Allâh’ın (cc) Yardımı: İğâse

Musa Kâzım GÜLÇÜR

2 Eylül/2019

Bu yazımızda kısaca “yardım” anlamına gelen “iğâse” kelimesini, biiznillâh Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i sahiha çerçevesinde anlamaya çalışacağız.

Hemen herkes kabul eder ki insanların kendilerine gerekli olan şeyleri tek başına elde etmeleri mümkün değildir. Her şeyden önce İlâhî meşiet, insanı zayıf ve muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bu açıdan bütün insanlar evvel emirde Allâh’a (cc) muhtaçtırlar. Bu husus âyet-i kerimede şu şekilde beyan buyurulur:

(يَا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللّٰهِ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَمٖيدُ)

“Ey İnsanlar! Siz Allah’a muhtaç olanlarsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Hamîd’dir, hamd olunmaya en lâyıktır.” (Fâtır, 35/15)

Diğer taraftan insan, hayatını idame ettirebilmesi için türünün yardımlarına da muhtaçtır. Bu açıdan insanın sosyal bir varlık olması adeta zorunludur.

Şimdi, bu postülalar ışığında, “iğâse” kelimesini tahlil etmeye çalışalım.

“İğâse” kelimesini “ğavs” kökünden alırsak “zorluk, sıkıntı anında yardım ve nusret” manası, “ğays” kökünden aldığımızda ise “ihtiyacın hissedilir bir derecede olduğu anda gelen ve yağan yağmur” manası ortaya çıkar.

İstiğâse” kelimesi ile, ihtiyaç içerisindeki kişinin Cenab-ı Hak’tan yardımı talep etmesi ve istemesi kastedilmektedir.

İğâse” kelimesi ise, Allâh’ın (cc) sıkıntı ve zorda kalmış kimselerden dilediklerine, daha onlar istemeden “nusretini ve yardımını” göndermesidir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi celîli de çağrılara cevap veren anlamında hem “Mucîb” ve hem de eş anlamlı olarak “Muğîs”tir.

Mucîb” ism-i celilinin tezahürü olan “icâbet” kelimesi daha çok kavlî iken, “Muğîs” ism-i şerifinin tecellisi olan “iğâse” kelimesi ise daha çok fiilîdir.

Bu açıdan Cenâb-ı Hak, zorda kalan kullarının yardım çağrılarına cevap verip, yardım ve desteğini gönderen anlamında “Mucîb”, yağmur taleplerini ve ihtiyaçlarını, yağmur göndermek sureti ile gideren, böylece onları içinde bulundukları darlık, sıkıntı ve şiddetten kurtaran anlamında da “Ğıyâsu’l-Müsteğîsîn”dir.

 “İğâse” kelimesi ister, “zorluk ve sıkıntı anında yardım ve nusret”, isterse de “ihtiyacın hissedilir bir derecede olduğu anda gelen ve yağan yağmur” manasına alınsın, bu ahlâk-ı ilâhî Efendimiz (sas)’de gayet yüksek derecede mevcuttu. Nebî (sas) hemen her zorda kalmış mazlumun ve mağdurun yardımına yağan bir yağmur, çakan bir şimşek gibi koşardı.

Peygamber olmadan önceki hali de böyleydi. Peygamberliğinden sonra ise, bu yüksek seciyesi çok daha güçlü bir hale gelmişti.

Efendimiz (sas)’in, nübüvvetten önce de muhtaçların yardımına nasıl hassasiyetle koştuğu, eşi Hz. Hatîce (r. anhâ)’nın ilk vahiy geldiği andaki şahitliği ile şöyledir:

Efendimiz (sas) vahyin şiddetini yeni tanımış, bu sebeple de kalbinde bir titreme olmuştu. Hz. Hatice’nin (r. anha) yanına geldi ve: “Beni örtün, beni örtün!” buyurdu. Onu örttüler. Endişe gidinceye kadar öyle kaldı. Sükûnete erince Hz. Hatice (r. anha)’ya başından geçenleri anlattı ve “Nefsim hususunda korktum!” dedi. Hz. Hatice (r. anha) ise şöyle dedi:

