazı B grubu vitaminlerin, süt karbonhidratı olan laktoz ise, süt enerjisinin kaynağıdır. Laktoz, beyin ve sinir hücrelerinin oluşumunda, bağırsak hareketlerini düzenlemede yardımcıdır.

Süt yağı, süt enerjisinin bir diğer kaynağıdır. Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) emilimini sağlar. Süt proteinlerinin vücutta bilinen büyüme-gelişmeye katkısı, doku farklılaşmalarındaki etkinliğinin yanı sıra; kalsiyum emilimi ve bağışıklık sisteminin fonksiyonları üzerine olumlu etkilerinin olduğu, kan basıncını ve kanser riskini azalttığı, vücut ağırlığının kontrolünde etkin olduğu, diş çürüklerine karşı koruyucu olduğu bilinmektedir.

Süt, mineraller yönüyle de (kalsiyum, fosfor, iyot, sodyum, magnezyum) oldukça zengindir. Süt, hiçbir besinde olmadığı kadar fazla ve kullanılabilirliği yüksek kalsiyum mineralini içerir. Kalsiyum, fosfor ve magnezyum kemik dokusunun temel bileşenidir.

3. Meyve Suları ve Önemi

(Nahl, 16/67)

(وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخٖيلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا)

“Hurma ve üzümden hem meyve suları hem de güzel gıdalar elde edersiniz”

âyet-i kerîmesindeki (سَكَرًا) “seker” kelimesi, bazılarınca farklı olarak anlaşılsa da bu kelime ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’in ruhuna ve mesajına daha uygun olan anlamın, bazı deliller ışığında “meyve suyu” olduğunu düşünmekteyiz.

Buradaki (سَكَرًا) “seker” kelimesinin, Habeşçe’de “sirke” anlamında, (رِزْقًا حَسَنًا) “güzel rızkın” ise yiyecekler anlamında olduğu, bazılarınca da (سَكَرًا) “seker” kelimesinin, helâl ve tatlı meyve suları olduğu söylenmiştir. Meyve sularının (سَكَرًا) “seker” diye isimlendirilmesinin sebebi, bir süre bekletildikleri takdirde, bilhassa da çöl sıcağında bazen sarhoşluk verici bir içki haline dönüşmesindendir. Sarhoşluk verici hale geldiği anda haram oluşu ise naslarla sabittir.

Ebu Ubeyde ise (سَكَرًا) “seker” kelimesinin “yemek” anlamında olduğunu söylemektedir. Arapça’da “Bu senin sekerindir” denilirken, bu senin yiyeceğin yemektir” manasındadır. Taberî’nin tercih ettiği görüş de budur. Ona göre “seker”, yenilen şeyler ile hurma ve üzüm meyvelerinden “içilmesi helal olan” meyve sularıdır. (سَكَرًا) “seker” kelimesi de (رِزْقًا حَسَنًا) “güzel rızık” kelimesi ile, lafızları değişik olmakla aynı anlamdadır.

Hanefi mezhebi âlimleri de bu ayetteki (سَكَرًا) “seker” kelimesi ile kastedilen anlamın “sarhoşluk vermeyen meyve suları” olduğunu kabul etmektedirler. Buna delil olarak da Allah’ın (cc), yaratmış olduğu bu güzel rızıklar dolayısıyla kullarına minnet etmesidir. Helal kılınmış bir nimet ile minnet ancak söz konusu olur. Haram olan bir içecek ile Allâh’ın (cc) kullarına minnet etmesi söz konusu olamaz. O halde bu kelime ile, sarhoşluk verecek şekilde olmayan meyve sularının kastedildiği düşünülmelidir.

Hastalıklardan korunma ve sağlıklı bir yaşam için, vitamin içeren, antioksidan ve mineral açısından güçlü olan meyve sularının tüketimi önem taşımaktadır. Mesela, bir bardak portakal suyu, günlük C vitamini ihtiyacını karşılamaktadır. Potasyum, folat, B1, B2, B6 vitaminleri ve çeşitli mineralleri içeren portakal suyunun, kanser hücrelerinin gelişimini önlediği ve kılcal damarları güçlendirdiği görülmüştür.

Bir bardak kayısı suyu, günlük A vitamini gereksiniminin 1/3’ünü karşılayacak değere sahiptir. Kayısıda bulunan diyet posası sadece kabızlık değil, hassas bağırsak hastalığı, apandisit, hemoroid, diş hastalıkları, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kolon kanseri gibi hastalıkların oluşum riskini azaltmakta, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlamaktadır.

