Tasavvufta Makam ve Mertebeler VII

Fatma ÖZTÜRK GÜLÇÜR 

14 Temmuz/2019

İçindekiler

Muhabbetullah 1

Marifetullah ile Gelen Muhabbetullah 2

Muhabbetullah Götüren Sebepler 3

Muhabbetullahın Tezahürleri 4

Muhabbetullaha Ulaşma 5

Nimetlerine uygun ve lütuflarına yaraşır hamdler ve şükürler, alemlerin Rabbi, Rahmânu’d-dünya ve Rahîmu’l-âhira, din ve ceza gününün sahibi Allâh (cc)’a, salat ve selam ve her türlü ihtiram, müjdecimiz, Efendimiz, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sas)’ya, onun âl ve ashabına olsun.

“Tasavvufta Makam ve Mertebeler” konulu yazımızın yedincisi ile devam etmekteyiz.

Muhabbetullah

Sözlükte “muhabbet” kelimesi “hub” kökünden isim olup kısaca, “ruhun kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi, “buğz”un yani öfke ve nefretin de tam aksi ve zıddı” olarak tanımlanmaktadır. “Muhabbet, hub, meveddet ve vüd” yaygın biçimde “sevgi” anlamında kullanılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de “muhabbet” kelimesi bir ayette yer alır ve mealen şöyledir:

“And olsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk ve validene şöyle yapmasını ilhan etmiştik: “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini hem bana düşman hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi (muhabbet) bırakmıştım.” (Taha 20/37-39)

“Hub” yani “sevgi” kelimesi de dokuz ayette geçmekte, yetmiş iki yerde aynı kökten isim ve fiiller yer almaktadır.

Marifetullah ile Gelen Muhabbetullah

(يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ ) “Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.” (Maide, 5/54)

“Muhabbetullah” ise, Allah Teâlâ’nın kemâl ve cemâlini idrak oranında kalpte oluşan ilâhî nurdur. Bu muhabbet ile insan ruhu, kederlerden ve hüzünlerden kurtulur, safî neşe ve huzura kavuşur. İnsan ruhunu erdeme ulaştıran sebeplerin en sağlamı, Allah sevgisidir.

İmam Gazali’ye göre muhabbetullah, tevhidin ve marifetin kazandırdığı bir şeydir. Bütün makam ve haller ondan öncedir; hepsi sonuçta muhabbete çıkar ve ondan istifade edilerek olgunlaşır.

Muhabbetullah ile elde edilecek özel marifete gelince; her mümin Allah Teâlâ’nın zâtı ve sıfatları konusunda, zât-ı bari için noksanlık ve kusur olacak her şeyi O’ndan uzak tutmalı, kemâl ve yücelik olacak her şeyi O’nda mevcut görmelidir. Bu kadar marifet ve muhabbet, Kur’an, sünnet ve ümmetin icması ile herkese vaciptir.[1]

Yine Gazali’ye göre, herkese vacip olan muhabbet; kalbin Allah Teâlâ’ya karşı, O’nun zâtı ve sıfatlarına imandan kaynaklanan meyli ve yönelişidir. Kul, temel iman esaslarından cahil olursa, o derece ilâhî muhabbeti noksan olur. Bu durumda kul iki günah kazanır; biri cehaletinin, diğeri de imanın meyvesi olan ilâhî muhabbeti kaybetmesinin günahı.[2]

Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دٖينِهٖ فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرٖينَ يُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيم

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Maide, 5/54)

Efendimiz (sas) de Enes b. Malik’ten yapılan bir rivayete göre şöyle buyurur:

“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o kişi, imanın tadına ulaşır:

1. Allah ve Resulünü, herkesten fazla sevmek.

2. Sevdiğini Allah için sevmek.

3. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”[3]

Muhabbetullaha Götüren Sebepler

(وَلِلّٰهِ الْاَسْمَاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذٖينَ يُلْحِدُونَ فٖى اَسْمَائِهٖ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ)
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.”

(Araf, 7/180)

Gazali hazretleri muhabbetin sebeplerini üç kısımda ele almaktadır:

1. Her canlının ilk sevdiği şey kendi nefsi ve zatıdır. Kişinin kendi nefsini sevmesinin manası, tabiatında varlığının devamına olan meyli ve yokluğuna olan nefretidir. Zira tabii olarak sevilen şey, sevenin haline uygun düşendir.

2. İhsandır; zira insan, ihsanın kölesidir. Kalpler kendilerine ihsan edeni sevmek, kendilerine kötülük yapandan da nefret etmek üzere yaratılmıştır.