“Asla korkma! Vallahi Allah seni ebediyen rüsvay etmeyecektir. Zira sen, sıla-i rahimde bulunursun, işini göremeyenlerin yükünü taşırsın, fakire kazandırır, misafire ikram edersin. Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında, halka yardım edersin!”[1]

Allâh’ın Yardımı Anlamında “İğâse”

Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allâh’ın (cc) yardımı” anlamındaki “iğâse” ve “istiğâse” kelimeleri, şimdi zikredeceğimiz âyet-i kerîmelerde şu şekilde beyan edilmektedir:

(ثُمَّ يَاْتٖى مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ فٖيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفٖيهِ يَعْصِرُونَ)

“Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyve suyu ve yağ) sıkacaklar.” (Yusuf, 12/49)

(اِذْ تَسْتَغٖيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖى مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُرْدِفٖينَ)

“O vakit siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da: ‘Ben size bölükler halinde gelecek bin melaike ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurdu.” (Enfâl, 8/9)

Bedir savaşı sırasında Cebrail (as), beş yüz meleği Hz. Peygamberin (sas) ordusunun sağına indirmişti. Ordunun bu cenahında Hz. Ebu Bekir (ra) vardı. Mikâil (as) de beş yüz melek ile, ordunun sol cenahına indi. Burada da Hz. Ali b. Ebu Talib (ra) bulunuyordu. Melekler insan şeklinde idiler ve üzerlerinde beyaz elbiseler vardı. Bu bin melek, Bedir’de bizzat savaşmıştır.

Sahabeler, hiç kimseyi görmedikleri halde, kâfirlerin atlarından tepetaklak düştüklerini, önlerindeki müşriklerin, görmedikleri kimseler tarafından etkisiz hale getirildiğini müşahede ediyorlardı.

(اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنٖينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُنْزَلٖينَ)

“O vakit (Bedir’de), müminlere şöyle diyordun: “Rabbinizin, üç bin melek indirmekle size yardımda bulunması, size yetmez mi?” (Ali İmran, 3/124)

بَلٰى اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَاْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُسَوِّمٖينَ

“Evet, eğer siz sabrederseniz ve Peygambere itaatsizlikten sakınırsanız, düşmanlarınız da hemen üzerinize gelecek olurlarsa, Rabbiniz size üniformalı (hususi birtakım nişanlarla alametlendirilmiş) beş bin melekle yardım edecektir.” (Ali İmran, 3/125)

Ahirette Ceza Çekenlerin Yardım İsteği

Şimdi zikredeceğimiz âyet-i kerîmede “iğâse” kelimesi, inançsız kimselerin dâr-ı cezâda karşılaşacakları küçültücü ve alçaltıcı yardım taleplerini anlatmaktadır:

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَاِنْ يَسْتَغٖيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِى الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءَتْ مُرْتَفَقًا

“De ki: ‘İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.’ Şu da bir gerçektir ki Biz o zalimlere, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış olan müthiş bir ateş hazırladık. Eğer susuzluktan feryat edecek olurlarsa kendilerine erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir. O ne fena bir içecektir ve cehennem ne fena bir barınaktır!” (Kehf sûresi, 18/29)

Yağmur Manasına “İğâse”

Şimdi zikredeceğimiz âyet-i kerîmeler ise, “yağmur” manasına gelen “iğâse”yi beyan etmektedir:

(وَهُوَ الَّذٖى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِىُّ الْحَمٖيدُ)

“O’dur ki insanlar artık ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir, rahmetini her tarafa yayar. O, gerçek dost ve hâmidir, bütün övgülere ve hamdlere lâyıktır.” (Şûrâ, 42/28)

Ümit kesildikten sonra yağmurun gelmesi, insanları şükre daha fazla sevk eder. Çünkü bir belaya uğradıktan sonra, nimeti elde etmekten duyulacak sevinç, daha yüksek olur. Böylece o nimete ulaşanın, şükrü daha fazla olur.

اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْاَرْحَامِ وَمَا تَدْرٖى نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرٖى نَفْسٌ بِاَىِّ اَرْضٍ تَمُوتُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ

“Kıyamet saatinin ne zaman geleceğini yalnız Allah bilir. Yağmuru da O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Her şeyi mükemmel tarzda bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’tır.” (Lokman, 31/34)

Bu beş hususu yüce Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Bunları ne mukarreb bir melek ne de mürsel bir nebi bilebilir. Her kim bunların herhangi birisini bildiği iddiasında bulunacak olursa, Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr etmiş olur.

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“İyi bilin ki dünya hayatı; bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Âhirette ise kâfirler için şiddetli bir ceza, müminler için ise Rab’leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet, dünya hayatı bir aldanma metâından başka bir şey değildir.” (Hadîd, 57/20)

Bu ayet-i kerimedeki temel maksat, dünyanın halinin önemsizliğini, ahiretin ise saygınlığını ortaya koymaktır. Cenâb-ı Hak, dünya hayatını şu vasıflarla nitelemiştir:

1) “Dünya hayatı bir oyundur.”

Oyun, daha çok çocukların yapacağı bir iştir.

2) “Dünya hayatı bir eğlencedir.”

Eğlenceler sona erdiğinde, genel olarak geride bir hayıflanma ve hasret duygusu kalır. Çünkü insan, eğlence sona erdikten sonra, malının ve ömrünün gittiğini, lezzetin ve zevkin son bulduğunu, ortada herhangi bir şey kalmamasına rağmen, nefsinin bunlara karşı bir özlem duyduğunu görür. Böylece de zarar verici hususlar ve hasretler birbirini takip eder.

3) “Dünya hayatı bir süstür.”

Süs ve süslenme, çirkin olanı güzelleştirmeye çalışma, noksan olan şeyi tamamlama hususunda çaba göstermedir. Zâtı gereği son bulacak ve eskiyecek olan dünyaya ait unsurlar, süsleme ile baki hale gelebilecek midir? Elbette hayır. Bu durumda yüzlerimizi Baki i Hakîkiye çevirme en anlamlı bir faaliyet olacaktır.

Hayat boyunca hep dünya süsünü elde etmeyi hedef haline getirme, âhiret için çalışmayı önemsememe, ancak mağrur bir ruhun, yanılmış ve gafletteki bir benliğin amacı olabilir.

4) “Dünya hayatı, kendi aranızda karşılıklı övünmedir.”

Bu övünme ya nesep bakımından yahut da güç, kuvvet ve taraftarlar bakımındandır. Halbuki, bütün bunlar fani, zâil ve sona eren unsurlardır.

5) “Dünya hayatı, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır.”

Kişi, malını, Allah’ın gazabının söz konusu olduğu yerler için toplar ve o malı sayesinde Allah’ın dostlarına tepeden bakar. Böylece malını, Allah’ın gazabına sebep olacak şekilde kullanmış olur.

Cenâb-ı Hak, dünya ve içindekilerin, mutlaka bu kısımlardan biri ile ilgili olacağını bildirmekte, kişinin bunlardan yüz çevirip de kendisini ve ahiretini mamur edecek şeylere yönelmesini istemektedir.

Bunun için de Cenâb-ı Hak, bu dünya hayatı için bir benzetme yapmakta ve: “Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir.” buyurmaktadır.

Bu ayetin bir benzeri şu şekildedir:

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ مُقْتَدِرًا

“Onlara dünya hayatı ile ilgili olarak şu benzetmeyi anlat. “Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Bu su ile yeryüzünün bitkileri birbirine karışmış, nihayette ise o bitkiler kuru bir çöp kırıntısı haline gelmiş ve rüzgârlar da onu savurmuş atmıştır. Allah her şeyin üstündeki bir kudret sahibidir.” (Kehf, 18/45)

Efendimiz (sas)’in İğâse ile İlgili Bazı Hadîs-i Şerîfleri

Resülullah’ın (sas), ahirette inanan insanlara yardım edebilmesinin yollarından birisi de kişinin bilerek birtakım yanlışlıklar içerisine girmemesidir. Şayet bilerek hırsızlık, gasp vb. haller inanmışlığına rağmen bir kimseden sadır olmuşsa, Resülullah (sas) bu insana yardım edemeyeceğini beyan etmektedir.

