Acelecilik & Teenni

Musa Kazım GÜLÇÜR

31 Ağustos/2019

Giriş

Acele eden, sabırsız ve acul kimseye “aceleci”, aceleci olma durumu, sabırsızlık ve isti’cale de “acelecilik” denir. Acelecilik, daha az zamanda, daha fazla şeyi başarmak için sürekli mücadele etmek, endişe içinde olmak ve devamlı aciliyet duyguları yaşamak demektir.

Acelecilik, bir konuyu etraflıca anlamadan, yeterince odaklanmadan, tartıp düşünmeden hareket etmektir. Modern çağın bir telaş hastalığıdır. İçinde bulunduğumuz çağda birçoğumuz acele ediyor, hayatı kendimize zorlaştırıyoruz. Acelecilik ahlâkı neticesinde de insanda enerji kifayetsizliği, şişmanlama, aile ve çocuklarla düzgün iletişim kuramama, verim düşüklüğü ve panik bozukluğu gibi bir takım ruhsal rahatsızlıklar meydana gelebiliyor.

Panik atak bozukluğu, beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan bunaltı, korku ve yoğun endişe karışımı bir nöbettir. Bu durumu önlemek için, kişinin kendisinde yapabileceği değişikliklerin başında acele etmeme, yani teenni ile davranma ahlâkı yer alır.

Kendinizi sık sık acele ile davranırken buluyor ya da görüyorsanız, yavaşlama konusunda oturup düşünmeniz gerekiyor demektir. Çoğu işler, sandığınızın aksine, yavaşlık gerektirir. İlk önce, “Benim acele davranmam gerekiyor mu?” sorusunu sorun. Teenni ile davranış sürecinde, başka türlü deneyimleyemeyeceğiniz derin bir netlik duygusuna ulaştığınızı göreceksiniz. Öyleyse şimdi “teenni” kelimesinin biraz üzerinde durmamızda fayda var.

Teenni

Teenni kelimesi lügatte; “beklemek, sebat etmek, düşünüp taşınmak, ihtiyatlı olmak, akıllıca davranmak, bir işte acele etmeyip, enini sonunu düşünerek hareket etmek” anlamlarına gelmektedir. Hayır işlerinde seri olmak dışında, diğer bütün işlerde teenni, temkin ve sükûnet övgüye değer görülmüştür.

Teenni, yavaşlıktan ziyade, yapılan bir eylemin normal seviyede yapılması gerektiği anlamına gelmektedir. Teenni ile hareket eden, hedefine erken varır, acele eden ise geç kalır. Aceleci kimse cahilce konuşur, anlamadan cevap verir. Birini denemeden över, ardından övdüğü kişiyi yermek zorunda kalır. Böyle kimseler, şayet aceleci yapılarını düzeltme yoluna gitmezlerse, hayatları boyunca daima ihtiyat fikrinden, kontrol ve teennî şuurundan mahrum yaşar, düşünmeden karar verdikleri için de netice hep pişmanlık ve hüsran olur.

Teenni ile karar verme, sonuca ulaşabilmek için, birtakım stratejilerin ve süreçlerin uygulandığı anlamına gelir. Bu stratejiler ve süreçler, zaman alıyor gibi olsa da aceleci davranışların stresli durumlara yol açtığı, planlamalar üzerinde negatif etki meydana getirdiği görülmüştür. Çünkü stresli durumlarda bireyler, mevcut tüm alternatifleri düşünmeksizin karara varma eğilimindedirler. Problemler çoğu zaman sistematik olmayan, düzensiz bir şekilde gözden geçirilir ve çoğu alternatif çözümler de dikkatlerden kaçar. Bunun sebebi, uygulanması düşünülen çözümlerin artılarını ve eksilerini gözden geçirme için yeterli zaman ayrılmamasıdır.

