Dargınlık ve Küsme

Musa Kâzım GÜLÇÜR

11 Ekim/2019

İnsanlar sosyal varlıklardır ve duygusal nitelikleri ile de bu durumlarını yansıtırlar. Kırgınlık duyma ya da küsme kapasitemiz, sosyal doğamızın bir sonucudur. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü önemsiyoruz, neticede ya küskünlük ve kırgınlık ya da gurur ve mutluluk duyuyoruz. Ancak diğer taraftan küslükler ve dargınlıklar, kardeşlik duygularını törpüleyen, birliği ve dirliği zedeleyen kötü huylar arasında yer alıyor. Bu açıdan bir dargınlık oluştuğunda, bunu düzeltmek gerekiyor.

Araştırmacılar dargınlığı, bir kişinin onuruna ve saygınlığına bir darbe ile tetiklenen duygu olarak tanımlamışlardır. Hakarete uğradığımızda, aşağılandığımızda, görmezden gelindiğimizde veya kötü muamele gördüğümüzde sinirlenir ve bunu yapana karşı dargınlık hissederiz. Bu dargınlık duygusu ve onun yarattığı öfke haftalarca içimizde kalabilir, sonra içimizde bizi rahatsız edecek kadar büyüyebilir.

Dargınlık duygusu genelde üç aşamalı ilerleme gösterir:

1. Darılan kişi, dargınlığın nedenini tanımlamaya çalışır ve bir tür yorum geliştirir.

2. Darılan kişi, dargınlık duygusunun yoğunluğunu ve dargınlığın kaynağını belirlemeye çalışır.

3. Darılan kişi, dargınlık faktörlerine dayanarak bir çeşit tepki oluşturur.

İnsanların alınmasının ya da darılmasının en yaygın nedenlerinden biri kendilerine karşı duymuş oldukları güvensizliktir. Güvensizlik duygusu, bir kişinin kendisiyle ilgili fikirlerine ve duygularına dayanır. Benlik kavramı sorgulandığında, benlik algıları ve ortaya çıkan güvensizlik duyguları sorgulanmış olacaktır. Amaç, rahatsızlık duyulan kelimeleri veya maruz kalınan olumsuz eylemleri düzeltmenin bir yolunu bulmaktır. Şayet böyle bir düzeltme yoluna gidilmezse, dargınlık duygusu o kişide kalıcı hale gelebilecektir.

Bir kimse, başkalarının kırıcı sözleri veya eylemlerini, güçlü bir kimlik ve öz-bakışla ancak giderebilir. Ancak çoğu kişi ya dargınlığı yaşamayı kabul eder veya kendisi de karşısındaki kişiyi dargınlığa sevk edecek tutum ve davranışları benimser.

Bazı kişiler duygularımızı incitmiş olabilirler, ama gerçekten bu tür olumsuz bir iç yükü taşımamız gerekir mi? Bu olumsuz duyguları taşımanın zararı kimedir? Duyarsız bir şekilde konuşmuş olan kişi mi zarardadır yoksa olumsuz duyguları taşımakta ısrar eden ben mi?

Bu sorunun cevabı aranırsa ya da sorgu yeterince derin ve analitik bir şekilde yapılabilirse, güven eksikliği, endişe veya psikolojik depresyona yol açabilecek öfke duygularının yok edilmesi mümkün hale gelebilir.

Birçok insan için, sadece olumsuz içsel konuşmalardan geri adım atma veya başkalarının kendisine yönelik kırıcı tutum ve davranışlarından herhangi bir zarar görmediğinin farkına varma dahi tek başına iyileştirici olabilir. Kişi, keder meydana getiren durumlara öfke duymadan da mevcut durumu geride bırakarak yoluna devam edebilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de:

(اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ)

Müminler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın. Allah’tan korkun, ta ki esirgenesiniz” (Hucurat, 49/10)

hükmü beyan buyrulmaktadır. Birbirine dargın olan iki Müslüman, şayet aralarındaki anlaşmazlığı gideremezse durum ne olacaktır? Âyet-i Kerîme’de: “O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın” emri verilmiştir. Öyleyse bireyler arasındaki dargınlık durumuna vakıf olan Müslümanlar, anlaştırmak ve barıştırmak için kendilerini bu konuda görevli hissetmelidirler.