“Ebu Hüreyre’den rivayete göre Resülullah (sas) (bir gün) kalkıp ğulül’ü (ganimet malından çalma) hatırlattı. Ğulülün kötülüğünü, günahının oldukça büyük olduğunu belirtti ve bu meyanda şunları söyledi:

‘Sakın sizden birisini, kıyamet günü, beraberinde kişnemesi olan bir at, yanında böğürmesi olan bir deve, boynunda (başkalarından gasp edilmiş) altın ve gümüş ve üzerinde (helalinden kazanılmamış) elbiseler olduğu halde gelip de;

‘Ey Allah’ın Resulü, bana yardım et (eğisnî)!’ diye yalvarır ve kendimi de cevaben:

‘Senin için hiçbir şey yapamam, ben sana tebliğ etmiştim.’ der bulmayayım.”[2]

Efendimiz (sas), inanmış bir insanın, etrafına faydalı olmasını, acziyet göstererek mazeret üretmemesini, şayet düşünecek olursa aksiyonda olabileceği bir durumun mutlaka bulunabileceğini hiçbir kapalılık kalmayana kadar izah etmiştir.

Ebu Musa’dan rivayete göre Resülullah (sas):

‘Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir’ buyurunca kendisine:

‘Ya bulamayan olursa?’ diye sorulmuş,

‘Elinden hangi iş geliyorsa onu yapar, böylece hem şahsı için harcayıp hem de tasaddukta bulunabilir’ cevabını vermiştir.

‘Ya çalışacak gücü yoksa?’ diye tekrar sorulmuş,

‘Şayet öyle ise, darda kalmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder’ demiştir.

‘Bunu da yapabilecek bir durumu yoksa?’ diye sorulmuş,

‘O takdirde de iyiliği ve hayrı emreder’ demiştir.

‘Bunu da yapamıyorsa?’ diye tekrar sorulunca,

‘Kendisini hiç olmazsa başkasına kötülük yapmaktan alıkoyar. Zira bu da bir sadakadır’ buyurmuştur.”[3]

“Ebu Said el-Hudri’den rivayete göre Resülullah (sas) (bir gün):

‘Sakın yollarda oturmayın!’ buyurmuştu.

‘Ya Resulallah’ dediler, ‘oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz.’

‘Mutlaka oturacaksınız, bari yola hakkını verin!’ buyurdu. Bunun üzerine:

‘Ey Allah’ın Resulü, yolun hakkı nedir?’ diye sordular.

‘Gözlerinizi kısmak, (gelip geçeni) rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker yapmaktır!’ buyurdu.”[4]

Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını kaldırırsa, Allâh da onun, kıyamet günü sıkıntılarından bir sıkıntısını kaldırır.”[5]

Sonuç

İğâse, mazlum ve mağdura yardım, Allâh’ın rızasına ulaşmada önemli bir vesiledir. Fertlerin yardımına koşmanın, o toplum için huzur ve emniyetin oluşması ve yerleşmesinde büyük rolü vardır.

Muhtaç kişilere yardım etme kardeşliği, fertler arası muhabbeti, kaynaşmayı, birlik ve beraberliği hâsıl eder.

Muhtaca yardım etme, insanın Kıyamet gününde kurtuluşuna vesile olabilir. Sadaka veremeyecek derecedeki bir insan dahi, diğer fertlere yardım etmekle sadaka vermiş sayılır.


[1] Buharî, Bedü’l-Vahy, 3.

[2] Buhari, Cihad, 189; Müslim, İmaret, 24.

[3] Buhari, Zekât, 30, Edeb, 33; Müslim, Zekât, 55.

[4] Buhari, İstizan, 2; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 4/291.

[5] Buhârî, Meẓâlim, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/104, II/274; Müslim, Birr, 58

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s