İnsanın Aceleciliği

Fatiha Suresi

(خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ)

“(İnsanın tabiatında acelecilik vardır. Öyle acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır.” (Enbiya, 21/37)

Bu âyet-i kerimenin beyanı ile, acelecilik hissinin insanın varlığına yerleştirilmiş olduğu, aceleciliğin insani bir donanım olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan insan, gözünü her zaman içinde bulunduğu anın ötesine diker ve geleceği kucaklamak ister. Aklına gelen her şeyi o anda yapmak ister. Kendi zararına da olsa vaat edilenlerin hepsinin hemen gelip çatmasını arzu eder. Ancak Allah’a bağlanıp O’na dayanarak huzura eren ve her şeyini Allah’a havale ederek bekleyenler bunun dışındadırlar. Çünkü iman ve Allâh’a (cc) tevekkül, insana güven, sabır ve huzur verir.

Bu âyet-i kerîmedeki “insan” kelimesinin ihtiva ettiği mana hakkında iki görüş ileri sürülmektedir:

Birinci görüşe göre bu kelime ile insan nevi kast olunmaktadır. Bu yoruma göre, âyet-i kerimenin öncesinde anlatılan insanlar, Allah’ın azabını ve O’nun varlığını kabul etmeyi mecbur hale getirebilecek bazı delilleri acele bir şekilde istiyorlar ve “bu vaat ne zaman (gerçekleşecek)?” diye soruyorlardı. Allah (cc), onları bu tutumlarından dolayı kınayarak sanki şöyle diyor: “Sizin acele etmeniz garip değil. Çünkü sizin fıtrat ve tabiatınızda acelecilik vardır.”

İkinci görüştekilerin yorumuna göre ise ayette muayyen bir şahıs kastedilmektedir ve o da Âdem peygamberdir. İbn Cüreyc’in, Mücahid’den yapmış olduğu bir rivayette, Allah her şeyi yarattıktan sonra Cuma gününün sonuna doğru Âdem’i yaratmış, ruh Âdem’in henüz başına girmiş ama ayaklarına ulaşmamışken, “Ya Rabbi, yaratılışımı güneş batmadan önce acele ederek tamamla” demiştir. Leys’e göre, “insan aceleden yaratılmıştır” sözü ile bu anlatılmak istenmektedir.

Süddi’ye göre ise Âdem’e ruh üfürüldüğünde ruh henüz baş tarafındayken hapşırmış, melekler Âdem’e “Elhamdülillah de” diyerek uyarmışlar, o da “Elhamdülillah” demiş, ruh göz tarafına ulaştığında Cennet meyvelerini görmüş, ruh karnına ulaştığında da canı bu meyvelerden yemek istemiş, ama ruh henüz ayaklarına ulaşmamış olduğu için yürümek istediğinde yürüyememiştir. İşte bu sebeple onun evlatları da acelecilik tabiatına varis olmuşlardır.

Talepteki Acelecilik

(وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولًا)

“İnsan, hayra dua eder gibi, (bilhassa da kızıp öfkelenme anında) fenalığa dua eder (zararına olarak bedduada bulunur).  İnsan (akıbetini düşünmemekle) pek aceleci olmuştur.” (İsra, 17/11)

İnsan, istemek konusunda da acelecidir. İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua etmekte, hayrı ister gibi şerri istemektedir. İnsan, sonucuna bakmaksızın hatırına gelen her şeyi yapmak ister. Hadiselerin ne şekle gireceğini ve neticenin ne olacağını bilemez. Bir işi yaparken o işin sonunda şerle karşılaşacağından habersizdir ve bilmeyerek işin bir an önce olması için acele eder. Bazen de şerle karşılaşacağını bildiği halde kendine hâkim olamadığı için yine o işin olmasını ister. Bunun sonucu olarak insan:

1. İyilik ister gibi kötülük ister.

2. Allah’ın âyetlerini yani mucizelerini görmek ister.

Oysa gerek kötülük istemek gerekse de Allah’ın mucizelerini hemen görmeyi istemek, normal insanın davranışını ortaya koymuyor. Söz konusu tavrı belirtmek aceleci yapının ürünü olmaktadır.