İslâm’da kardeşlik, sadece sözde kalan bir hadise değildir. Nafaka, zekât, selâm verme, hakkı tavsiye etme, karz-ı hasen verme, maddî ve manevî yardımda bulunma gibi vazifelerle bu kardeşlik binası tahkim edilmiştir Ayrıca Resûl-i Ekrem (sas):

Kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz[1]

buyurarak; “kardeşlik hukukunun” korunmasının “iman” ile ilgili olduğunu hatırlatmıştır.

Meşru bir sebep yokken, bir Müslüman’ın diğer bir Müslüman’a üç günden fazla küsmesi, selâmı ve muaşereti kesmesi caiz değildir. Nitekim Resul-i Ekrem (sas) şöyle buyurur:

Bir Müslüman’ın kardeşi ile üç günden fazla dargın, küs durması helâl olmaz. Üç günü doldurunca, hemen ona gidip selâm vermelidir. O da selâmına karşılık verirse ikisi sevapta ortak olurlar. Karşılık vermezse, o günaha batmış, selâm veren dargınlıktan çıkmış olur.[2]

Küskünlük ya da dargınlık meydana gelmiş ise, küsen taraftan hangisi daha önce gider ve barışırsa daha hayırlı olduğu bildirilmiştir. Bu konu ile ilgili hadîs-i şerîfte de Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır:

Bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşine dargın kalması helal değildir. Onlar birbiri ile karşılaştıkları zaman, biri yüzünü bir tarafa, diğeri de öbür tarafa çevirir. Bunlardan en hayırlısı, ilk önce selam verip barışandır.[3]

Ancak şurasını da zikretmemiz gerekir ki meşru bir sebep ve eğitim maksadıyla küsmek mümkün görünmektedir. Burada “meşru bir sebeple küsme” şudur. Mesela bir baba yetişkin oğluna: “Sen müskirat içmeyi bırakıncaya kadar, seninle konuşmayacağım” diyebilir ve bu tutum terbiyeye dayanan bir durumdur. Böyle bir tavır alış için, belli bir küsme süresinin bulunmadığı söylenebilir. Çünkü Resul-i Ekrem (sas) ve ashabı, mesela mazeretleri bulunmadığı halde sefere katılmayan sahabilerle bir süre konuşmamışlardır. Nihayet onların tövbe etmesi ve bu tövbelerinin de Allah Teâlâ tarafından kabul edilmesi sonucu -ki bu arada 50 günden fazla süre geçmiştir- konuşmaya başlamışlardır.[4]

Burada “konuşmama” ile ilgili meşru bir sebebin mevcut olduğu söylenebilir. Herhangi bir meşru sebebe dayanmayan, nefis ve şeytanın kandırması ile meydana gelen küskünlük ve dargınlıkların üç günle sınırlandırılması, ayrıca müminler arasında küskünlük ve dargınlıkların hoş görülmemesinin oldukça çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bu sebepler kısaca aile içi ve içtimai düzen-ahengin tesisi ve korunması, mahrumiyet duygularının önüne geçilmesi ve ferlerin ruh sağlığının korunması gibi sebeplerdir.

Dikkat edilecek olursa, sağlıksız bir aile ya da toplumda bazı yanlış davranışların bulunduğu görülür. Bu kurallardan birisi de küskünlük ve dargınlıkların sürdürülmesidir. Bu küskünlükler ve dargınlıklar, beraber olduğumuz insanların güven duygularını zayıflatır.

Hâlbuki güvenin çok önemli olduğunu gündelik ilişkilerimizde, iş hayatımızda, ailede kısacası her durumda görüyor ve yaşıyoruz. Sonuçları hedeflemiş olmak, araçlardan daha çok amaca yönelmek, bu açıdan da dargınlık, küskünlük ve kırgınlıkların geçici olduğunu bilerek yeniden güven duygularını tazelemek ve inşa etmek önemlidir.

Kırgınlık ve küskünlük, hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere üç günü geçmemeli, karşıdaki insanı aşağılamayan, tam tersine yapıcı ve olumlu geri bildirimler üretilmeli, daha kısası bütünlük içinde davranıp “özü sözü bir” hale gelinmelidir.

Küskünlük ve dargınlık duygularının devam ettirilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Şimdi aktaracağımız bir hadîs-i şerîfte de bu duruma doğrudan sayılabilecek bir işaret görmekteyiz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Ameller her perşembe ve pazartesi günü arz edilir. Aziz ve Celil Allah o gün, Allah’a hiç şirk koşmayan kullarının günahlarını affeder. Bundan sadece kardeşiyle arasında düşmanlık olanı istisna eder, (onu affetmez) ve der ki: “Bu ikisini barışıncaya kadar terk edin.[5]

Birçok araştırmacı, dargınlığı biçimleyen sâikleri ya da güçleri anlamaya çalışmıştır. Bu araştırmalarda elde edilen özellikle de bireylere ait bulguların en bilinenleri içerisinde, “devamlı dargınlık” ve “küskünlük” duyguları da bulunmaktadır. Şayet bir küskünlük ya da dargınlık uzun süre devam ediyorsa, bu duygu psiko-somatik rahatsızlıklara sebebiyet verebilmektedir.