Şeftali suyu A ve C vitaminin yanında güçlü bir antioksidan ve A vitamini aktivitesi gösteren beta karoten bakımından zengin bir içecektir. İçerdiği diyet lifleri ve antioksidan maddeler, kalp damar sağlığının korunmasında ve kanserden korunmada etkilidir.

Gelişmiş ülkeler, insan vücudunun suya olan gereksinmesinin karşılanmasında meyve suyuna büyük yer vermektedirler. Meyve suyu tüketimi, aynı zamanda ülkelerin gelişmişlik göstergesi olarak görülmektedir.

Meyvelerin sağlık üzerine olan etkinlikleri, içerdikleri biyoaktif fitokimyasal bileşenlerden kaynaklanmaktadır. Biyoaktif bileşenler ise, meyvelerin kendilerine kıyasla vücut tarafından meyve sularından daha kolay rahatça absorbe edilebilmektedir. 3,600 çocuk üzerinde yapılan geniş kapsamlı bir araştırmada, meyve suyu tüketimi ve fazla kilo arasında da herhangi bir ilişki bulunamamıştır.

Bir Hadîs-i Şerîf

Efendimiz (sas), yaşanan bazı olaylardan ibret alan kimselerde, daha önceki mevcut tutumlarının yüz seksen derece aksine sebebiyet veren tutum ve davranış değişikliklerinin, en sıra dışı olaylarla bile nasıl meydana gelebileceğini bizlere şu veciz beyanları ile ihtar etmektedir:

“Ebû Hüreyre’den rivayetle Resülullah (sas) buyurdular ki:

Bir adam: ‘Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim!’ deyip, sadakasıyla çıktı. Fakat (farkına varmadan) onu bir hırsızın avucuna sıkıştırdı. Sabah olunca herkes:

“Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!” diye dedikodu yaptı. Adam:

‘Ya Rabbi bir hırsıza sadaka verdiğim için sana hamd ediyorum. Ancak mutlaka bir sadaka daha vereceğim!’ dedi. Yine sadakasıyla çıktı. (Gece karanlığından bu sefer yine farkında olmayarak sadakasını) bir kötü yola düşmüş birisinin avucuna sıkıştırdı. Sabahleyin herkes:

‘Bu gece falana sadaka verilmiş!’ diye dedikodu yaptı. Adam:

‘Allah’ım bir hırsız ve kötü yoldakine sadaka verdiğim için sana hamdolsun! Ancak yine de bir sadaka vereceğim!’ dedi, Sadakasıyla birlikte sokağa çıktı. (Karanlıkta farkında olmayarak sadakasını) bu sefer de bir zenginin eline sıkıştırdı, sabahleyin herkes:

‘Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!’ diye dedikodu yaptı. Adam:

‘Allah’ım, bir hırsız, kötü yoldaki birisi ve bir zengine sadaka verdiğim için sana hamd ediyorum.’ dedi. (Bilahare rüyasında ona gelip şöyle denildi):

‘Senin sadakaların kabul edildi. Şöyle ki: (İhlâsla yani Allah rızası için vermen sebebiyle) hırsızın hırsızlıktan vazgeçip dürüstlüğe yönelmesi, kötü yoldakinin gittiği yoldan vazgeçmesi ve zenginin de ibret alıp Allah’ın kendine lütfettiklerinden tasadduk etmesi umulur.”[1]

Sonuç

Eşya ve hadiselerden en iyi şekilde ibret alabilen kimseler aynı zamanda, Allâh ile irtibatlarında ve O’na olan imanlarında daha güçlü bir hale gelmiş olurlar.

Bir kimsenin idrak kapasitesini ibret nazarları ile genişletmesi faaliyeti, o kişinin Allâh’ı bilme ve anlama yollarına daha kolay ulaşmasına bir vesile hükmündedir.

İbret, inanan bir insana Allâh korkusu ve saygısının daha güzel bir şekilde yerleşmesinde önemli bir rol oynar.

İbret nazarlarını açık tutan bir kimse dünya ve onun içindekilerin ahirete nispetle zayıf bir gölge olduğunu anlar.

İbret içerisindeki bir insan mutlu ve memnun bir hayat yaşar.


[1] Buhârî, Zekât, 14.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s