Bir şeyi bekleme konusunda da insan acelecidir. Üstelik bu acelecilik vasfı onları bilgi konusunda da yanıltmaktadır. Yani aceleciliğin hâkim olduğu bir fert ya da toplumda genellikle cehalet vasfı mündemiçtir. Hatta acelecilikle cehaletin doğru orantılı olduğunu bile söyleyebiliriz.

قَالَ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّا أُرْسِلْتُ بِهِ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضاً مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هَذَا عَارِضٌ مُّمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُم بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ

“De ki: (Azabın ne zaman geleceğine dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Ben, benimle gönderilen şeyi size duyuyorum; fakat sizi cahillik eden bir kavim görüyorum.” Nihayet (azabın) geniş bir bulut halinde vadilerine doğru geldiğini görünce: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şey, içinde acı azap bulunan bir rüzgârdır.” (Ahkaf, 46/23-24.)

Âyet-i kerîmede, bu insanların acelecilik vasfının tek nedeni cehalet olarak görülüyor.

İnançsızlık veya şüphe de insanı aceleciliğe sevk ediyor, bu ortamı hazırlıyor:

يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ أَلَا إِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

“Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şura, 42/18)

Buradan hareketle inançlı kişilerin daha olgun bir yapıya büründüğünü anlamak zor değildir.

وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْناً وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً

“Rahman’ın kulları ki yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Câhil kimselerle muhatap olma durumunda kalırlarsa “Selâm” der geçerler.” (Furkan, 25/63)

âyet-i kerimesi de bu hususa parmak basmaktadır.

Bilgi ile Eğitim

Zihnimiz, hemen her gün çeşitli fikirler ve dürtülerle sürekli meşgul bir haldedir. Bütün bu zihinsel süreçlere karşı, kaliteli bir zaman, odaklanılmış fikir ve düşünceler, analiz ve senteze dayalı araştırmalar ve gerçekçi tavsiyeler en ihtiyaç duyulan kaynaklardır. Dinimizin kutsal referansları, en başta âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler, iyi ve güzel fikirleri kötü ve çirkin olanlarından ayırmak için gereken çok temel ve hayati filtrelerdir. Şayet bu kıymetli filtreler önemsenmez ve geçiştirilirse, kendimizi anlık dürtüler üzerine hareket ederken bulmamız işten bile değildir. İnsiyaki tepkilerin sonucunda ise genellikle ağır bir bedel ödenir.

Teennînin ve olgunluğun işaretlerinden birisi de yalnızca bir fikrin doğru gibi görünmesine aldanmama, karşılaştığımız ilk durumu, hemen ve doğru varsayarak yeşil ışık yakma değildir. Kısaca söylemek istersek bu durum açık bir şekilde özgüvensizlik işaretidir. Olgun insanlar, zaman içinde ilk izlenimlerinin her zaman doğru olmadığını, en güçlü sandıkları içgüdülerinin devamlı güvenilir olamayacağını, en derinmiş gibi görünen isteklerinin dahi, her zaman takip edilmemesi gerektiğini bilirler. Zamanı kıymetlendirme, analitik düşünceyi önceleme ve çok kıymetli bir yöneliş olan duaya sarılma, aceleciliğin çekiciliğinden kaçıp uzaklaşmak için, büyük önem taşımaktadır.

Ahenkli, semereli ve huzur içerisinde bir hayat için, kişi teenni ile hareket etmeli ve aceleciliğini bilgi ile eğiterek teennili davranışa çevirmelidir. Çünkü acele eden, enerji kaybı yaşar. Kendisinde gevşeklik ve bezginlik meydana gelir. Zira bir işin olması için acele eden kişi, sonuca çabuk ulaşamamanın getirdiği bir ümitsizlik hali yaşar. Böyle bir kişi, dua ettiğinde dahi, oldukça masumane bir faaliyet olan duasının, acele ile çabuk bir şekilde kabul olmasını ve gerçekleşmesini bekler ve ister. Duası kısa zamanda gerçekleşmeyince de bu defa çok önemli bir ibadet olan duayı bırakır, maksadından da mahrum olur. Halbuki Ebu Hüreyre’den (ra) gelen rivayete göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kişi acele etmediği ve ‘Rabbime dua ettim de kabul etmedi’ demediği sürece, Allâh (cc) onun duasına icabet eder.” [1]