Açıkça belli olmasa da insanî ilişkilerine tam odaklanabilen ve hüsnü zan ile yaşayabilen bir insan, etrafına huzur saçan bir berraklık ve iç dünyasında da bir itminan kesinliği oluşturmaktadır. Bu tutum ve tavır dışında kalıp da kendi küskünlük, dargınlık ve sû-i zan hislerinin bulanıklığında hareket eden kişi ise, zamanının çoğunu, huzur ve itminana odaklanabileceği noktanın dışında, yani şüphe ve tereddütler ağında geçirecektir. Böyle bir insanın zihin ve ideal dünyasında sınırlar kaybolmuş, eğri ile doğru birbirine karışmış, kelimeler net anlamlarını yitirmiş ve bir mana ifade etmez hale gelmişlerdir. Böyle bir kalp ve ruh atmosferinde hemen hiçbir şey kesin olarak bilinemez hale gelir. Kişinin bilinç berraklığı kaybolur, puslu, gizemli ve kasvetli stiller meydana gelir. Artık bu küskünlük ruh haleti içinde o kişi üretememe hastalığına yakalanmıştır.

Bu açıdan, küskünlük durumu yaşayan bireylerde kısıtlılık hali, gizli depresif duygu durumları ya da sıklıkla gergin ve sinirli bir hal oluşur.

Sonuç

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” (Ali İmran, 3/173)

Seçeneksiz miyiz? Hayır. Bir seçeneğimiz var. Herhangi bir duygu durumunu seçebilir veya terk edebiliriz. Dargınlığı seçmemizin birçok nedeni olsa da duygularımızda özerklik gibi bir seçeneğimiz, dargınlık hissetmeme gibi bir hakkımız hala bulunmakta.

Kendini kırgın hissetme, başkalarının değerlendirme ölçütlerini öncelemekten, yargılarını önemsemekten, diğer bir kişinin iletişimsel veya iletişimsel olmayan bir eyleminden veya ihmal davranışından kaynaklanan olumsuz bir duygudur.

Bu durum; öfke, hayal kırıklığı, ruhsal acı gibi olumsuz bazı duyguları tetikler, ilişkilerin kopmasına neden olur ve kişinin özgüvenini düşürür. Dargınlık genel olarak, kişinin onuru veya kamusal imajı zedelendiğinde ortaya çıkar. Dargınlığın nedenleri yalnızca hakaret veya eleştiri değil, aynı zamanda diğerinin kibir, dikkatsizlik, ilgisizlik ya da rahatsız edici değerlendirmeleri ile de oluşabilmektedir.

Dargınlığın sorumluluğu sadece karşıdakine ait değildir. Bazen de kişinin kendine, özellikle kişisel ilişkilere daha fazla önem veren ve kendine güveni düşük kimselere aittir. Dargınlık, ilişkiyi bozan eleştiri karşısında gururlu bir tepki, üzüntü, korku, özgüvenin azalmasını hissetme şeklindeki reaksiyonlardır.

Ancak, yüksek bir özgüven ve kırgın hissetmeye karşı başa çıkma potansiyelini daha iyi kullanan kimseler dargınlıkları hızlıca aşabilirler. Kırgın hissetme, aşağılanma, moral bozukluğu ve kişisel olarak alınma gibi yakın ancak farklı duygusal durumları tanıma çabaları da dargınlıkları azaltabilir ya da yok edebilir.


[1] Buhari, İman 7.

[2] Müslim, Birr 8 (2560); Ebu Davud, Edeb 55.

[3] Buhari, Edeb, 57.

[4] Buhari, Vesaya 16, Cihad 103, Menakıb 23, Menakıbu’l-Ensar 43, Meğazi 3, 78, Tefsir, Berae, 17, 18, 19, İstizan 21, Eyman 24, Ahkâm 53; Müslim, Tevbe 53, (2769); Tirmizi, Tefsir, Berae, (3101).

[5] Müslim, Birr 36; Muvatta, Hüsnü’l- Hulk 17.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s