3. Bir şeyin zatından dolayı sevilmesidir. Zatının ötesinde elde edilecek bir nasipten dolayı değil. İşte devamlılığına güvenilen kâmil ve hakiki sevgi budur. Bu da güzellik sevgisi gibidir. Çünkü her güzel, güzelliği idrak edenin nezdinde sevilir. Çünkü güzelliği idrak etmekte zevkin bizzat kendisi vardır. O, başkası için değil, zatı için sevilir.[4]

İşte bütün ilimler, ilmine nispetle bir yokluk, bütün güçler kudretine nispetle bir hiçlik, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh (cc) bu sebeplerle gerçek manada sevilendir. Kul, Allâh’ın hikmetlerindeki incelikleri kavradıkça muhabbetullahta terakki eder, kalbinin derinliklerinde Allâh’a (cc) ülfet ve ünsiyeti artar, adeta dünya ve mafiha onun nazarında yok ve değersiz hale gelir. Mâsivallahtan uzaklaştıkça muhabbetullahta derece kat eder. Böylece o mümin kişinin kalbi aydınlanır, Allâh’a itaat, ibadet ve hizmette kusur etmemeye çalışır.

Efendimiz (sas) şöyle dua ederdi:

“Allah’ım! Sevgini, seni seven kimsenin sevgisini ve sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! Sevgini, bana benliğimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle.”[5]

Hz. Peygamber (sas) bu duasıyla Allâh Teâlâ’yı yürekten sevmeyi istemiştir. Kul, bazen halinin şartlarını, ilmin hükmü ile yerine getiren bir durumda olabilir. Tabiî fıtratı ise o anda ilminin zıddını ister. Bu durumda kul, fıtri isteklerine karşı gelerek ilmin gerektirdiğini yapar. Allâh ve Resulünü iman hükmü ile severken, çoluk çocuğunu da fıtratının hükmü ile sevmiş olmaktadır.

Muhabbetullahın Tezahürleri

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ali İmran, 3/31)

Muhabbetin değişik tezahürleri vardır. İnsandaki muhabbet saikleri çok çeşitlidir. Ruhun muhabbeti, aklın muhabbeti gibi Efendimiz (sas)’in hadis-i şerifte, aile, mal ve soğuk suyu zikretmesinin manası, Allâh’a muhabbet ile diğer şeylere olan muhabbet alakasını kesmek, böylece Allâh’a olan muhabbeti hâkim kılmak demektir.

Böylece kul, Allâh’ı kalbi, ruhu ve yüreği ile sever de Allâh sevgisi fıtratında ve tabiatında diğer sevgilerden daha üstün olur. Bu havassa ait bir sevgidir. Böylece sevgi, kurb makamlarına varan ve orada yerleşen ruhun müşahedeleri ile Zât sevgisine dönüşür.[6]

Sevgi, genel anlamda ve özel manada sevgi olarak ikiye ayrılmıştır. Genel anlamda olan sevgi, nimetlere ve lütuflara karşı insanda var olan tabiî sevgidir. Burada kulun şahsi iradesinin olduğunu kaydetmemiz lazımdır.

Özel anlamda ise, ruhun Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerini yakinen bilmesinden doğan Zât sevgisi yer almaktadır. Bu da Cenâb-ı Hak’tan gelen bir lütuf ve Allâh’ın kulu seçmesi (ıstıfâ) ile meydana gelir. Bu tür sevgi ilâhî bir mevhibedir. Kulun bu mevhibede iradesi bulunmamaktadır.[7]

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

(قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ)

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ali İmran, 3/31)

Bu âyet-i kerimede muhabbetullahın en önemli bir vesilesi olarak Efendimiz (sas)’e tabi olma, tutum ve davranışlarını, dua, zühd, tevekkül, teslim, tevhid, ihlas, zikir, i’tisam, üns, tevbe, sabır, fakr, tevazu, havf, takva, şükür, rıza, yakîn ve kurb yörüngesinde götürme, ibadet hayatında O’na benzemek sureti ile muhabbetullahta kademe ve derece kat etme ve ahlâk-ı haseneyi tabiat-ı sâni haline getirme gereği beyan edilmektedir.

Ebu Hüreyre’den rivayetle Resülullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Allah bir kulu sevdiği takdirde Hz. Cebrail’i çağırır ve:

“Ben filanı seviyorum, onu sen de sev” der. Bunun üzerine Cebrail onu sever, sonra semada nida ederek der ki:

“Şüphesiz Allah filan kişiyi seviyor, siz de onu seviniz.” Bunun üzerine semadakiler onu sever. Daha sonra yeryüzünde ona hüsn-ü kabul bırakılır. Yine Allah bir kuldan nefret etti mi Hz. Cebrail’i çağırır ve:

“Ben filandan nefret ediyorum, sen de ona nefret et” der. Bunun üzerine Cebrail ona buğz eder. Sonra sema halkı arasında şöyle nida eder:

“Muhakkak Allah filan kişiden nefret etmektedir, siz de ona nefret ediniz.” Onlar da ondan nefret ederler, daha sonra yeryüzünde onun için nefret bırakılır.”[8]

Muhabbetullaha Ulaşma

(وَلِلّٰهِ الْاَسْمَاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذٖينَ يُلْحِدُونَ فٖى اَسْمَائِهٖ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ)
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.”

(Araf, 7/180)

Tehânüvî, muhabbetullah ile ilgili olarak şu tasnifi yapmaktadır:

“Şu özellikler, sâliki muhabbetullah ummanına gark eden sıfatlardandır: Vermek, bağışlamak, cemâl, kemâl, fazîlet. Bu sıfatların kemâl derecesinde olduğu tek bir Zât vardır ki O da Allâh’tır.