Teenni ile davranmanın önemli sonuçlarından birisi de güvenilir olmayan birinin getirdiği habere hemen inanmamadır. Haberin doğruluğunu araştırma, hüküm vermekte acele etmeme ve basiretle davranma Hucurât Suresi, 49/6 âyet-i kerimesinin emridir. Bu ayet-i kerime indiğinde Resülullah (sas);

“Teenni Allah’tan, acelecilik şeytandandır” buyurmuştur.[2]

Teennîdeki Kıymet

Teenni ile ilgili olarak, Efendimiz (sas)’in bizlere daha başka ikazları da olmuştur. Şimdi bu uyarı ışıklarını beraberce izlemeye çalışacağız.

“İbnu Abbas’tan (ra) rivayet edildiğine göre Resülullah (sas) buyurdular ki:

İtidalli (orta yol üzere) olmak, teenni ile davranmak, hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmi dört parçasından bir parçadır.”[3]

Sa’d İbnu Ebi Vakkas’tan (ra) rivayete göre Resülullah (sas) buyurdular ki:

“Teenni, ahiretle ilgili olanlar dışında, her amelde güzeldir.”[4]

 “İbni Sa’d es-Saidi (ra), babası tarikiyle dedesinden naklediyor: Resülullah (sas) buyurdular ki:

‘Teenni, Allah Teala’dandır, acele de şeytandan.”[5]

Hz. Peygamber’le (sas) görüşmek üzere Mekke’den Medine’ye gelen bir grup, doğrudan Efendimiz (sas)’in yanına giderken, Eşec lakaplı bir sahabi, arkadaşlarından ayrılmış, temizlenip, güzel bir elbise giydikten sonra Resülullah’ın huzuruna çıkmıştır. Onun bu davranışını çok beğenen Resul-i Ekrem (sas), İbnu Abbas’tan (ra) yapılan rivayete göre şöyle demiştir:

“Muhakkak ki sende, Allah ve Resul’ünün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni.”[6]

Hz. Ali (ra) rivayet ediyor: Resülullah (sas) beni Yemen’e kadı olarak gönderdi. O sıralarda yaşım henüz küçüktü. Hüküm verme konusunda tecrübesizdim (Beni takviye için) Resülullah (sas) şöyle dedi:

Allah kalbine hidayet koyacak ve delili de sabit kılacak. Yanına iki davalı geldiği vakit, birinciyi dinlediğin gibi, diğerini de bekleyip dinlemeden sakın hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli) karar vermen için gereklidir!

Hz. Ali devamla der ki:

Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir kerecik olsun, verdiğim kararlarda tereddüt yaşamadım.”[7]

Aceleci bir ruhla hareket ederken, şeytan için bir hedef haline gelirsiniz. Çünkü acele ettiren şeytandır. Ruhumuzun bu amansız düşmanı, her zaman bizi yalnızlığa sevk etmek, ruhun ve aklın önderliğinden ayırmak, duygularımızda ve bedenimizde tutmak ister. Böylece Rahman’ın kılavuzluğundan mahrum etmeyi amaçlar. Rahman ve Rahim Allâh (cc) ise, bizlerin sakin, aceleci olmayan bir tutum ve tavırda olmamızdan hoşlanmaktadır.

Ne Yapmalı?

“Yaratan Rabbinin adı ile oku.” (İkra, 96/1)

Özellikle içinde bulunduğumuz modern süreçte ve zamanın hızlı işlediği çağımızda, acelecilik ruhu içinde davranmayı göze alamayız. Aceleci bir ahlâka sahip olmak, bütün iyi ve güzel hedef ve amaçları rayından çıkarıp etkisizleştirebilir. Ruhumuzu meâlîye ve yüceliğe yönlendirme, amigdaladan kaynaklanan anlık dürtülere ve insiyaki duygulara meydan vermeme, akıl ve bilgi ile davranma elzemdir.

Kendimizi teenni ile kontrol kabiliyeti ve yeteneği, bizde yerleşik bir ahlâk haline gelmez ise, sürekli bir stres ve yorgunluk, negatif neticeler ve istenmeyen durumlar gibi kısır döngülerden çıkmak neredeyse imkânsız hale gelebilir. Şayet önlem alınmaz ise insan ruhu, heva ve hevesin saldırılarına yenik düşmüş olur. Çünkü acelecilik, bireyin o kıymetli ruh donanımının zırhını inceltmiş, insanı koruyucu katmanlarının etkinliğini azaltmıştır.

Bu açıdan, problemler ortaya çıktığında, acele ile hareket etmek ve karar vermek yerine, teenni ile davranın ve tüm farklı potansiyel sonuçları düşünün. Aceleci davranmak çoğu zaman cazip gelebilir. Sorunları hızlı bir şekilde çözmek önemli olsa da sizi yanlış bir yola sokmayacak şekilde karar vermek daha önemlidir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“İşlerin en hayırlısı, en ortada/dengeli olanlarıdır”[8]

Düşünüp taşınarak hareket etme, faziletli bir davranıştır. Teenniden faydalanmayan kişi, sonunda kaybetmenin acısını çeker. Tecrübelerden yararlanmayan yükselemez. Ağır başlılığını, dik başlılığa, inatçılığa, serkeşliğe, isyankarlığa ve ihtiraslara karşı koruyamayan kimse, değeri yüksek, yüce ve âlî fikirlere ulaşamaz.

Sürekli aceleci davranan biriyseniz, problemlerle karşılaştığınızda olayları daha farklı bir açıdan görmek için gayret gösterin. Sizi strese sokan sonuçları anlamak için kendinize zaman verin ve acele etmeyin. Olası sonuçları görebilmek için biraz zaman harcayın. Ânın sıcağında, problemlerin yalnızca bir tarafını görebiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki her problem ve sorunun daima tek değil çok tarafı vardır.

İhtiyatlı davranarak, acele etmeden teenni ile sonuca ulaşmaya çalışma ve düşünceli hareket etme önemlidir. Şiddetli endişe, acelecilik ve stres, kişinin psikolojisinin tamamen erimesiyle sonuçlanabilir. Aceleci tepkiler, maddi ve manevi sağlığınıza uzun vadeli zararlar verebilir ve çalışma performansınızı azaltabilir. Halbuki en büyük başarıların birçoğu, baskı altında bile olsa, son derece sakin kalınarak ulaşılmış başarılardır.

Sonuç

“Yapmakta olduğunuz şeylerden başkası ile karşılık görmeyeceksiniz.” (Saffat, 37/39)

Olacak, gelecek veya gerçekleşecek bir şeyi telâş göstermeden, telâşa kapılmadan bekleme, acelecilik etmeme ve teenni ile davranma neticesinde duanın kabulüne zemin hazırlanmış olur.

Teenni ve hilim, Allâh’ın (cc) ve Resülullah’ın (sas) sevdiği iki sıfattır. İnsanlar arasında herhangi bir konuda hakemlik yapılacağında, bu hakemlik teenni ile davranıldığında başarıya ulaşır. Teenni, övgüye değer bir haslet olan sekinenin ve sakinliğin önemli bir parçasıdır.

Cenâb-ı Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden, ruhumuzda yer etmiş gibi görünen acelecilik vasıf ve ahlâkını hilim ve teenni ile değiştirmesini, bilgimizi artırmasını niyaz ederiz.


[1] Buhari, Daavât, 22.

[2] Tirmizi, Birr, 65.

[3] Muvatta, Şi’r, 17.

[4] Ebu Davud, Edeb, 11.

[5] Tirmizi, Birr, 66.

[6] Müslim, İman, 25; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/23; Ebu Davud, Edeb, 149.

[7] Ebu Davud, Akdiye, 6 (Hadis no: 3582); Ahmed, I/111.

[8] Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, C. 8, s. 275 (Hadis no: 5819); İbnu Ebî Şeybe, Musannef, C. 12, s. 71 (Hadis no: 36192); Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I/391, (Hadis no: 1247).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s