Böyle olunca, Allâh’tan başka hiçbir varlık muhabbete müstahak olamaz. Muhabbetullaha ulaşabilmek için bazı hususların terki, bazılarının da mülazemeti gerekmektedir. Bunun için:

1. Allâh’ı zikretmelisin,

2. Nimetlerin Allâh’tan olduğunu tefekkür etmelisin,

3. Allâh’ı seven kişilerle olan irtibatını güçlendirmelisin,

4. Allâh’ın bütün emirlerine sıkıca sarılmalısın,

5. Allâh sevgisi ile rızıklanabilmen için Allâh’a dua ve niyazda bulunmalısın.”[9]

Kur’ân-ı Kerîm, müminlerin Allâh’a olan muhabbetlerinin ölçüsü ile ilgili bize şu beyanı lütfeder:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ وَلَوْ يَرَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًا وَاَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعَذَابِ

“İnsanlar içinde Allah’tan başkalarını (O’na) emsal edinen kimseler vardır ki (o eşya ya da varlıklara) Allaha olan sevgi gibi muhabbet beslerler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (her yönden) daha şiddetlidir. (Allaha eş tutarak nefislerine) zulmedenler azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin (ve kudretin) hakikaten Allah’ın olduğunu ve Allah’ın hakikaten pek çetin azaplı bulunduğunu (gözleriyle görür gibi) bilselerdi…” (Bakara, 2/165)

Her ne kadar bazıları, bu ayet-i kerimenin ihbarî, yani asr-ı saadet dönemindeki ashab hazeratının durumu ile ilgili olduğunu, bir anlamda tarihselliğini iddia etse de Kur’ân-ı Kerîm’in çağları aşan bir beyan olması münasebeti ile bu hükme yanlış demesek bile kesinlikle eksik ve hatalıdır.

Çünkü hemen her dönemde etraflarına karşı Allâh’ın izni ile bir ışık kaynağı olan bireyler ve topluluklar bulunmuştur ve kıyamete kadar da bulunacaklardır.

İşte bu tür Allâh dostları, O’nun izni ile (وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ) “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (her yönden) daha şiddetlidir” ayetine tam mâsadak olurlar.

Süddi’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Kıyamet gününde ümmetler, peygamberlerinin adları ile çağrılırlar da onlara “Ey Musa, Ey İsa, Ey Muhammed ümmeti” diye nida edilir. Ancak muhabbetullaha sahip olanlar ise “Ey Allâh dostları…” denilerek çağrılırlar.”[10]

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretleri şöyle demektedir:

“Hakk’tan başka ne varsa hepsini yok etmek için (لَا) “Hayır” kılıcını çektikten sonra herhangi bir şey kalır mı? Bir düşün! Her şey buhar olur uçar. Sadece (اَللّٰهُ) bâkî olan “Allâh” (cc) kalır.[11]

Muhabbetullahın zahiri, Cenâb-ı Hakk’ın rızası peşinde koşmak, bâtını ise her şeyden uzaklaşarak sadece Allâh sevgisine tutunmak, adeta ne kendisi ne de başkaları için bir şey düşünemeyecek hale gelmektir.[12]

Yazımızı, Efendimiz (sas)’in şu güzel dua cümleleri ile hitama erdiriyoruz:

“Allah’ım, bana, sonunda küfür bulunmayan bir iman ve yakîn nasîb et!”[13] “Allah’ım, bizlere imanı sevdir, kalplerimizi iman ile süsle, küfrü, fıskı ve isyanı çirkin göster, doğruya ulaşanlardan eyle. Allah’ım, bizleri Müslüman olarak öldür, Müslüman olarak haşret, sâlihler zümresine ilhak eyle.”[14] (Âmin)

İnşâAllâh “Tasavvufta Makam ve Mertebeler VIII” başlıklı yazı ile devam etmeye çalışacağız.


[1] Gazali, Hak Yolunun Esasları, (Terceme: Dilaver Selvi), Semerkand Yayıncılık, s. 106.

[2] Ibid, s. 117.

[3] Buhârî, Îmân, 9, 14; İkrah, 1; Edeb, 42; Müslim, Îmân 67. Ayrıca bkz. Tirmizî, Îmân, 10.

[4] Gazali, İhya-i Ulumi’d-Din, (Tercüme: Ahmet Serdaroğlu), Bedir Yayınevi, İstanbul-2011, C. 4, s. 539-541.

[5] Tirmizî, Deavât, 73.

[6] Sühreverdi, Avarif, s. 626.

[7] Ibid, s. 627.

[8] Müslim, Birr, 157; Tirmizi, Tefsir, 19, Sure, 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/267, 341, 412.

[9] Abdulbârî en-Nedvî, Tasavvuf ve Hayat, s. 142.

[10] Razi, Mefatihu’l-Ğayb, (Tercüme: S. Yıldırım, L. Cebeci, S. Kılıç, S. Doğru), Akçağ Yayınları, Ankara-1989, C. 4, s. 183.

[11] Nedvî, Age, s. 153.

[12] Sühreverdi, Avarif, s. 633.

[13] Tirmizî, Daavât, 30.

[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/424

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s